Bilge insan, sosyal bilim alanındaki yaşanan sorunun tanımını yaparken “toplum biliminde temel kavram ve kuramların tanımı olmadan anlamlı yorumlar geliştirmek güçtür” der. Bu sorunlu durumun diğer bilim alanlarında da geçerli olduğunu belirtebiliriz. Zira söz konusu bu bilimin yaşadığı kriz ortadayken, sosyal bilim alanında determinist bir anlayışla yaklaşmak da doğru değildir. Bu krizli durumu aşmanın yolu toplumsallık kavramının her anlamda ve her alanda doğru ve de tarihsel özüne denk bir tanımlamadan geçiyor. Kapitalist modernitenin zincirlerinden boşanırcasına derinleştirdiği bireycilik hastalığıyla toplumu tanımlamak adeta sosyal bilimi daha da içinden çıkılamaz bir anlamsızlığa ve buna bağlı kavramsal kargaşaya sürüklemiştir.
Zaten günümüz sosyoloji tanımındaki toplumsal paradoks da, söz konusu bu kavram kargaşasına bağlı yanlış ve yanılgılı tanımlamalardan kaynaklanmaktadır. Bu yanılgılı yaklaşım “tarih” alanından daha da hastalıklı ve de karmaşık bir hal almıştır. Bugünkü merkezi uygarlık sisteminin, batıcıl benmerkezci tarih anlayışının yaratmış olduğu tahribat aynı şekilde sosyal bilim alanına da sirayet etmiş ve bunun sonucunda doğru bir sosyoloji tarihinin gelişimini de her yönüyle sakatlayıp deyim yerindeyse adeta hastalıklı kılmıştır.
Oysaki doğru bir sosyal bilimin gelişmesi ve bu bağlamda sağlıklı bir toplumsallaşmanın yaşanabilmesi için her şeyden önce sağlam ve derinlikli bir kavramsal ve kuramsal çerçeveye ihtiyaç var. Bunu da kuşkusuz günümüz yapısal sosyal bilimin yaptığı biçimiyle bu alanı birçok alana ve de disiplinlere bölüp-parçalayarak değil, daha çok toplumsal doğanın öz gerçekliğine uygun yeni bir paradigmasal yaklaşımla ve bu alanla ilgili tüm olguları bütünlüklü bir yapıya kavuşturarak anlamlı kılabiliriz.
Böylece kültür, dil, uygarlık, iktidar, yönetim, politika, ahlak, hukuk, demokrasi, ekonomi vb. alan ve kavramlara ilişkin yeni ve doğru bir sosyal bilimin oluşmasına yol açacaktır. Bugünkü yaşanan toplumsal sorunların esas kaynağını kapitalist modernitenin çarpık tarih ve yanılgılı sosyal bilim anlayışı oluşturmaktadır. Yine günümüz toplumsallık alanında yaşanan ağır ve de karmaşık sorunsallıklar da bu çarpık anlayışın ürünüdür.
Bunu anlamak için toplumsal tarihe bakmak yeterli olacaktır. Zira bugünkü mevcut sosyal bilimin dayandığı kaynak daha çok merkezi uygarlık siteminin beş bin yıllık yalan ve yanılgılarla örülmüş/maskelenmiş “çarpık tarih” anlayışıdır. Çünkü doğru bir sosyal bilim anlayışını geliştirmek için öncelikle doğru ve de objektif bir tarih yorumunu/çözümlemesini yapmak gerekiyor. Doğru bir tarih perspektifine sahip olmayan bir sosyal bilim, doğru bir toplumsal yaşam hedefini de mümkün kılamaz. Bu yüzden doğru bir sosyal bilime ulaşmak için temel olarak esas almamız gereken ölçü “evrensel tarih” olmalıdır.
Yanı sıra, merkezi hegemonik iktidar; iktidar ve demokrasi, yönetim olgusu, demokratik ulus, sosyalizm, kapitalizm, toplum, birey, birey-özgürlük aile olgusu vb. alanlarda kapsayan doğru ve de objektif bir yoruma ve yeniden bir tanımlamaya ihtiyaç vardır.
Kapitalist modernitenin ben merkezci sosyal bilim anlayışı, yaşanmış ve yaşanan toplum biçimlenmelerini ya da özselliklerini sıradan “tarihsel olaylar” şeklinde hatta sanki hiç mekansal gerçekleri yokmuş tarzındaki soyut anlatımları, toplumsal algılamaları her anlamla kavramsal-kurumsal karmaşaya yol açmıştır.
Yine yanlış/yanılgılı tanımlamaları ve sonuç itibariyle “gerçekler” olarak kendi sistemsel yalanlarını topluma ve de insanlığa yutturmaya çalışmaktadır. Hatta dinilebilinir ki, kapitalist sistem, Marksizm başta olmak üzere kendisine karşı mücadele eden, direnen birçok akım ve hareketi dahi kendi hizmetine koşturup kullanmıştır. Yine pozitivist sosyal bilimin öncüsü olan Auguste Comte de, pozitif evreye girmek durumunda olan, son bilim olarak sosyolojinin fizik, kimya ve biyolojinin, matematiksel-deneysel yöntemleriyle yeni baştan kurulmak durumunda olduğunu öne sürer.
Oysa sosyal bilim alanı arz ettiği önem ve hitap ettiği toplumsal gerçeklik itibariyle asla matematiksel deneylere indirgenmeyecek kadar hassas ve de her yönüyle objektif ele alınıp, yaklaşılması gereken bir alandır. Söz konusu bu akım ve hareketleri kapitalist sistemin birer yedeği durumuna düşüren en temel yanılgı ise tamamen bu sistemin yanıltıcı ve özünden saptırıcı, sosyal bilim anlayışının peşine takılma gafleti ve de öngörüşsüzlüğüdür.  Zira kapitalist modernitenin “başat sistem”  haline gelmesinin temel nedenlerinden biri de sosyal bilim başta olmak üzere diğer bilim alanları üzerinde yürütmüş olduğu bölüp-parçalama ve tahakkümü altına alma yöntemidir. Toplumsal gerçeklikler oluşturulurken öz yapısının zaman ve mekan boyutları esas alınırsa eğer, o zaman daha anlamlı bir sosyal bilimden söz edilebilinir.
Kapitalizmin çarpık sosyal bilim anlayışı kadar, Marksizmin sosyal bilime yaklaşımında o denli hatalı, eksik ve de ekonomik indirgemeci bir anlayışa sahip olduğunu belirtebiliriz. Bu yönüyle istemeden de olsa kapitalist sisteme can simidi olma durumu söz konusudur. Bilge insanın da ifade ettiği gibi “liberalizmin tahrik ettiği birey ve toplumunu çözüp kendi doğal mecrasına katmadıkça sonuç toplumsal kanserle ölüm olmaktan öteye gitmez…”
Yapılması gereken ise, hakikat rejimiyle donatılmış “evrensel tarih” bakış açısıyla yeni ve sağlam bir sosyal bilimin arayışını başlatma ve de anlamlı yaşam hedefine ulaşmadır. Bunun yolu da, bilge insanın demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü paradigmasının ortaya koymuş olduğu özgürlük sosyolojisinin toplumsal hakikat projesini yaşamsallaştırmaktan geçiyor.


Trabzon E Tipi Cezaevi