İngiltere Gündemi


Gemiyle Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalışan 800 kaçak Afrikalı göçmenin ölüm haberi vicdanı olan herkesin içini sızlattı. Son bir yılda binleri geçmiş ölümlerden, realiteden bahsediyoruz. Katliam gibi. 

AB üyesi devletler trajedi sonrası insan kaçakçılığının önüne geçmek için işbirliğine gitme kararı aldılar da, nafile. Her felaket sonrası aynı terane. Her gemi faciasından sonra biraraya geliyorlar ama nafile. Batan her göçmen gemisinin ardından AB ülkelerinin yaptığı tek şey timsah gözyaşları dökmek. Göçmenlerin ölümü nedeniyle herkes birbirini suçladı. Kimi Brüksel'i sorumlu tutarken, kimi de Avrupa Komisyonu'nu suçluyor. AB ülkeleri, Komisyon'a harekete geçmesi çağrısı yapsa da çözüm için para ortaya koymuyorlar. Yani boş demagoji yapıyorlar.  Gündemde öne çıkarılan ise insan kaçakçılığını yürüten şebekeler ile onların insanlık dışı muameleleri. Şebekelere odaklanarak milyonları görmezden gelmemizi istiyorlar. Sanki tüm şebekeleri ortadan kaldırsalar, göç sorununu halledebilirlermiş gibi. Sanki, Afrika’da yaşayanların harika bir hayatı var da şebekeler bu kişilerin aklını çelip, paralarını alıp, onları gemilerle ölüme götürüyor. 

Avrupa'nın Afrika ile ilişkisi de ABD'nin Meksika'yla ilişkisine benzetilebilir. Washington yönetimi, Meksikalıların kaçak yollarla Amerika’ya girmelerini engellemek için envai çeşit yöntem uyguladı. Meksikalıların sınırı geçmesini engellemek için milyar dolarlara mal ettiği tel örgülü, ışıklandırmalı, çift şerit otoyollu sınır bile oluşturdu ABD. Amerikalı hudut muhafızları eli tetikte geziniyor bu sınırlarda.  Peki tüm bunlara rağmen geçişi engelleyebiliyorlar mı? Hayır. Her sene yüzlerce Meksikalı bu sınırı geçmeye çalışırken hayatını kaybediyor. 

Hikaye de çok basit. 'Beyaz adam' tarafından pek çok Kızılderili'nin ülkelerinden zorla çıkartılıp hatta öldürülmesiyle sonuçlanmış bir 'büyük Amerika' yaratıldı. Uygarlıklar barındıran bir kıtanın sözde keşfi. 500 yüzyıl sürecek sömürgecilik faaliyetleri sonucunda zenginleşen Batılı devletlerin emperyalist güçler olarak küreselleşme çağını başlatmalarına sebebiyet veren olay.  Avrupa’nın Afrika ülkeleriyle ilişkisi de işte Amerika ve Meksika ile olan hikayesine çok benziyor. Yüzyıllarca sömürüden sonra sınırları daha sıkı kontrol ederek ölüme gönderiliyor 'yığınlar'.  Peki ne mi yapılmalı? Afrika ülkelerine dış yatırımı teşvik edecek ilişkileri kurulmalı. Avrupa’nın yüzyıllardır sömürüyle Afrika’dan aldığını geri vermesi kafi. Sınırlara daha fazla muhafız koyarak olmaz bu işler. Eski bir Kızılderili atasözü durumu iyi açıklıyor: Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; 'topraklarınızı alacağız' dediler ve aldılar.