Ancak halen hiçbir adım yok. Sanki bu süreç sonsuzmuş gibi bir yaklaşım var. Oysa KCK yetkililerinin açıklamasından bu sonuç çıkmıyor ya da ben böyle anlamıyorum. Seçim süreci sonuna kadar somut adımlar atılmazsa yaşanan ateşkesin bozulacağına dair şimdiye kadar birçok açıklama yapıldı.
O halde ne bekleniyor? AKP, cemaat veya dış güçlerin saldırılarını gerekçe yaparak kendisini kurtaracağını mı düşünüyor? Kürtleri bir kez daha oyalayarak cemaatle veya dış odaklarla tekrar bir ittifak yapmaya mı çalıyor?
Bu soruların nasıl yanıtlanacağını önümüzdeki dönemde izleyeceğiz. Ancak şurası bir gerçek ki; zaman daralıyor ve son iki aya girmiş bulunmaktayız.
Bu iki ay içerisinde hasta tutsaklar bırakılacak mı?
Anayasal-yasal düzenlemeler yapılabilecek mi?
Özel Yetkili Mahkemeler'in kaldırılması tartışılıyor. Ancak ne zaman adım atılacak?
Yeniden yargılama tartışmaları içerisinde KCK tutsakları zikredilmiyor. Yeniden yargılama başlayacak mı? KCK tutsaklarını kapsayacak mı?
Son iki ayda gerçekten bunları AKP Hükümeti geliştirebilecek mi ya da bu gelişmelerin yaşanacağı yasal zeminler oluşacak mı?
Hükümet yetkilileri adım atmak yerine birşeyler söylüyor. Ama hükümet için söz söyleme değil, adım atma zamanıdır.
Son dönemde çözüm sürecine dönük en önemli gelişmelerden bir;i Barış İçin Kadın Girişim İnisiyatifi'nin çözüm raporu oldu. Rapor son derece kapsamlı. Toplumun her kesimini kapsadığı gibi, çözüm toplumsal inceliklerine ve beklentilerine de hitap ediyor. Özellikle AKP'nin inkar ve imha politikaları ile yüzleşmesi gerektiği, toplumsal barışın sağlanması için yapılabileceklerin altını çiziyor. Yine esas barışın tabandan gelişeceğini, kadınların buna müdahil olmasının önemi üzerinde duruyor. Aslında barış aklının kodlarını belirtiyor bu rapor.
Barışın toplumsal kodlarını ve acil atılması gereken adımların açıklandığı rapordan kısa bir kesit paylaşmak daha anlamlı olabilir;
"...Erkekler, barış sürecini egemenliğin yeniden paylaşılması olarak algılarlar. Oysa kadınlar için önemli olanların başında savaşın toplumsal dokularda yarattığı zararın onarılması, tazmin ve telafisi gelir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de erkekler ve egemenler arasındaki silahlı savaş dursa dahi, gündelik hayatta yaşanan ırkçılık, cinsiyetçilik ve eşitsizlik devam etmektedir. Ancak görünmez, konuşulmaz olmuştur. Örneğin, hem Kürtlerin zorunlu göç deneyimi hem de Suriye'den gelen Arap, Alevi ya da Kürt göçmen kadınların uğradığı ayrımcılık, taciz ve tecavüzler, savaşın gündelik hayatta kadınlara daha fazla şiddet uygulanması anlamına geldiğini göstermektedir. Kadınların siyasi olarak özne ve muhatap haline gelmesi, güçlenmesi, görünür olması ve karar mekanizmalarına katılması bu tür toplumsal çatışmalara ve ayrımcılıklara karşı en büyük güvencedir...
Bilindiği gibi dünyada yaşanan barış süreçlerinin sonunda iki hedefin gerçekleşmesi beklenir. Bunlardan birincisi iktidarın demokratik bir şekilde yeniden paylaşılmasını ve eşit katılımı sağlayacak düzenlemeler, diğeri ise toplumsal barışın inşasıdır. Bu hedefler doğrultusunda benimsenen yöntemler ise dört başlık altında özetlenebilir: 1) Anayasal ve yasal düzenlemeler, 2) Savaşta işlenen suçların açığa çıkarılarak yargılanması ve mağduriyetlerin tazmin ve telafisi, 3) İnsani güvenliği sağlayacak reformlar, 4) Silahsızlanma ve silahlı güçlerin topluma ve siyasi yaşama katılımı. Bugün itibariyle Türkiye'de bunların hiçbiri ile ilgili olarak bir adım atılmamıştır..."
Son iki ayda çözüm için pratik adımlar atılmasını daha güçlü istemek, aciliyetini daha fazla hissettirmek zamanıdır.
Son iki ay ve çözümün kodları
Türkiye gündemi Aralık ayından bu yana AKP-Cemaat örgütü kavgasına ve bu kavganın yarattığı sonuçlara kilitlenmiş durumda. 30 Mart yerel seçim sürecine iktidar çatışması gölgesinde hazırlanan partiler, tarafların ortalığa saçtığı gündemlerin peşinden de kazanç sağlamaya çalışıyor. Oysa Türkiye halklarının en temel demokratikleşme sorunu halen ortada duruyor. Bir yılını geride bırakan çözüm süreci için belirlenen zamanın sonuna doğru geliniyor ve kimseden çıt yok. KCK yetkilileri çözüm için acil adım beklerken, AKP; Gülen örgütünün saldırılarını gerekçe göstererek, yapması gerekenleri görmezden geliyor. Artık 'nur topu' gibi bir mağduriyet gerekçesi de oluştu. Oysa bir buçuk aydır öngörülü kesimler, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye'nin demokratikleşememesinin sonucu olarak bu sorunların ortaya çıktığını; AKP'nin ancak demokratik, anayasal ve yasal düzenlemeler ile hem kendini kurtarabileceğini, hem de çözüm sürecinin gelişebileceğini söylüyor, yazıyor ve konuşuyor. Yolsuzlukların da şeffaf zeminde çözülmesinin AKP'nin kazancı olacağı dillendiriliyor.