Roboskî katliamında otuz dört insanını kurban veren aileler Ankara’da Meclis’i ziyaret ettiler. Ailelerin burada ilk uğrak yeri BDP grubu toplantı salonu oldu. Salonda bulunanlar acılı konuklarını ayakta alkışlarla karşıladılar. Kurbanların yakınları salona girdiklerinde BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın konuşması devam ediyordu. Kışanak’ın konuşması bittiğinde bu kez konuklar kürsüye çıktılar. Katliamda kardeşi Serhat’ı yitiren Ferhat Encü, “Bir babanın oğlunun parçalanmış bedenini toplayıp çuvala doldurmasını düşünün” diyerek yaşanan vahşete dikkat çekmeye çalıştı ve adalet talep ettiklerini dile getirdi. Daha sonra ölen kardeşi için yazdığı ve bir anneye seslenişi dillendiren şiirini okudu ve “Bu Meclis’i de bir anne olarak görüyoruz” dedi.
Ardından on üç yaşındayken öldürülen Erkan Encü’nün annesi Felek Öncü kürsüye çıktı. Genç annenin gözyaşları içinde söyledikleri katliamı unutturmaya çalışan AKP’ye duyulan öfkeyi ortaya koyuyordu. Felek Encü “Artık ölümler olmasın, artık daha fazla kan dökülmesin. Bu ülkeyi yönetenlere sesleniyorum: Ey insanlık, neredesin? Filistin, Suriye için insanlık istiyorsunuz, Kürtler için niye istemiyorsunuz? Bombardımana kimin emir verdiğini niye açıklamıyorsunuz? Emri siz vermediniz de uçaklar kendi kendine mi bombaları attı? Ölenler Türk gençleri olsaydı böyle mi olacaktı? Çocuklarımıza adalet istiyoruz. (Kimliğini göstererek) Bu hangi ülkenin kimliğidir? Oğlumu okula gönderiyordum. Türkçeyi, sizin dilinizi okusun diye. Bedeli bu muydu?” dedi. Grup salonunda bulunan herkes son derece duyarlıydı ve çoğu kimse yapılan konuşmaları gözyaşları içinde dinledi. Daha sonra aileler İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün’le görüştüler. Üstün’ün konuşması AKP iktidarının oyalamacı tutumunun açık göstergesi gibiydi. Hükümetin sözüm ona bu tür olayların üzerine gittiğini söyleyen Üstün, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında ceza davası açılmasını örnek vererek, “80’lerdeki olayların hesabı soruluyor” dedi. Üstün’ün bu sözlerine kızan aileler, “Otuz yıl bekleyeceğimizi mi söylüyorsunuz?” diye tepki gösterdiler.
Aileler CHP, MHP ve AKP gruplarını da ziyaret ettiler. Ancak bu partilerin temsilcilerinden umdukları ilgiyi bulamadılar. AKP adına ailelerle görüşen kişi Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı oldu. Bahçekapılı’nın BDP grubunda yapılan konuşmalardan haberdar olduğu belliydi ve bir hayli alınmıştı. Biraz da bu konuşmalara cevaben, ziyaretçilere “Olaya siyaset dışı bakmak zorundayız. Irkçı bir yaklaşımda bulunmayın” uyarısında bulundu. Aileler bu uyarıyı tepkiyle karşıladılar. “İsteseydiniz olayı çözerdiniz” dediler. Bu sözlere oldukça alınan Bahçekapılı, aileleri “Beni sinirlendirmeyin” diye tehdit etti.
Özet halinde buraya kadar anlatılanlar bir kısım medyada da yer aldı. Hak arayışına çıkan ailelerin adaletin tecellisi konusunda ciddi beklentilerle Meclis’e geldikleri anlaşılıyordu. Neredesin diye çağırdıkları insanlığı Meclis’te bulacaklarını sanıyorlardı. Ne var ki, BDP dışındaki üç partinin temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde tanıklık ettikleri manzara bu umutlarını suya düşürdü. Ferhat Encü’nün Meclis’i de bir anne olarak gördükleri açıklaması ilginçti ve çıktıkları adalet arayışında Meclis’in iyi şeyler yapacağına ilişkin aşırı bir iyimserlik içinde olduklarına işaret ediyordu. Esas olarak ailelerin erkek üyelerinin yaklaşımı bu yönlüydü. Buna karşılık kadınların duruşu daha tutarlı, konuşmaları hakikate daha yakındı. Kadınlar çok daha sorgulayıcı ve daha az beklentili bir tavır sergilediler. Felek Encü’nün konuşmasında bu durum açıkça görülebiliyordu.
Meclis’i bir ‘anne’ gibi görmek isteyenler, kendisi de muhtemelen anne olan Ayşenur Bahçekapılı’nın azar ve tehditlerine maruz kalınca, ne denli yanıldıklarını herhalde iyi anlamışlardır. Bu insanlar hükümetin yaklaşımını sorgulamada biraz daha ileri gitselerdi, sinirlenen bu hanımefendi polisi çağırıp kendilerini Meclis dışına attırabilirdi. Derdini anlatmaya çalışan çiftçinin “Anamızı ağlattınız” sözüne “Ananı da al git” diyen Erdoğan gibi, o da “Analarınızı alın ve çekip gidin” diyebilirdi. “Beni sinirlendirmeyin” derken belli ki bunu anlatmaya çalışıyordu. Hiç yanılmamak gerekir: Bahçekapılı türünden erkek egemen siyasetin içindeki bir kadın, anne bile olsa, özellikle yansıtmaya çalıştığı ‘güçlü kadın’ havasıyla tam da erkekleşmiş kadını temsil eder. Böylesi bir kadın, evlatlarının paramparça olmuş cesetlerini toprağa veren anaların acılarını hissedecek duygu dünyasından yoksundur. Gerçek bunun tersi olsaydı, kendisi AKP gibi en ‘baba’ bir partinin Grup Başkanvekili olabilir miydi?
