- Her yanıyla sorgulama seferberliği olmazsa demokratik toplum, iradeli ve katılımcı bir sistem gerçekleşemez. Beklenti halini aşacak örgütsel ve ideolojik duruş mümkündür.
- Birilerinin emeğini sömürme, ona yaslanıp kendini yaşatma ve bu anlamda popülist davranma, artık geride kalmalı. Topluma hizmet önemlidir.
RUŞEN TUTKU
Hayal ile gerçek arasına sıkışan bir yaşam, anlam derinliğini yakalayamaz, hep yarım ve soyut kalacaktır. Hayal kurgulanmış bir dünya ama yaşamın kendisi gerçeklik oluyor. Dokunduğun ve gördüklerin, pratik haliyle yaşadıklarındır. Kurgulu ve hayalden ibaret bir yaşam, zamanla rutin bir hal almaya başladığında akışa teslim olmayı beraberinde getirecektir. Kabullenme, koşullara teslim olma ve yazgıya boyun eğmeyi getirir; evreni, sistemleri, tarih ve toplumların yaşadıklarını sorgulanmamaya neden olur. Oysa yaşam, döngüseldir ve canlı organizma gibi değişim dönüşüm halindedir.
Zaman ve yaşam, birbirinden kopuk değildir; kişileri değer yargılarıyla şekillenmeden tutalım savruk, yanılgılı, dogmatik yanlarını geliştirebilmeye kadar potansiyeli vardır. Kim ki yaşama sorgulayıcı bakıp doğru, zamanın ruhuna güre okuyabilse hayal dünyasındaki potansiyeli de açığa çıkartır, pratikleştirir. Sokrates, "Sorgulanmayan yaşam, yaşam değildir" diyor. Birikmişliği hep olduğu gibi kabullenmeden ziyade eleştirel, tamamlayıcı, alternatif geliştirme, sorgulayıcı bir tarz oluyor. Elbette toplumların kimi değer yargıları var ve eğer bunlar, ahlaki politik yanını temsil ediyorsa korumak ve daha görünür kılmak için onun mücadelesini vermek bir gerekliliktir. Dikkat edilirse kapitalist modernitenin en çok toplumların değer yargılarına ve onları bir arada tutan, güçlü kılan ahlaki politik yanlarına saldırıyor, dejenere edip normalleştiriyor.
Kürdistan egemenleri, her parçada ama aynı zihniyetle öncelikle bu değer yargılarına saldırıyor. Kızılderililere atfedilen "Egemenler topraklarımızı işgal ettiklerinde öncelikle dilimizi uçurdular" sözü var. Dil, kültürün temeli ve bir toplumun hafızası oluyorsa ve saldırı öncelikle buna yünelikse bu toplum müsaitliğiyle sistemlerine göre toplumun hafızasına müdahale etme durumu oluyor. Dilin yoksa yaşam senden alınmış, çalınmıştır. Başkalaşmanın ilk adımı, uçurulan dille atılıyor. Peki bu yaşam sorgulanılmayacak mı? Celladına aşık olma, diline, kültürüne özenme hastalığına, neşter atma zamanı gelmedi mi?
Alışkanlık bir hastalıktır ve ezber yaşamın ta kendisidir. Böyle bir yaşam, çürümenin ilanı olsa gerek. Sunulan yaşam, bireyci, bencil, yanılgılı ve bilinmezliklerle dolu bir sürecin akışıdır artık. Alternatif ve sorgulayıcı yaşam oluşmayınca bu dipsiz karanlığa mahkum olma çaresizliği gelişir. Kapitalizm, karın tokluğuyla yetinen iradesiz bir kitle istiyor. Acayip olan da bunu kader olarak kabullenenlerin, bu sistemleri neredeyse övmeleridir. Böylece değerlerinden uzaklaştırılan kişilikte, sanal bir yaşam oluşturuluyor. Sonra aynı sistemin kendisi, alternatif olarak ortaya çıkıyor. Yani uyuşturulan ve sarhoş halini yaşayan toplum gerçekliği ile karşı karşıya kalma durumu gerçekleşiyor. Bu durum, kendi başına bir mücadele gerekçesi.
Her yanıyla sorgulama seferberliği olmazsa demokratik toplum, iradeli ve katılımcı bir sistem gerçekleşemez. Sistemden beklenti halini aşacak örgütsel ve ideolojik duruş mümkündür. Buna öncülük edenler, verili yaşamın aldatıcı oyununa kapılırsa küçük burjuva ve konforulu yaşamdan vazgeçmeme anlamına gelecektir. Birilerinin emeğini sömürme, ona yaslanıp kendini yaşatma ve bu anlamda popülist davranma, artık geride kalmalı. Topluma hizmet önemlidir. Her birimiz öncelikle yaşamı kendimizden başlayarak sorgulamak durumunda olmalıyız. Yaşamın ruhunu, akışkanlığını doğru anlamak; eksik ve tahribatlarına zamanında müdahale etmek, doğruyu bulma çabasının bir gereğidir.
Önder Apo, " Ey hayat! Ya seni özgür yaşayacağım ya da hiç yaşanmamış sayacağım" derken doğru ve özgür yaşama olan bağlılığını haykırmış oluyor. Silik, yanılgılı ve pasif duruşlar, özgür bir yaşamın önünde engeldir. Özgürlüğün yolu birilerinin lütfuyla açılmaz. Kişilik, tüm yaşamıyla sorgulandı, iradeli kılındı ve bugünlere kadar getirildi. İlk kıvılcım, dayatılan ölümcül yaşama karşı Mazlum Doğan'ın "Berxwedan jiyane" sesi ve Egîd'in korkuyu yenen ilk kurşunuydu. Sorgulanan yaşamı bugünlere taşıyanların duyguları, şimdi özgürlüğün ilk adımlarında yol bulacaktır.