Anadolu’dan Ulaş Özdemir, Oksitenya’dan Sam Karpienia, İran’dan Bijan Chemirani... Üç müzisyen biraraya gelip, 16.-17. yüzyıl sosyal eşkıyalarını yani bandit’lerini sazlarıyla canlandırdı, adına da Forbandit dediler.

Albüm zamanın ve mekanın tarih içinde değiştirdiği gömlekleri ve farklı dillerde konu edindiği hikayeleri anlatıyor. Ben büyüleyici buldum. Tek başına bir müzik, üç yetenekli gencin tarih merakından yola çıkan bir serüven olmaktan uzak bu çalışma. Şimdiki zamanın sözcüklerinin yetersiz kaldığı bir derdi taşıyor notalarıyla bu üçlü.
Forabandit, Oksitenya dilinde “dışlanmış, kenara itilmiş” anlamına geliyor. Kelimenin İngilizcesi ise ‘For a bandit’: Yani bir eşkıya için...
Anadolu eşkıyalarından yola çıkarsak, tarım toplumlarına kadar uzanmak zorundayız. 16. ve 17. yüzyıllarda devlete vergi ödeyen bir tarım toplumu var. Her sene ürün bol olmasa bile devletin koyduğu vergiyi ödemek zorundalar. Birileri onlar adına kalkıp kafa tutuyor devlete. Dahil oldukları toplumu koruyan, onlar adına savaşan, gözüpek, korkusuz sosyal banditler her dönem çıkıyor karşımıza. Dönemin Avrupa’sında da var sosyal banditler. Ellerinde sazları ile isyan şarkılarını okuyor, silahları ile toplumlarını koruyor, zenginden alıp fakire dağıtıyorlar. Yol kesip kervan soyan, hırsızlık yapan ve adam kaçıran banditler, kırsal kesim için güzel ahlakı, kahramanlığı; iktidara göre kellesi tez elden vurula isyankar, şakiye tekabül ediyor. Ne diyor Köroğlu’nun babası oğluna, o meşhur destanında:
“Topuzu çekmeli yola durmalı
Bezirgan bozmalı çerçi vurmalı
Fakirler donatıp, aç doyurmalı
Koğan aslan gibi alıp gelmeli”
Halkın kahramanlaştıırdığı banditler, otorite tarafından kriminal durumdalar. Bu yönüyle de aslında adi soygunculardan ayrılıyorlar. 17. yüzyılda Anadolu’da gezen Ermeni rahiplerin ve günlükçülerin de sosyal banditlerin bazılarına ilişkin ne kadar gaddar olduklarına dair notları var, tarihe düşülmüş: Cloister Hovhannavank adlı bir Ermeni pazaz, kilisenin hazinelerinin yerini öğrenmek için sosyal banditler tarafından nasıl ayaklarından asılıp, ağır işkenceler gördüklerini yazar mesela. Demek ki kendi halkı dışındaki halklara karşı da başka türlü bir zulüm otoritesi kurulmuş kimi banditlerce. Bu banditlerin Kürtlerden çıktığını da söyleyelim. Kendilerine verdikleri isimler de ilginç: Kesekes, Vur ve öldür, Kör kaya, Abu hançer, Topuzu büyük (ya da cinsel organa gönderme yapan bir başka isim), Kara Saat (yani cehennem günü)... Demek ki sosyal banditleri çok fazla idealize etmemek lazım; kendi toplumlarına yararlı olmuşlar evet ama başka toplumlara ağır işkenceler uygulamışlar aynı zamanda.
Burada Kürt sosyal banditlerin zaman içinde Hamidiye alaylarına katıldıklarını ve başka halklara nasıl davrandıklarını anlamak için dengbêjlerin dönem hikayelerine kulak kabartmak yeterli olacaktır. Anadolu banditlerine bakalım.
Köroğlu, Dadaloğlu ve Pir Sultan! Ellerinde sazı, gönüllerinde niyazı olan bu banditlerin otoriteye karşı sert, acımasız olduklarını biliyoruz. Oportünist değiller. Otorite Celali diye tabir ettiği banditlere devlet içinde görev vermek istediğinde çoğu karşı koymuyor ama yukarıda saydığım üçlü bu yola girmiyor! Şu da var; Köroğlu köylüleri isyana çağırdığında köylüler onu izlemiyor. Bu arada Köroğlu hakimlere ve yerel ağalara da savaş açmış durumda. Evliya Çelebi, Köroğlu için “hem Celali hem de ozan” diyor kayıtlarında. Halk kültüründe  her erkek evladın örnek alması gereken banditlerdendir  Köroğlu.
Sosyal eşkıyalık temelde yoksulluk ve baskıya karşı bir protesto olarak doğuyor ve tarım toplumunda da karşılığını buluyor. Ama dönemin tüm banditleri için aynı şeyi söylemek imkansız. Hakikat, devletin “şaki” dediği ile halkın “kahraman” dediği noktanın ortasında. Maalesef dönem kayıtları yok ve şarkılar eşliğinde uzanan hikayeler olunca ne kadar nesnel olduklarını tartışmak durumundayız. Ulaş’ların bize düşündürdüğü şey çok özel: Farklı coğrafya ve kültürellik içinde otorite ile kırsal kesim arasında bu savaş kendi biçimlerince yaşanmış ve haklı olarak da kahramanlarını çıkarmış. Adı sanı ilgilisi dışında duyulmayan Oksitenya truabadurları ile İran’dan, Anadolu’dan bandit hikayeleri buluşunca bu kadar uzun bir yazı çıkıyor işte...  
Albüm Türkiye’den önce Avrupa’da müzik marketlere girdi.
Sosyal eşkıyalığın müzikal tınılarına kavuşmak bir mucize gibi...