Selim FERAT
Selimferat@web.de
1998 yılında Berlin’de gerçekleştirilen Şerefxan Konferansı’nda, Ermenistan’ın sömürge Kürdistan’ın sömürgesi olduğunu belirttiğimde, Ermeni halkının dostu, saygın hocalarımdan İsmet Sherif Vanly, titizlikle azarlamıştı.
Tedirginliğinin, Kürdistan topraklarından bir karış bile feragat etmeyen duruşuyla, asil ruhlu, rafine bir Kürt prensinin takınması gereken historyal role atıfta bulunmasına dayandığını, sonradan idrak etmiştim.
Konuyu daha detaylı konuştuğumuzda. Kaybeden Kürtler‘in, kaybeden Ermeniler’e gecikmiş bir empati duyduklarını anladım.
Kürt Beylerinin Ermeni Soykırımına katılmadıkları tezi geleneğinin kırılmadığını gördüm, hala da öyle.
Onlara göre, sadece bazı Kürt aşiret reisleri öncülüğünde Ermeniler öldürülmüş, Kürtler Osmanlı katliamına katkıda bulunmuş oluyorlar.
Çözümleri: eğer şimdilerde revaçta birkaç Kürt şahsiyeti sahneye çıkıp, Ermeni halkından özür dileyip; "biz de suçluyduk“ derlerse, tarih bugünkü Kürtler’i aklayacak.
Ancak, böylesi tarihi söylevler, "Gavur“ Ermenilerin soykırımına katılan Kürtler, bugüne nasıl bir miras bıraktılar sorusuna cevap olur mu?
Ermenileri katledenleri, bey ve şeyhlerin sevk ve idare ettiğini düşünün;
Tarihi hortlatın; suçu işleyenler, yani Ermeniler’i ahırlarda yakanlar, onları uçurumlardan atanlar, sıradan Kürtlerdi.
Hitler’in "Gönüllü Cellatları" kitabının yazarı Goldhagen: "suçluyu suç işlemeye yönelten neydi“ sorusunu burda nasıl cevaplayabiliriz?
Anti-gavur/Ermeni kültüre dayalı geleneğe sahip ortalama Kürt tipolojisi, Kürtler’in Ermeni Soykırımına katılmasına yol açtı.
Kürdistan ve Ermenistan topraklarının adı o dönemdeki Kürtler’e göre, müslüman demografyasının egemen olduğu topraklardı.
Ve Ermeniler, 1860 Berlin Konferansı temelinde aynı zamanda bu toprakları da kapsayan bir coğrafyada bir "Gavur Devleti“ kuracaklardı.
Bu korku Osmanlı devleti tarafından Kürt aşiret reislerine kanıksatılmadı.
O dönemde Kürt toplumunun sosyal genlerine yüklü gavura karşı olma, anti-Ermeni olmakla eşdeğerdi.
Böylece soykırımına katılan Kürtler, Ermeniler’i katletmeye mecbur edilmediler; bunu gönüllü, müslümanlık adına yaptılar.
Önemlisi, soykırıma katılan Kürt yoksulu, talandan pay kapma şansına sahip oldu.
Kaynaklara göre 60’ı aşkın Kürt aşireti Hamidiye Alaylı ünvanını alarak, Kürt-Ermeni ilişkilerini Ermeniler aleyhine askıya aldı.
Ermeni kardeşin yerini, mallarına el konması caiz Gavur’a bırakması, fünyeyi fitilledi ve artık Kürtler’in Ermenileri katletmesinin önüne geçecek dünyevi bir güç yoktu; Allah vardı!
Hamidiye Alaylarının kurulmasıyla birlikte, sömürge Kürtler, sömürge edinme icazetine sahip oldular: Kürtlerin kollektif anti-Ermeni kültürü, deyim yerindeyse Sömürge Kürdistan’a sömürge Ermenistan (Batı Ermenistan) edinme fırsatı verdi.
Örneğin, Kürtler’in milli kahraman olarak addettikleri Kör Hüseyin Paşa’nın Ermeni Soykırımına aktif olarak katılması ve fiili katledenlerin halktan gelen "gönüllü cellat" olmaları, tarihe gri bir gölge gibi düştü.
40.000’e yakın süvari ve piyade Hamidiye Alayları gücü olarak Ermeni Soykırımına büyük bir ölçüde katılmıştı. Bazı kaynaklara göre Hamidiye güçleri 300.000’e yakın Ermeni’nin öldürülmesinden sorumluydu.
Sonuçta tarihi, vicdani ve kardeşçe bir muhasebe gerekli; Rojava örneğindeki gibi cesur olmak gerekli. Ermeniler’in topraklarına geri dönmesine yol açacak ve onlarla Kürtler’in birarada yaşamasına yol açacak tarihi adımlar atılmalı.
Bir hakikat süzgeci, Kürtler’in Ermeni Soykırımına ortak olduklarını ispatlayacak ve Kürtler’in kendi çıkarları uğruna bu soykırımına bulaştıklarını ortaya çıkaracak kadar gerçekçi.
Aksi takdirde, Ermeniler’i, Kürtler kendilerini katlettikleri için, onlardan özür dilemeye mecbur edecek bir çaba içerisinde olursunuz!