Türkiye Cumhuriyeti bir seçimi daha geride bıraktı. 7 Haziran’da gerçekleşen seçim, Türkiye’nin diğer seçimlerinden oldukça farklıydı. Diğer seçimlerde iktidara gelecek güçler oylanırken, bu seçimde ise rejimin geleceği oylandı. Seçimi bu kadar önemli kılan durum buydu. AKP ve etrafında örgütlenen güçler, Osmanlı’dan beri kaybettikleri ve AKP ile elde ettikleri iktidar ve çıkarlarını korumaya dayalı ve başkanlık sistemi söylemiyle şekillenen bir politika izledi. CHP-MHP ve etraflarında örgütlenen, Cemaat’in de desteklediği güçler ise, kaybettikleri iktidarlarını geri kazanma arayışına girdi. HDP çatısı altında birleşen barış, özgürlük ve demokrasi güçleri ise Yeni Yaşam’ı yaratma politikasını izledi. Türkiye seçimi bu üç eğilim ekseninde gelişti. Bütün tartışmalar, bu eksende oldu.

Bu seçimi daha doğru ve objektif değerlendirebilmek için seçimin geçtiği koşulları görmek ve ona göre değerlendirmek önemlidir.


Savaş boşa çıktı

2013 Newrozu’nda Önderlik, ilan ettiği ateşkesle yeniden barış sürecini geliştirdi. Devlet ateşkes sürecinden de yararlanarak Kürt Hareketi’ni zayıflatma ve güçten düşürme politikası yürüttü. Bunu da Kürt Hareketi’ni Rojava’da DAİŞ’le çatıştırıp enerjisini tüketerek yapmak istedi. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ikili bir siyaset yürüttü. Erdoğan ve Türk devlet yetkililerinin Kobanê’ye karşı takındıkları tutum ve söyledikleri bunun ifadesidir. “Düştü düşecek” söylemleri, güvenlikli bölge, tampon bölge yaratma girişimleri, bunun sonucunda gelişti. Türkiye’nin bu isteği ABD tarafından kabul edilmeyince, Türkiye DAİŞ ve diğer islami-selefi güçlerle ilişkilendi. Ancak YPG-YPJ güçlerinin direnişi, 6-8 Ekim eylemleri Türk devletinin bu yaklaşımlarını boşa çıkardı.


KDP politikası

DAİŞ’in Şengal’e saldırması, KDP’nin buraları DAİŞ’e terk etmesi, HPG ve YJA-Star güçlerinin direnişle saldırıları boşa çıkartması, dört parça Kürdistan’da ve yurtdışındaki Kürtlerde duygusal ve düşünsel bir birlik yarattı. Bu birlik ve dayanışmaya öncülük eden, PKK çizgisi oldu. Bu direnişlerle PKK büyük bir itibar kazandı, KDP itibar kaybetti. Buna rağmen Kürtler adına tüm görüşmelere KDP gitti. Baş aşağı gidişini durdurmak ve PKK’nin kazandığı itibarı tersine çevirmek için elinden geleni ardına koymadı. Êzîdî halkının kendini yönetme istemini ve ilan ettikleri meclisi gerekçe yaparak tüm ilişkilerini kesti. “PKK Şengal’i Kürdistan’dan koparıp Irak’a bağlamak istiyor” diyerek aleyhte propaganda yaptı. “PKK Kuzey partisidir, buraya karışmamalıdır” hatta daha da ileri giderek “PKK buradan çıkmalıdır” noktasına kadar geldi. Gerçeği çarpıtarak bozulan imajını düzeltmek istedi. Ama uluslararası arenadaki Kürtlerin imajı, PKK’nin imajı, direnme gücü, savaşma yeteneği, birçok cephede güç bulundurması ve güçlerini mobilize etme yeteneği, gözleri Kürtlere çevirdi. Afganistan’dan Latin Amerika’ya kadar bütün dünyada 1 Kasım Kobanê Günü ilan edildi. Avrupa’da Vietnam savaşından sonra ilk defa uluslararası bir destek oluştu. PKK, 30 yıllık mücadeleye rağmen dıştalandı, ötekileştirilerek terörist ilan edildi. Kürdistan’ı denetim altında tutan güçler de istihbarat örgütleri aracılığıyla bu kuşatmayı derinleştirdi. Ancak DAİŞ’e karşı başta Rojava ve Şengal’de olmak üzere PKK’nin gösterdiği direniş, bu plan ve uygulamaları boşa çıkardı. Bunda Önderliğin 1999’dan beri geliştirdiği süreç ve esnek siyasetin payı da büyüktür.


