Emekçiler Hollanda’nın sosyal devlet normlarına dönmesi talep ediyor. Hollanda Sendikalar Konfederasyonu’nda (FNV) İşçi Temsicisi Ali Solmaz ülkede yaşanan adaletsizlik ve sorunların çözümünün ”Sosyal Bir Hollanda” şiarının yükseltilmesinden geçtiğini vurguladı.

EGÎD EREN  / HABER MERKEZİ

‘Sosyal devleti’i terkeden ülkelerden biri de Hollanda.

Hollanda Sendikalar Konfederasyonu’na (FNV) bağlı emekçiler Kasım ayında ‘Sosyal Bir Hollanda’ sloganı ile eylemler düzenledi. Bu eylem ve etkinliklerde işsizlik sorunu, konut sorunu, emeklilikte yaş belirsizliği, kreş sorunu gibi çok sayıda sorun gündeme geldi. Hollanda’daki emekçilerin, Fransa’da toplumsal taleplerle eylemlerini sürdüren Sarı Yelekliler’e destek verdiğini de belirtmekte yarar var.

Hollanda Sendikalar Konfederasyonu’nda (FNV) İşçi Temsicisi Ali Solmaz ile Hollanda’da emekçilerin durumu ve sendikaların taleplerini görüştük.

Neden ‘Sosyal bir Hollanda’ eylemlerine başvurulduğunu ve bu eylemlerin nasıl başladığını soruyoruz Solmaz’a.

Solmaz şu yanıtı verdi: ”Hollanda’da yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısının 2017’de 1 milyon 100 bin kişi olduğu belirtiliyor. Yoksulluk raporuna göre, çocuklarda yoksulluk ve sosyal dışlanma riski son yıllarda yüzde 1,5 artarak yüzde 17’ye yükseldi. Toplam 604 bin çocuk yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Uzmanlar, çocuklar için sunulan imkanların yeterli olmadığı, sosyal altyapının ihtiyaçları karşılamadığını, işgücü piyasasında ve eğitimde büyük eşitsizliğin yaşandığını dile getiriyor. Sosyal yardım alanların ise zor durumda olduğu yine aynı raporlarda yer alıyor. Yaşlıların durumu da sürekli kötüleşiyor. Yaşlılar organizasyonu ANBO’nun anketine göre  yaşlı nüfusun sorunlarının başında ekonomik sıkıntılar geliyor. Yüzde 80’i maddi sıkıntı yaşıyor. Emekli maaşındaki kesintilerde yaşlıları zorluyor. Sosyal yardımlar da ise kesintilere gidiliyor. Bunun yanı sıra Hollanda‘da işsizlik sayısı da 480 bini aşmış durumda. İşsizlik oranının yüzde 6 civarında olduğu iddia ediliyor. Sorunuza cevap olsun diye ben de soruyorum: Hollanda Sosyal devlet olsaydı insanlar neden ”Sosyal Bir Hollanda” şiarını yükseltsin ki?”

Krizin faturası emekçilere çıktı

Küresel mali krizin 2008’den itibaren yoğunlaşmasıyla emekçi sınıflara yönelik saldırıların daha da arttığına dikkat çeken sendikacı Solmaz, her gün yoksullaşan toplumsal kesimleri şu şekilde dile getirdi:”Geçmişin toplumsal kazanımlarından ve sosyal haklarından ne kalmışsa neo liberal saldırı dalgasıyla birer birer budanıyor. Yoksulluk yaygınlaşmakta, işsizlik milyonların kabusuna dönüşüyor. Krizin derinleşmesine paralel olarak sert kemer sıkma önlemleriyle emeklilik yaşı yükseliyor, ücretler aşağı çekiliyor, çalışma saatleri artıyor. Çalışma koşulları da ağırlaşıyor. Dünya çapındaki muazzam zenginlik birikimine rağmen, servet-sefalet arasındaki uçurum, Avrupa’nın kapitalist metropollerini de yansıyor. Kapitalizm, dünyanın her tarafında işsizlik, açlık ve yoksulluk üretiyor. Servet-sefalet arasındaki uçurumu görülmemiş boyutlara ulaştırmış bulunuyor. İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın gelir dağılımı üzerine yaptığı bir araştırmada, dünyadaki 62 süper zenginin servetinin dünya nüfusunun yarısını teşkil eden 3,5 milyar kişinin servetine eşit olduğu ortaya çıktı. Bu aynı kuruluşun hazırladığı rapora göre, en zengin yüzde 1’lik kesim dünya nüfusunun yüzde 99’undan daha zengin durumdadır. Bu denli akıl dışı görünen gerçeğin gerisinde kapitalizmin aşırı kâra dayalı işleyiş mantığı bulunuyor.”

