Li Goristanek Amedê

Toplum/Yaşam Haberleri —

Abdullah Öcalan

Abdullah Öcalan

  • Hawar dergisinde 1933 yılında yayımlanan Osman Sebrî’nin “Li Goristanek Amedê” öyküsü, bireysel bir sıkıntıdan yola çıkarak Kürt tarihine ve hafızasına uzanan sembolik bir yolculuğu anlatır.

Güçlü sembollerle örülü bir anlatı olarak öne çıkan "Li Goristanek Amedê", anlatıcının gece vakti yaşadığı yoğun bir ruhsal daralma ile başlar. İçsel bir sıkışmışlık hâli yaşayan anlatıcı, bulunduğu mekândan kaçarak deniz kıyısına yönelir. Bu kaçış, kısa sürede gerçekliğin çözülmesine ve anlatının düşsel bir düzleme kaymasına yol açar. Anlatıcı kendini hafiflemiş hisseder ve bir noktada uçmaya başlar. Bu uçuş, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sembolik bir geçiştir. Bu yolculuk sırasında Filistin, Şerq el-Urdun ve Suriye gibi geniş bir coğrafyayı aşarak Amed'e ulaşır. Burada karşılaştığı bir ışık huzmesi, onu bir mezarlığa götürür. Mezarlık, sıradan bir ölüm mekânı değil, kolektif hafızanın merkezi olarak kurgulanır. Anlatıcı burada Şêx Seîd’in mezarıyla karşılaşır ve ona uzun bir hitapta bulunur. Bu hitapta Şêx Seîd, Kürt halkını “uyandıran”, unuttuğu kimliğini yeniden hatırlatan biri olarak yüceltilir. Ancak bu çağrıya doğrudan bir cevap gelmez. Bu sessizlik, hem tarihsel bir kopuşu hem de bastırılmış bir hafızayı imler.

Yeraltı yolculuğu

Öykü bu noktadan sonra daha da derinleşir ve yeraltına, yani ölülerin dünyasına geçer. Bu geçiş, klasik anlatılardaki "katabasis" motifini çağrıştırır. Ancak burada karşılaşılan isimler mitolojik varlıklar değil Kürt aydınları, siyasal aktörleri ve şehitleridir. Anlatıcıyı Ezîz Axayê Silopî karşılar ve onu “civîna mezin"ın yapılacağı yere yönlendirir. Bu toplantı, ulusal mücadelenin sembolik bir meclisi niteliğindedir.

Yeraltı dünyasında anlatıcı, amcası Şikrî ile karşılaşır. Bu karşılaşmalar, geçmiş ile şimdi arasında bir köprü kurar. Burada yapılan konuşmalarda özellikle dil, siyaset ve kültürel üretim meseleleri öne çıkar. Anlatıcı, Kürtçenin yasaklandığını dile getirirken, karşısındaki kişiler dilin geliştirilmesi için çalışmalar yürüttüklerini, sözlükler hazırladıklarını ve kültürel üretimi sürdürdüklerini anlatır. Bu bağlamda öykünün en dikkat çekici sahnelerinden biri matbaa ve gazete etrafında gelişir. Anlatıcı, “Hişyarî” adlı gazetenin hazırlandığı ortama girer. Burada Fuad Beg, Kemal Fewzî, Hesen Xeyrî ve Hacî Extî gibi aydınlarla karşılaşır. Matbaa düzenli ve üretken bir mekan olarak tasvir edilir, basılan gazetede şiirler, politik yazılar ve ulusal mücadeleyi besleyen içerikler yer alır. Özellikle “Bijîşkê Welêt” adlı şiir, halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan bir metin olarak öne çıkar. 

Ancak bu sahneler yalnızca bir idealizasyon içermez, aynı zamanda eleştirel bir ton da taşır. Anlatıcıya, mücadeleye yeterince katkı sunmadığı ima edilir. Bu, metni yalnızca dışsal baskılara karşı bir direniş anlatısı olmaktan çıkarır ve içsel bir hesaplaşma metnine dönüştürür.

Anlatının kırılma noktalarından biri, anlatıcının bu dünyada kalmak istemesine rağmen buna izin verilmemesidir. Bir melek ona yaşayan birinin burada kalamayacağını bildirir. Anlatıcı, büyük toplantıyı görmek ve Şêx Seîd ile yeniden karşılaşmak ister, ancak “Ruhstîn” (Azrail) aracılığıyla zorla geri gönderilir. Gözlerini açtığında yeniden gerçek dünyadadır. Deniz kenarında uzanmış halde bulunur. Elinin kanadığını fark eder ve az önce elinde tuttuğu “Hişyarî” gazetesi artık yoktur. Bu son sahne, yaşananların bir rüya mı yoksa gerçeküstü bir deneyim mi olduğu sorusunu açık bırakır.

Anlatının kuruluşu

Bu yönüyle “Li Goristanek Amedê”, bireysel bir kriz anından kolektif bir bilinçlenmeye uzanan bir anlatı kurar. Anlatıcının başlangıçtaki sıkışmışlığı, modern edebiyatta sıkça görülen bir yabancılaşma halidir ancak bu yabancılaşma bireysel düzeyde kalmaz ve ulusal bir bağlama taşınır. Mezarlık mekanı, bu bağlamda bir “hafıza alanı” olarak işlev görür; ölüm, son değil, tarihsel sürekliliğin bir parçası hâline gelir.

Şêx Seîd etrafında kurulan söylem, Şêx Seîd Direnişi sonrasında oluşan travmanın edebi bir yeniden yazımıdır. Ancak metin bu travmayı yalnızca yas üzerinden değil, diriliş ve uyanış fikri üzerinden anlamlandırır.

Öykünün fantastik yapısı, gerçeklik ile hayal arasındaki sınırları bulanıklaştırarak modernist bir anlatı kurar. Yeraltına iniş sahnesi, klasik mitolojik anlatılara gönderme yaparken, burada karşılaşılan isimlerin tarihsel ve politik kimlikler olması, metni güçlü bir alegoriye dönüştürür.

Dil ve basın vurgusu ise metnin ideolojik merkezini oluşturur. Hawar dergisi çevresinin kültürel programını yansıtan bu vurgu, ulusal kimliğin dil ve yazı üzerinden inşa edildiği fikrini öne çıkarır. Bu yönüyle metin, ulusu ortak bir dil ve iletişim ağı üzerinden kurulan bir “hayali cemaat” olarak ele alan modern yaklaşımlarla örtüşür.

Hafızadan geleceğe

Sonuç olarak “Li Goristanek Amedê”, bireysel bir iç sıkıntısından yola çıkarak kolektif hafızayı, ulusal bilinci ve kültürel direnişi anlatan güçlü bir metindir. Osman Sebrî, bu öyküde mezarlığı bir son değil, bir başlangıç olarak yeniden kurar ve ölümü, dirilişin ve mücadelenin sürekliliği içinde anlamlandırır. Bu yönüyle eser, yalnızca edebi değil, aynı zamanda tarihsel ve düşünsel bir belge niteliği taşır. RÊDÛR DÎJLE/MA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.