
7 Haziran seçimlerine sadece iki gün kaldı. Neredeyse üç aydır hemen hemen her gün seçimleri konuşuyoruz. Bütün toplum AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ötekileştirici üslubundan öylesine bıktı ki; insanlar seçimler dolayısıyla ortaya çıkan fırsatı değerlendirmek, bu seçimlerde AKP ve Tayyip Erdoğan’ın burnunu sürtmek istiyor.
Genel olarak seçmenler çok farklı hatta bazen birbirine zıt nedenlerle motive olmuş olsalar da; 7 Haziran seçimleri AKP seçmeni dışındaki bütün çevrelerde muazzam bir heyecan yarattı. AKP iktidarına kadar, “bu devlet bizim” algısıyla yaşamış olan CHP ve MHP seçmeni önümüzdeki seçimleri dışlanmış oldukları devlete ve düzene yeniden tutunmanın bir fırsatı olarak görüyor. HDP ise bu seçimleri bütün bileşenleri ile bir demokrasi şölenine dönüştürdü…
Ancak MHP seçmeninin heyecanını parti yönetiminde göremiyorsunuz! Topluma yeni hiçbir şey söylemiyorlar. Bütün seçim süreci boyunca MHP ve Devlet Bahçeli -ki Recep Tayyip Erdoğan’dan daha dürüst bir adamdır- “çözüm süreci” “yıkım ve ihanet” sürecidir, “MHP iktidar olursa çözüm sürecini bitirecek” gibi, seçmen açısından yeni hiçbir şey ortaya koymayan saçma sapan bir kampanya yürüttü.
Hatta böyle yaparak; seçimler sonrasında AKP ile koalisyona açık bir kapı da bırakmak istiyorlar. Dikkat edilirse seçim süreci öncesi MHP’nin AKP ve Tayyip Erdoğan’a yönelik üslubu daha sertti. Devlet Bahçeli bütün seçim dönemi boyunca kendini tekrar etti; ancak iktidara yönelik eleştirilerinin şiddetini artırmadı.
Şimdilerin hızlı AKP ve Tayyip Erdoğan hayranı Etyen Mahçupyan’ın; “AKP mecliste tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamazsa muhtemelen MHP ile koalisyon yapacak” diye yazması şimdiden bu senaryonun hazırlıklarının yapılmaya başlandığını göstermektedir. Muhtemelen MHP de bu pazarlıkların bir tarafında olduğu için AKP ve Tayyip Erdoğan’a olan eleştirilerin dozunu artırmamaya özen gösteriyor.
CHP ise ön seçimlere giderek kendi içinde fena olmayan bir başlangıç yaptı. Bu yolla parti yönetimi bir komplo ile parti içi iktidar olmuş olmanın yaratmış olduğu meşruiyet sorununu bir nebze de olsa aşmış oldu. Eğer önümüzdeki seçimlerde çok büyük bir oy kaybı yaşanmazsa Kılıçdaroğlu birkaç yıl daha genel başkanlığı güvenceye alınmış gibi gözüküyor.
Ancak kamuoyu araştırmalarına bakılırsa CHP yönetiminin asıl büyük yanılgısı; “AKP/seçmen” ilişkisini sadece ekonomik meselelere bağlamış olması. Sosyal devleti; demokrasi ve özgürlüklerden kopararak değerlendiren bu anlayış toplumda yeterince ilgi uyandırmış gibi gözükmüyor.
CHP yönetimi hala “refah toplumu ve özgürlükler” arasındaki ilişkiyi anlamakta zorlanıyor. Topluma özgürlük, demokrasi ve refahı birlikte vadetmek yerine refah vaadini özgürlük vaadinden koparıp onu da oy koşuluna bağlamıştır.
AKP kuruluşundan günümüze insanların oyunu almak için onların yoksulluklarını suistimal etse de; asıl olarak yükselişini ve iktidara gelişini bütün bir toplumda yarattığı; özgülük ve adalet beklentisine borçludur. Yine aynı sebepten dolayı AKP iktidarını kaybedecektir; çünkü bu kadar saçmalıktan sonra AKP seçmeni de dahil artık hiç kimse; AKP ile daha adil, daha özgür bir Türkiye’ye inanmamaktadır.
Bu seçimlerin gerçek anlamda tek kazananı, HDP şahsında Kürt Özgürlük Hareketi ve tüm HDP bileşenleri olmuştur. Seçimlerden nasıl bir sonuç alınırsa alınsın; artık hem iç kamuoyu hem de uluslararası kamuoyu; HDP’nin toplumda yarattığı heyecandan haberdardır. Artık hiç kimse; bu toplumsal heyecana, bu özgür olma, demokratik bir toplumda yaşama isteğine ilgisiz kalamaz.
Seçmenler parti tercihlerini birçok sebepten dolayı çok kısa sürelerde değiştirmezler; ancak AKP’nin baş aşağı gidiş süreci başlamıştır, bir süre sonra bu süreç daha da hızlanacaktır. Kürt halkı ve demokratik kamuoyu bu seçimlerde üzerine düşeni yapmalı; asla rehavete kapılmamalıdır.
Asla bir oydan ne olacak diye düşünmemeli; oyumuzu mutlaka kullanmalı, etrafımızı da seçimlerde HDP’nin başarısı için seferber etmeliyiz.
Özgür bir ülke, demokratik ve barış içinde bir toplum bize bir oy kadar yakın olabilir, bugün bunun hakkını vermezsek yarın çok pişman olabiliriz!