Herkese yetecek konut var ama...

Avrupa’nın bir çok ülkesinde olduğu gibi Hollanda’da da konut sorunu bulunuyor. Peki bu sorun daha çok hangi kesimleri mağdur ediyor? 

İşçi Temsilcisi Solmaz, konut sorunun diğer ülkelerde olduğu gibi Hollanda’da da emekçilerin açısından önemli bir sorun olduğunu söyledi. İşçi ve emekçilerin sağlığa uygun ev bulmakta zorluk çektiğini ve gelirinin büyük bir bölümünün konut kirasına gittiğini söyledi. Kira artışlarında tamamen piyasa ya da ev sahiplerinin inisiyatifine bırakıldığını söyleyen Solmaz, ”Konutlar tamirattan geçirilip sağlıklı ve oturulabilir hale getirildikten sonra ise kiralar daha da yükseltiliyor. Aslında herkese yetecek konut var. Fakat bir yandan büyük evlerin çoğunda tek kişi yaşıyor ya da zenginlerin evleri boş bekliyor. Konut alanında yaşanan bir diğer sorun ise rantı yüksek yerlerde oturan emekçilerin şehirlerin dışına sürülmeye zorlanmasıdır. Kira artırma veya tamirat bahanesiyle emekçilerin çıkarıldığı evler ise fahiş fiyata tekrar kiraya veriliyor. Mesela emekçilere, ev almaları karşılığında düşük faizli krediler vererek onların ev sahibi olmalarını sağlamak bu sorunun çözümüne katkı sağlamak gibi görülebilir. Fakat bununla kendi sömürü çarklarını garantiye alma derdindedir aslında. Emekçiyi ömür boyu borçlandırarak, onu sistemin uysal bir kölesi yapmaktır esas amaç. Zira borçlu işçi kendisine dayatılan koşulları daha kolay kabul edecektir. Kapitalizm nasıl ki işsizler ordusunu işçiler üzerinde bir baskı ve sömürü aracı olarak kullanıyorsa, evsizleri de kira rantını arttırma ve insanları sağlıksız konutlarda yüksek fiyata oturmaya razı etmek için kullanıyor” ifadeleriyle düşüncesini dile getirdi.

 
 

Paran kadar sağlık hizmeti 

 

Hollanda’da sağlık sisteminin tam bir soygun düzenine dönüştüğüne vurgu yapan sendikacı Ali Solmaz, sisteme ilişkin düşünceleri şöyle: ”Sağlık hakkı tam bir soygun sektörüne dönüştü. Sağlık hizmeti sınırlandırılmış, paketler halinde sunulmakta. Paran kadar sağlık hizmeti demektir. Örneğin: Düşük paket, normal paket, yüksek paketler biçiminde ücretleri farklı ve değişik sağlık sigorta şirketleri tarafından sunuluyor ve kişiler kendi imkan ve sağlık durumuna göre kendine uygun paketi seçiyor. Bu paketlerde yapacağı hizmetin sınırı ve kalitesini belirliyor. Ek olarak yılın başında 18 yaş üzeri kişilerden kişi başına 400 euro civarında risk ücreti alıyor. Örneğin bir yıl içinde yapılacak sağlık harcamalarında önce ödenen risk ücreti kullanılacak sonra sağlık sigortanız fazlası gerektiğinde ödeme yapacak. Onun ötesinde her ay seçtiğiniz paket içeriğine göre normal sağlık sigortasına ödemeniz düzenli yapılır. (0-18 yaş arası sağlık hizmeti ücretsizdir)