Erdoğan’ın baş dönmesi

İşte böyle bir atmosferde seçime gidildi. Demokratik çevrelerin tüm istemlerine rağmen AKP, 12 Eylül rejiminin ifadesi olan seçim barajını düşürmedi. 12 Eylül’ün yarattığı bütün kurumları ele geçirdi. Anayasayı kendine göre değiştirdi. Cemaat’le anlaşarak devleti parselledi. Bu bölüşüm üzerinde ne zaman ki Cemaat’le AKP arasında sorunlar çıkmaya başladı, AKP Cemaat’e de yönelmeye başladı. Tayyip Erdoğan, aşırı gücün yarattığı baş dönmesi içine girerek, “Kitleler arkamda, ekonomiyi, dini, milliyetçiliği istediğim gibi kullanırım” yaklaşımı gösterdi. Bu yaklaşım birçok çevrede rahatsızlık yarattı. Bu rahatsızlık giderek büyüdü. Bir kutuplaşma, kamplaşma yaşandı. Toplumdaki bu huzursuzluk, çoğunluğu oluşturmasına rağmen örgütsüzdü. Bunu gören Önderlik, bu süreci daha da geliştirmek ve huzursuz olan bu çoğunluğu örgütlemek için HDP’nin örgütlenmesini ve seçime parti olarak girmesini istedi. O zamana kadar Kürt Hareketi iki seçime de bağımsız adaylarla girmiş, 30-40 arası bir milletvekili çıkarabilmişti. Bu durum Kürt halkının ve huzursuz çoğunluğun durumunu tam yansıtmıyordu. Olması gerekenin yarısı kadar bir milletvekili ancak çıkarabiliyorlardı. Bu durum, AKP ve sistemden yana olan güçlerin işine geliyordu. Milliyetçilerin ve Kemalistlerin halka verebileceği bir şey kalmayınca AKP, alternatifsiz kaldı. Tek alternatif HDP’ydi. HDP’nin gelişip güçlenmesinde bu durumun da payı vardır. 


Önderlik risk aldı

Önderlik, büyük bir siyasi risk alarak Türkiye kamuoyuyla, emekçi kesimlerle, sol kesimlerle güç ve potansiyeli ortaklaştırmak istedi. Ancak Önderliğin bu projesine yeterince sahiplenme olmadı. İlkel milliyetçi ve sosyal şoven yaklaşımlar bunu etkiledi. İlkel milliyetçi güçler, “Türk solunun bize bir katkısı yok, oyları nedir ki” yaklaşımı geliştirdi. Hatta, “PKK Kürt Hareketi’ni Türk soluna teslim ediyor” diyenler oldu. Bu yüzden güçlü bir sahiplenme olmadı. Kimi sosyal şoven güçlerde de bunun tersi görüldü, ortaklaşmaya gelinmedi. Özellikle ÖDP içinde kimi çevrelerin yaklaşımı böyleydi. Eğer Kürtler, solcular ve liberaller bu projeyi yeterince sahiplenseydi ve ona göre bir çalışma yürütülseydi, çok daha büyük başarılar ve daha erkenden sonuçlar elde edilebilirdi. DİSK, KESK, biraz daha fazla çaba gösterseydi, başarı daha fazla olabilirdi. Ancak emekçileri temsil ettiklerini söyleyen sendikalar, bu durumu yeterince değerlendiremedi.


Özgürlük Hareketi oyuna gelmedi

AKP genel başkanı olan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla AKP’de dengeler değişti. AKP’nin kurucularından olmayan, siyasi bedel ödemeyen, devlet bürokrasisinden gelen bir klik, AKP’yi ele geçirdi. Davutoğlu, Akdoğan, Efkan Ala ve benzerleri böyledir. Bunlar, tabandan kabul görmüyorlar. Bu yüzden Erdoğan’a bağlandılar. Erdoğan, ipleri elinde tutmak için bunları öne çıkardı. Anayasaya göre tarafsız olması gereken cumhurbaşkanı, AKP lehine seçim çalışması yürüttü. Bunu yaparken de anayasayı çiğnedi, hiçbir hukuk kuralını tanımadı, devlet gücünü, hazine gücünü kullandı. TRT’nin, belediyelerin, iş dünyasının gücünü kullandı. Bunun yanında AKP’ye yandaşlık yapan medyanın gücünü kullandı. Buna karşı HDP bir duruş sergileyince, bu sefer de HDP’ye yöneldi. HDP’yi hedef göstererek şiddetin önünü açtı. Provokasyonlar gelişti. Ağrı’yla başladı, Erzurum’la devam etti, Adana ve Mersin bombardımanlarıyla katliama vardırılmak istendi. Genel merkez başta olmak üzere onlarca seçim bürosu kundaklandı. Amed’deki katliamla bu, sonuçlandırılmak istendi. HDP’ye karşı kirli ve kara bir propaganda yürüttü. AKP’nin bu oyununu gören Kürt Hareketi, provokasyona gelmedi. Amed’teki katliam denemesine dahi soğukkanlı yaklaştı. 

AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’ni etkisizleştirmek ve enerjisini boşa çıkarmak için Hüda-Par denilen, istihbarata bağlı kontra bir gücü öne çıkardı. Bununla Kürtler arasında iç çatışmaları derinleştirmek istedi. Bu gücü bir maşa gibi kullanmak istedi. Cizre, İdil çevresinde bunlar kullanıldı. Din üzerinden Kürt düşmanlığı yapmak istedi. Gençlerin beyinleri böyle şeylerle dolduruldu.

