Elmalarla armutlar kıyaslanmaz derler. Ama gene de bir denemekte yarar var.

Türkiye’deki yerel seçimlere saatler kaldı. Seçim yerel ama konuşulanlar hiç de yerel konular değil. Tam tersine yerel konular gündeme bile gelmedi diyebiliriz.
HDP’ye yönelik olarak devlet tarafından organize edilen linç saldırıları aralıksız sürdü. HDP bazı yerlerde seçim çalışması yapmayı bırakın seçim bürolarını bile açamadı.
Hem AKP hem de muhalefet partileri seçimleri bir referandum durumuna getirdi. Ama neyin referandumu o bile konuşulmadı. Seçimlerden önce başlayan kaset furyası hala devam ediyor. Herkes heybelerdeki büyük turpları bekliyor. Şantaj-montaj-gerçek birbirine karıştı. Bakalım daha ne kasetler çıkacak? Bu kaset furyasının seçimlerden sonra da sürmesi beklenir.
19 Mart’ta Hollanda’da da yerel seçimler yapıldı. Öyle büyük mitingler yapılmadı. Yollara-duvarlara yazılar yazılmadı. Partiler, belli yerlere yerleştirilen reklam panolarına afişlerini astılar. Bazı panolar dolmadı bile. Seçime katılımın yüzde elliyi bulması başarı sayılıyordu. Amerika’daki Hollandalılar “N’olacak bu memleketin hali?” deyip harekete geçmediler. Yurtdışındaki Haarlemliler, Maastrichtliler vb. dernekler harekete geçip seçim kampanyası yapmadı. Uzaklardan beddua üfüren hocaefendiler de peydahlanmadı. Seçim çalışması yapan partiler taşlanıp insanlar linç edilmedi. Polis-belediye-jandarma linççilerle birlikte sol parti binalarını basıp tabelalarını indirmedi. İktidar partileri “Bu bir ulusal kurtuluş savaşıdır” diye ortalığı telaşa vermedi. Muhalefet partileri “Vatan tehlikede” demedi. “Hollanda bölünüyor” diye caz yapan da olmadı. Vatan haini de yok, vatan kurtarmaya kalkışan Şabanlar da.
24 saat “Acaba bugün ne kaset çıkacak?” diye kimse heyecanlanmadı. Çıksa da kimsenin umurunda olmazdı. Burada Türkiye’deki gibi kimse şok seks kasetleri beklemiyor. Başkasının insan haklarını gasp edenlere göre oy vermiyor. Çok yıllar önce, hiç de zorunlu olmadığı halde bazı adayların özgeçmişine “Eşcinselim, şu yaşta, şu meslekte arkadaşımla birlikte yaşıyorum” diye yazdığı bir ülkede seks kaseti imal edenler, iflası en başta garanti etmiş demektir. Dolayısıyla kendilerini rezil ederler. Bu nedenle facebook, twitter-mivıttır ve youtube’u yasaklamak hiçbir aptal siyasetçinin aklına bile gelmedi.
Buradaki sistemi ve demokrasiyi çok beğendiğim sanılmasın. Tersine “Emperyalizm kadife eldiven içindeki çelik yumruktur” diyen büyüklerimizin sözleri her daim beynimde. Unutmak istesem de her gün bana hatırlatıyorlar. Ekonomik krize paralel olarak gelişen-geliştirilen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı da cabası. Ama sistemin genelde kabul görmesi, karşı olanlarında acilen değiştirme umuduna-gücüne sahip olmaması, partiler arasındaki farkların sistem karşısında aşınıp silinmesi siyasi yaşamı da donuklaştırıyor. En altta olan yabancı kökenliler bile seçimlerde oy kullanmaya pek hevesli değil.
Türkiye’de ise durum tamamen tersinedir. Ateş çemberi olan bir Ortadoğu ve 12 Eylül faşizminin cenderesinde ayakta durmaya çalışan ama can çekişen bir sistem var. AKP-CHP-MHP bu sistemi ayakta tutmaya ve ranttan pay kapmaya çalışan sistem partileridir. Hiçbiri 12 Eylül anayasasına karşı çıkmıyor. Bunu bırakalım, anadilde eğitim hakkını, Alevilerin Cem evlerini bile kabul etmiyorlar. Devlet okullarında zoraki din dersine bile karşı çıkmıyorlar. Barışçı-demokratik çözüm yerine hala kirli imha-tasfiye savaşında inat ediyorlar. Halk bu sistem partileri arasındaki rant kavgasından bıkmış durumda iken bir de cemaat çıktı başına. Bu kargaşa içinde AKP oy kaybetse de birinci parti olarak seçimden çıkacak gibi görünüyor. Halk hırsızlıkları-yolsuzlukları çok sevdiği için değil, bir seçenek göremediği için çaresizdir. Bugüne kadar bir iki istisna dışında hangi siyasetçi hırsızlık-yolsuzluktan yargılanıp da cezalandırıldı?
Bu durum AKP’ye oy verenleri fazla azaltmıyor. Ama bu durum iktidar olmaya yeter mi?
Sistem ve AKP başta, sistem partileri inişe geçmiş bulunuyor. Deyim yerindeyse uzatmalar oynanıyor. Turpun büyüğü yani son kaset seçimlerden sonra gelecek. Ezilen tüm halklar bütün meydanlarda ve sokaklarda bu kaseti canlı olarak çekecek. 30 Mart seçimleri bu mücadelenin bir dönüm noktası olacaktır. Bütün baskılara rağmen halkın BDP ve HDP etrafında toplanması ve bunun seçim sandıklarına açık olarak yansıması önemlidir. Böylece, vesayetçi sisteme ve her türlü vesayetçiliğe son vererek, halkın özgür iradesine dayanan yeni bir dönem açılacaktır.