Kreşlerde durum

Ailelerin gelir durumuna göre kreş ücreti ayarlanıyor. Çiftler iki kişi çalışıyorsa neredeyse birinin ücretinin büyük bir kısmı kreşe gidiyor. Tek çocuk olursa haftanın bütün günlerinde kreşe gidiyorsa bu büyük bir meblağ demektir. İkinci çocuk olunca da çiftlerden ikisi çalışıyorsa neredeyse birinin maaşı kreşe gidiyor. Onun için genelde çiftlerden biri ki bu genelde anne oluyor, işinden ayrılıyor. Çünkü çalıştığı ücretin tümü kreş parasına gidiyor. Bu durum diğer Avrupa ülkelerine göre kıyaslandığında çok geri ve kötü.

Çocuk parası da çok düşük. Kapitalist sistem iş gücüne ihtiyaç duyduğunda kadını üretimin içine veya iş alanına çekiyor, kriz ve işsizlik sorunları başladığında da bu durum ilk önce kadınları vuruyor. Sistem kadının kariyer yapması için ne tür imkanlar yarattıklarını propaganda ediyor. Ama gidişat kötüleşti mi yeniden kadının mutfağa dönmesini ve evinin kadını olmasını dayatırlar. 2008 sonrası bu durum çok açık bir şekilde yaşandı.

 
 

”Taşeron işçiler işsizlik, sağlık ve kreş sorunları

 

Sendikacı Ali Solmaz yukarıda sayılan sorunların son yıllarda daha da yoğunlaştığına dikkat çekti. Solmaz’ın ifadeleri şöyle: ”2008’in ikinci yarısından önce yüzde 70 kadrolu yüzde 10, iş yeri ile kontratlı (6 ay ve 1 yıl daha fazla), yüzde 20 ise taşeron firma aracılığı ile çalışan işçilerdi.

Yasal anlaşma böyleydi. Ama kadrolu işçilerin oranı şimdi yüzde 70’den yüzde 60’a düştü. Taşeron firmalar üzerinden işçi çalıştırma arttı. Hollanda nüfusu 17.08 milyon. 8.07 milyon kişi çalışıyor.  Taşeron firma aracılığıyla çalışan işçiler yüzde 23 kadrolu işçilerden daha az kazanıyor. Bu işçiler emeklilik primi, izin, iş yerlerinin kar paylarından yararlanamıyor. Bununla birlikte fazla mesailerde kesintiler gibi daha ağır iş koşullarında çalışmalarında çalışıyor. İşveren ihtiyaç duymuş çağırmış, ihtiyacı olmadığında ”yarın veya haftaya gelme” diyebiliyorlar. 3 milyondan fazla kişi taşeron firma aracılığıyla çalıştırılıyor. Taşeron firma aracılığıyla işçi çalıştırma bir kölelik ve geleceği belirsiz ağır koşullarda çalışma sistemidir. Daha önce 10 kişiden 7’si kadrolu kontratlı idi. Gençlerin yarıdan fazlası kadrolu kontratla çalışıyordu. Ama şimdi bazı sektörlerde gündelik ücretle çalışıyorlar ve ikinci gün işsizler. Günlük işlere çağrılıyorlar. Bu yabancı göçmen gençler için daha zor ve düşük ücretle çalıştırılmalarına yol açıyor.

Resmi rakamlara göre 480 bin işsiz var ama gerçek rakamı yansıtmıyor. Çünkü işsiz olup gönüllü işlerde çalışanlar ve haftada 20 saat ile onun altında çalışanları işsizler ordusuna katmıyorlar. Bu işsizler ordusu çalışanlara karşı da bir şantaj olarak kullanılıyor. Resmi rakamlarda işsizlik oranı yüzde 6 civarında.

 

Ali Solmaz kimdir?

   

1964 Dersim’de doğdu. 1990’da Hollanda’ya yerleşti. 1999’dan bu yana da DAF’da çalışıyor. Sendikal faaliyetlerine 2002 yılından bugüne kadar devam eden Solmaz, 2002 yılından beri de DAF- FNV işyeri temsilcisi olarak sendikal çalışmalar yürütüyor. DAF, Hollanda’nın otomotiv sektöründe en önemli firması.