HDP, Yeni Yaşam’ı, demokrasiyi, barışı, özgürlüğü, çokluğu, renkliliği, Türkiye’nin bütün renklerini, bütün özgürlük arayışlarını kucaklayan, karşılayan, hepsine kapısını açan, kapsayan bir projeyle, söylemle toplum karşısına çıktı. Bununla demokratik ulus projesi geliştirildi. Dinsel ve mezhepsel azınlıklar, etnik azınlıklar, kültürel farklılıklar bir çatı altında birleşti. Kadınlar, gençler bu proje etrafında bir araya geldi.


Kürtler kilit rol alacak

7 Haziran’dan sonra Türkiye’de yeni rejime yön verme noktasında Kürtlerin kilit rol alacağı konusunda herkes hemfikir durumdadır. Demokrasi güçleri artık sıradan ve özgüveni olmayan, rejimin çeşitli baskı ve şantajlarla köşeye sıkıştırdığı bir durumda değildir. Kaderlerine razı olup kendilerini sınırlandırmamalıdırlar. Türkiye’nin tümü için söz sahibi olmayı hedeflemelidirler. Barış sürecinden demokratik bir anayasa yapmaya kadar güçlü bir temsiliyete ulaşmalıdırlar. Rehavete düşmeden, bu başarının üstüne yatmadan, ihmale mahal vermeden daha fazla çalışmalıdırlar. Psikolojik sınır aşıldığından halktaki umutsuzluk ve güvensizliğin giderilmesi için daha fazla çalışmalıdırlar. Bundan sonra faşist örgütlenmelerin etkilerinin azalacağı, daha demokratik ve toplumsal örgütlenmelerin gelişeceği görülerek ona göre bir politika belirlenmelidir. Yapıcı ve toparlayıcı eleştirilerle bu sürecin dışında kalan veya aktif katılmayan güçleri çekme ve katma hedeflenmelidir. Daha örgütleyici ve motive edici olunmalıdır. Daha geniş, gevşek ve sağlam birlikler oluşturmalıyız.


‘Seçimden seçime’ değil

Bu seçimde genelde inançlara, özelde Alevilere dönük çalışmalarda belli bir gelişme olmuştur. Çağrılar yapılmıştır. Bu çağrılar Alevi camiasında karşılık bulmuştur. İnanç ve Alevi çalışması seçimden seçime ve oya endeksli yapılmamalıdır. Bu çalışma demokratik ulus perspektifiyle ele alınmalıdır. Aleviler de inançlarını en özgür temelde demokratik ulusta gördükleri için HDP’ye yönelmiştir. Dersim örneğinde olduğu gibi büyük bir güç ve coşkuyla tarihlerine ve kültürlerine sahip çıkmışlardır. Dersim özgünlüğünde tüm Alevi çalışmasına, inanç, sol, sosyalist ve ulusal değerleri birleştirme ve geliştirme temelinde bir yaklaşım sergilenmelidir.

7 Haziran seçimleri bir kez daha göstermiştir ki, Türkiye demokrasi hareketinin en temel ve öncü gücü kadınlardır. Her türlü ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve cinsiyetçi yaklaşımlara karşı büyük bir emek, dirayet ve özgüvenle çalışarak kazanılan başarının en temel öznesi olmuşlardır. Bu anlamda 7 Haziran seçimlerini kadın renginin damgasını vurduğu bir kadın başarısı olarak görmek gerekir.

7 Haziran seçiminin bir diğer önemli sonucu, asimile olmak istemeyen, kendi kimliğiyle özgürce ve birlik içinde yaşamak isteyen halkların seçimi olmasıdır. Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı, Ermeni’si, Asuri-Süryani’si, Mıhellemi’si ile tüm halklar, birlikte yaşamın örneğini göstermiştir.


Ulusal birlik gelişti

7 Haziran seçimlerinin en önemli sonuçlarından biri de Kürt ulusal birliğinin uluşmasının zemininin çok güçlenmesidir. KDP-AKP ittifakına dayalı Kürt ulusal birliğinin önünde engel olan işbirlikçi çizgi kaybetmiştir. KDP, birçok açıklamasıyla AKP’nin propagandasını yapmıştır. KDP’ye yakın birçok isim AKP saflarında seçimlere katılmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Kürt ulusal güçlerinin demokratik birliği engellenememiştir. Kürdistan’ın birçok şehrinde bu çizgi, tümüyle teşhir edilerek temizlenmiştir. Hakkari, Ağrı, Şırnak, Iğdır, Amed, Van ve daha birçok yerde bu durum açığa çıkmıştır. Bu durum, ulusal kongrenin gelişmesine büyük bir zemin yaratmıştır. Kürt ulusal ve demokratik birliğine daha fazla önem vermek gerekir. Kobanê ve Şengal direnişi ve zaferinin yarattığı ulusal duygu ve düşünceler, bu seçimlerle daha da güçlenmiştir. Bu başarı, Kürdistan’ın diğer parçalarını da etkileyecektir.

Sonuç olarak, 7 Haziran seçiminin galibi, Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik ulus projesidir. Kaybeden ise tekleştiren, egemenlikçi, ötekileştiren, küçük gören eğilim ve yaklaşımlardır. Kaybeden, Erdoğan ve AKP’dir.


MUZAFFER AYATA