Bahçekapılı’nın “Olaya siyaset dışı bakmak zorundayız. Irkçı bir yaklaşımda bulunmayın” uyarısı, aslında AKP’nin ailelerin adalet arayışına nasıl baktığını ortaya koyuyor. Buna göre, Roboski katliamı ile Kürt sorunu arasında bağ kurmak siyasetin içine girmek oluyor. Bunun da ötesinde, bu bağlantı Kürt kimliğini işin içine soktuğu için ırkçılık olarak görülüyor. Öyle ya, ona ve partisine göre Kürt sorunu yoktur, ‘terörle mücadele sorunu’ vardır. Ortada sorun kalmayınca, tabii Kürt olgusu da olmayacaktır. Bu durumda da meşru bir tek Kürtlükten söz edilebilir, o da Hüseyin Çelik ve benzerlerinde ifadesini bulan uşak Kürtlüktür. Gerisi imhalıktır, yok edilmesi gerekir. Roboskî’deki bombardıman bu çerçevede yapılmıştır. Bu bombardımanda ‘kaza’ ile çocuklarını kaybeden aileler devletin verdiği tazminat ile yetinmeli, gerisini fazla kurcalamamalıdır. Bahçekapılı’nın söylediği özünde budur.
Anaların ruh, duygu ve düşünce dünyasını yansıtan kesinlikle Felek Encü’dür. Bahçekapılı’yı sinirlendiren de esasında onun duruşudur. Aklı başında herkese yönelttiği sorular çok isabetlidir. Bu ananın da haklı olarak ifade ettiği gibi bombalananlar Türk gençleri olsaydı, tüm devlet büyükleri ölenlerin ailelerinden özür dileme yarışına girerlerdi. Basın günlerce bu gençlerin hayat hikâyelerini anlatır, umutları ve aşklarından söz ederdi. Hâlbuki Roboskî katliamı yok edilmek istenen Kürt gerçeğiyle bağlantılı olarak düzenlenmişti. Kürtlere karşı imha amaçlı bir topyekûn savaş yaşanmamış olsaydı, bu tür bir katliam da gerçekleşmezdi. Dolayısıyla bu durumda katliamın sorumlularının açığa çıkarılması devletin ve hükümetin mevcut gerçeğine aykırıdır. Roboski katliamı nedeniyle Kürt halkından ve kurbanların ailelerinden özür dilemek Kürt sorununun çözümüne açık olmakla mümkündür. Peki, AKP iktidarının bu konuda çözümden yana bir yaklaşımından söz edilebilir mi? Hayır.
Orta yerde duran çıplak gerçeği aydınlatmak için inceleme komisyonlarına havale etmek gülünç olduğu kadar, aynı çıplak gerçeğin karartılmak istendiğinin de kanıtıdır. Katliam sonrasında basının karşısına çıkışında Başbakan Erdoğan’ın yaptığı ilk iş katliamcıları kutlamak oldu. Kutlamanın katliamı onaylamak olduğunu en kıt akıllılar bile bilir. Yani Erdoğan katliamı sahiplenmiştir. Sahiplenme Kürt halkıyla savaş çizgisine uygun davranıldığının itirafıdır. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanlığı da İnceleme Komisyonu’na gönderdiği raporda bombardımanın ‘kurallara uygun’ yapıldığını açıklamıştır. Kurallara uygun davrandık demek, biz doğru olanı yaptık demektir. Sorumlu hiyerarşinin tepesindeki iki kurum ya da kişinin açıklamaları bu kadar net iken, hâlâ “Katliamın sorumluları açığa çıkarılmalı” biçimindeki bir talebin karşılığının olmadığı açıktır. Düşünün: Yapılanın haklılığı ve doğruluğundan en küçük bir kuşku duyması halinde bile Başbakanın kutlaması mümkün olabilir miydi?
Doğru olanda ısrar etmeden hakikat arayışından söz edilemez. Bu arayışta net olan doğrulardan biri Roboskî katliamının baş sorumlularının Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel olduğudur. Sorumluluğun kurumsal niteliği göz önüne getirildiğinde, adaletin önüne çıkarılması gereken güçler Kürtlere karşı soykırım politikası izleyen AKP Hükümeti ile bu politikaların silahlı boyutunu hayata geçiren Türk ordusu, daha doğrusu bu ordunun temel komuta kademesindekilerdir. Bu da öncelikle böylesi bir hesap sormanın koşullarını yaratmayı gerektirir, başka bir deyişle topyekûn imha savaşına karşı var olmak ve özgür yaşamak için topyekûn direniş mücadelesine girişmeyi gerektirir. Ancak böylesi bir direniş mücadelesi Erdoğan ve Özel ile hempalarını sanık sandalyesine oturtabilir. Mevcut durumda hak aramanın öteki yolları kapatılmıştır.
Sorumlular Erdoğan ve Özel’dir