Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı ve büyük emeklerle tek taraflı ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü çözüm süreci son viraja girdi. Kürt Özgürlük Hareketi çözüm sürecinin temel parçası olarak ilan edilen ateşkesin bir anlamının kalmadığını, kendi açılarından bunu bitirdiklerini ancak son sözü yine Kürt Önderinin söyleyeceğini kamuoyuna deklere etti.
Kayseri-Halep tüccarlığıyla çözüm olmayacak. Yine bir zamanların danışmanı, ardından dışişleri bakanı ve şimdinin başbakanı Ortadoğu’yu sıfır sorun adıyla Ortadoğu’yu birbirine katan sünni İslamcı ideolojik kimlikli Ahmet Davutoğlu ile çözümün geliştirilmesi zor. Ancak bütün bunlara rağmen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ısrarla, tek taraflı büyük çaba ve emeklerle sürdürdü.
Gelişmeler 'müzakere süreci'nin artık son virajına girildiğini gösteriyor. Elbette sürecin bu aşamaya gelmesinin sorumluları var. Bunun sorumlusu olarak Kürt Özgürlük Hareketini görenler büyük bir vicdansızlığı ve ahlaksızlığı yaşıyor demek yerinde olur. Sürecin bu aşamaya gelmesinin tek sorumlusu AKP Hükümetidir. Zira AKP Hükümeti Kuzey Kürdistan’da Kürt Halk Önderi Öcalan tarafından başlatılan süreci fırsat bilerek Rojava’da devrim gerçekleştiren halka, halklara dönük çok kirli ittifaklar, planlar içinde oldu. Bu kirli ittifak ve planlar birçok belge ile kamuoyuna deşifre edildi.
Bir döneme kadar bunu gizli bir şekilde Esad’ı devirme planı adıyla yürütmeyi başardı. 2013 yılı baharından itibaren DAİŞ eliyle Kürtlere ve Kürt bölgelerine yönelik başlatılan saldırılarda her geçen gün Türkiye’nin bu faşist gruba verdiği destek biraz daha açığa çıktı. Militanlarının aktarılmasından silah, cephane teminine, yaralılarını tedavi ettirmekten eğitim kamplarının açılmasına kadar verdiği destek açığa çıkarıldı.
Uluslararası bir plan olduğuna dair çokça tartışılan DAİŞ'in Musul’u işgal etmesinden sonra Türkiye bu çete grubuna verdiği desteğe bir kılıf uydurmaya başladı. O da Musul Konsolosluk personelinin bilerek çete grubunun eline bırakılmasıydı. Uluslararası güçlere çete grubuna karşı tavır alamamanın nedeni, 'elinde rehinelerim var' kartını hep ileri sürdü. Oysa bu kartına başta ABD olmak üzere hiçbir ülkede inanmamıştı. Zira ABD yetkilileri o dönemde yaptıkları açıklama ile personel on dakika içinde Kürt bölgesine ulaşabilirdi biçiminde bir açıklama yaparak buna inanmadığını gösterdi.
Konsolosluk personelinin faşist çete grubunun Kobanê'ye yönelik saldırılarında destek vermesi karşılığında bırakıldığı artık herkes tarafından biliniyor. Zira Kobanê saldırılarının başladığı günden bu yana Türkiye’nin bu çete grubuna trenlerle tank taşımadan tutalım çetelerin sınırları sonuna kadar rahat bir şekilde kullanmasına kadar yaptığı açık desteklerle deşifre edildi. Türkiye şimdi de uluslararası kamuoyuna 'Şah Süleyman Türbesi'ndeki güçlerime bir şey olmaması için ona karşı açık ve net bir tavır almıyorum' diye yansıtıyor olabilir. Oysa o Türbe ve çevresinin bu faşist grubun eline geçmesi tamamen Türkiye’nin bir planı dahilinde olmuştur. Zira Türkiye bu planlarla asıl ulaşmak istediği amaç Rojava ve Suriye’nin bir bölümünü işgal etmektir. Bu palan çetelere verilen destekle Kobanê’nin düşürülmesi üzerine yapıldı. Ancak her türlü desteğine rağmen Kobanê tüm Kürtler tarafından sahiplenildi.
Kobanê halkı ile YPG ve YPJ güçleri tarihsel direnişler göstererek kentini savundu/savunuyor. Onun için şimdi Şah Süleyman Türbesi'ne dönük çete grubunun saldırıları gerekçe yapılarak işgal girişimi başlatılacak. Bu planın amacını TC Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan hiç çekinmeden, "İskenderun Körfezi’nin güneyinden Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Carabulus Köprüsü’nün güneyinden Fırat nehrine ulaşır. Oradan Deyrüz Zora iner. Misakı Milli belgesinin ekinde bir harita yoktu. Ancak sözlü olarak vatan hududu çizilmişti. Halep’i içine alan sınır, bugün sorunların yaşandığı Efrîn, Kobanê, Halep, Deyruz Zor, Musul, Kerkük, Erbil’i kapsıyordu” şeklinde açıklıyor.
2007 yılında ABD ile ortaklaşa hazırlanan Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiyesine yönelik çıkarılan tezkere bu gün meclis gündemine Suriye’yide kapsayacak bir şekle dönüştürülerek Meclise sunulacak. Yeni tezkereye karadan operasyon yapma yetkisini de verecek. Türkiye bu uygulamayı son günlerde gündemleştirilen Şah Süleyman Türbesi'ne faşist çete grubu saldırtarak başlatacak. Daha şimdiden bunun zemini hazırlanıyor. Bu da bölge savaşı demektir. Şimdiden bazı aydın ve yazarlar Kobanê, Rojava savaşından bölge savaşına diye tespitler yapmaya başladı. Yerinde ve doğru tespitlerdir. Zira Türkiye 'Rojava'da, bölgede Kürtler kazanacağına bölge savaşını çıkarırım' mantığıyla hareket ediyor. Onun için ciddi hazırlıklar yapıyor. Bölge savaşının sonucu ise daha şimdiden belli. Çünkü çetelere destek sunmada sınır tanımayan, bu yönüyle uluslararası tüm güçlerin gündemi haline gelen Türkiye’nin böyle bir girişimde bulunması en fazla kendisine kaybettirecek. Bu gelişmelerden ötürü çok sıcak günler yaşayan bölge Rojava üzerine kurulan hesaplardan ötürü önümüzdeki günlerde daha fazla ısınacak. Bu gelişmeler bölge ve Kürdistan’da Türkiye için bir son virajdır. Hem de Türkiye’nin gerçek amacını da ortaya koyan gelişmelerdir…
Ama kazanan Rojava şahsın Kürtler olacak. Ve bölgede Türkiye kaybederek belki de Suriye’nin gerisinde bir duruma düşecek.