Sosyal çürümenin çocuklara yaptığı

Toplum/Yaşam Haberleri —

Çocuk/foto:Freepik

Çocuk/foto:Freepik

  • Çocuklarımızı gerçekten çocuk gibi mi yetiştiriyoruz? Başarıyı, kazanmayı, öne geçmeyi öğretiyoruz ama birlikte yaşamayı, empatiyi ve saygıyı ne kadar öğretiyoruz?

ROBÎN ZANA

Bir olay olduğunda sosyal medyada devlet yetkilileri yerine mafya liderini etiketleyen, yaşanan şiddetin karşılığını hukukla değil, “kısasa kısas” anlayışı gereği şiddetle arayan; adaleti devletten değil, mafya liderlerinden bekleyen bir toplumun çocuklarının okullarda katliam yapmasına gerçekten şaşırıyor muyuz?

Soruyu doğru sormadan cevabı bulamayız. Yıllar önce RTÜK, TRT-6’te yemek programında biber, domates ve limonun yan yana gelmesinden dolayı sarı, kırmızı ve yeşil renklerle bağdaştırarak müdahale edebiliyordu. Bugün aynı hassasiyetin, şiddeti ve mafya kültürünü normalleştiren diziler için gösterilmediğini görüyoruz. Bu bir çelişki değil mi? Bir siyasi liderin mafya dizisine selam göndermesi, bu dizileri övmesi… İsrailli yetkililerin bir başka mafya dizisindeki karaktere yönelik sözleri sonrası, bazı devlet yetkililerinin o diziyi sahiplenerek daha da “cici” göstermesi… Bunlar sadece söz mü, yoksa topluma verilen açık mesajlar mı? Sosyal medyada organize şekilde nefret yayan hesaplar ve gruplar… Bunların hiçbirinin mi etkisi yok?

Tehlikenin bir başka boyutu da giderek yaygınlaşan bilgisayar oyunlarıdır. Elbette her oyun zararlı değildir, ancak şiddet içerikli oyunlarda ölmek ve öldürmek sıradan bir eylem gibi sunulabiliyor. Bu durum, çocukların zihninde şiddetin normalleşmesine yol açabiliyor. Bu noktada hem devletin denetleyici rolünü daha dikkatli ve dengeli kullanması hem de ailelerin çocuklarının ne oynadığını, ne izlediğini yakından takip etmesi büyük önem taşıyor. Bazı aileler ise rahat etmek ya da dinlenmek için bilinçsizce çocukların eline tablet, telefon veya bilgisayar veriyor. Bu gerçekten bir iyilik mi? Bu ailelerin hiç mi sorumluluğu yok?

Dönüp kendimize bakalım: Çocuklarımızı gerçekten çocuk gibi mi yetiştiriyoruz, yoksa onları sürekli bir yarışın içine sokup diğer çocukları rakip olarak yani düşman olarak mı gösteriyoruz? Başarıyı, kazanmayı, öne geçmeyi öğretiyoruz ama birlikte yaşamayı, empatiyi ve saygıyı ne kadar öğretiyoruz?

Çözüm, aslında çok karmaşık değil ama uygulanması cesaret istiyor. Önce devletin dili değişmeli, sonra toplumun. Şiddeti öven, gücü yücelten söylemlerden uzaklaşıp çocuklara saygıyı, sevgiyi ve adaleti öğretmek zorundayız.

Burada da duramayız, çünkü mesele sadece okul katliamları değil. Rojin Kabaiş'e ne oldu? O da öğrenci değil miydi? Adalet herkes için eşit işlemediğinde, toplumun adalet duygusu sarsılmaz mı? Peki ya MESEM’de yaşanan çocuk ölümleri? Bunlar bir başka öğrencinin değil, doğrudan sistemin ve Eğitim Bakanlığı politikalarının sonucu olan ihmaller değil mi? Bu ölümler de bir tür “görünmeyen katliam” olarak değerlendirilmez mi?

Maraş’taki olayda bir polisin evinde 5 silahın ne işi vardı? Bu silahlar nasıl temin edildi? Devlet bunu gerçekten sorgulayacak mı, yoksa hayatını kaybeden çocukların aileleri de çareyi mafya liderini etiketlemekte mi arasın? Eğer çocuklar bunu görerek büyüyorsa, ortada sadece bir güven sorunu değil, çok daha derin bir toplumsal kırılma vardır.

Bugün yaşananlara şaşırmak yerine, bu noktaya nasıl geldiğimizi konuşmanın zamanı, çünkü bu hikâyenin sorumluluğu yalnızca bir kişiye ya da bir olaya değil, hepimize aittir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.