Dicle’nin izinde
Toplum/Yaşam Haberleri —

“Dicle’nin İzinde: Kültürel ve Ekolojik Hatırlamalar Sergisi”
- Şehir plancısı ve araştırmacı Dilan Kaya Taşdelen ve Gizem Kıygı, Dicle Nehri'nde 15 gün süren bir saha incelemesi yaptı. Sahada topladıkları bitki türleri, doğada kayıt altına aldıkları ses ve videolarla bir karma sergi açtı.
- Dilan Kaya, “Sergimiz, Elazığ, Amed, Batman ve Cizre gibi kentleri kapsayan ancak nihayetinde nehrin sınırlarını aşan uluslararası bir hikaye. Dicle Nehri’nin nasıl değiştiğini, dönüştüğünü ve nasıl mücadele alanları yarattığını anlamaya çalışıyoruz” diyor.
AZİZ ORUÇ/AMED
Dicle Nehri’nin çok katmanlı hafızasını, ekolojik dönüşümleri ve kültürel süreklilikleri odağına alan “Dicle’nin İzinde: Kültürel ve Ekolojik Hatırlamalar Sergisi” Cemilpaşa Konağı Amed Kent Müzesi’nde izleyiciyle buluşuyor. 29 Mart’ta açılan sergi 12 Nisan’a kadar ziyaretçilere açık.
Binlerce yıldır Mezopotamya’nın yaşam damarlarından biri olan Dicle Nehri, toplulukları, dilleri, türleri ve üretim biçimlerini birbirine bağlayarak ortak bir yaşam kültürü yaratıyor. Şehir Plancısı Dilan Kaya Taşdelen ve Gizem Kıygı’nın sergisi, nehre hem içerden hem dışardan bakan iki kadın araştırmacının deneyimini izleyiciyle paylaşıyor. Sergi, suya erişim, mekansal adalet, çevresel yıkım ve kültürel süreklilik gibi güncel ve kritik meseleleri odağına alıyor.
Sınırları aşan bir hikaye
Dicle Nehri’nin tek bir kentin hikayesiyle sınırlı olmadığını belirten Dilan Kaya Taşdelen, nehrin geniş bir coğrafyaya yayılan etkisine dikkat çekiyor. Taşdelen, “Sergimiz, Elazığ, Amed, Batman ve Cizre gibi kentleri kapsayan ancak nihayetinde nehrin sınırlarını aşan uluslararası bir hikaye. Dicle Nehri’nin coğrafyamızda ve dünyada yaşanan kırımlar karşısında nasıl değiştiğini, dönüştüğünü ve nasıl mücadele alanları yarattığını anlamaya çalışıyoruz” diyor.
Direniş alanı da sunuyor
Kentlerin giderek betonlaşma ve üstyapı müdahaleleri üzerinden tanımlandığını vurgulayan Taşdelen, Dicle’nin bunun karşısındaki önemine işaret ederek şunları belirtiyor: “Her ne kadar bugün baskın olan betonarme alanlar gibi gözükse de kentler toplulukları ve doğayı barındırır. Canlıların bir arada yarattığı bir ortak ekosistem mevcut. Amed özelinde Dicle Nehri, tüm müdahalelere rağmen müthiş bir direniş alanı sunuyor. Tüm betonlaşmaya rağmen hala var olan, kenti yaşatan ve ekosistemi canlı tutmaya çalışan direngen bir alan.”
Hazar’dan Qesrik’e
Serginin, Ekim 2025’te gerçekleştirilen 15 günlük saha çalışmasının ürünü olduğunu belirten Taşdelen, şu bilgileri paylaşıyor: “Hazar Gölü’nden başlayarak Maden, Eğil, Hevsel, Bismil, Hasankeyf, Batman, Beşiri, Cizre ve Qesrik hattı üzerinden nehri takip ettik. Bu süreçte kıyısındaki toplulukların nehirle kurduğu ilişkileri gözlemledik. Bütün bu yıkıma, müdahaleye, kentleşmeye dair alternatif, daha ekolojik, insan olmayan varlıkları gözeten bir yerden ortak bir tartışma ve kolektif bir hafıza yaratmak istedik.”
Bitkilerin hikayeleri
Taşdelen, sergiye gelenlerin kendi izlenimlerini ve deneyimlerini de paylaştığını ifade ederek “Bir izleyici bize sergimizdeki ana kimlik görsellerden biri olan ‘civan perçem’ bitkisini uzun uzun anlattı. Bu bitkinin kadını ve doğurganlığı temsil ettiğini öğrendik. Bizim de öğrendiğimiz, ilgisi olanların bilgilerini paylaştığı, bitki kayıtlarına dair Kürtçe isimlerinin aktarıldığı bir sergi oldu” diyor.
Soruların peşinden yola çıktık
Dilan Kaya Taşdelen’le yolları 2019’da Amed’de kesişen şehir plancısı, kent tarihçisi Gizem Kıygı ise Dicle Nehri’nin büyük yatırımlı kalkınma projeleriyle sürekli müdahaleye uğradığını belirtiyor. Kıygı, “Bu projeler kimin için yapılıyor, kalkınma adına kimler ve neler feda ediliyor? Biz de bu soruların peşinden giderek yola çıktık” diye anlatıyor.
Çalışma boyunca bölgedeki insanlarla temas kurduklarını anlatan Kıygı, gittikleri yerde hikayelerini dinleme imkanı bulduklarına değinerek şöyle devam ediyor: “Dinlediğimiz hikayelerde anlatılanlar, bizim baraj yapımlarında gördüğümüz eko-kırımın çok katmanlı, görünmeyen tarafıydı. Bu durum özellikle yok olan bitki türlerinde çok daha fazla ortaya çıkıyor. Endemik olsa da olmasa da bir arada bulunan, gözümüzün o nehrin kenarında vakit geçirirken seçtiği, tanıdığı o bitki toplulukları aslında ekolojik denge için çok önemli. Belki bir değer atfetmiyoruz ancak oradaki yaşam için olmazsa olmazlar ve maalesef çok fazla zarar görmüşler. Dolayısıyla bu bitkileri toplayıp oradaki yaşamı bütüncül olarak görünür kılmaya çalıştık.”
100’e yakın bitki toplandı
Araştırma boyunca her lokasyondan yaklaşık 100 bitki örneği topladıklarını belirten Kıygı, bu örneklerin Dicle boyunca devam eden ekosistemi tanımladığını söylüyor. Toplanan bitkilerin kurutularak sınıflandırıldığını ve sergide izleyiciye sunulduğunu ifade eden Kıygı, serginin bir diyalog alanı yaratmayı amaçladığını dile getirerek devam ediyor: “Bitkilerin Latince isimlerinin yanı sıra yöresel adlandırmaları da bulunuyor ve bu isimler bölgeden bölgeye değişiyor. Biz sergi bir karşılaşma mekanı olsun, insanlar o bitkileri nasıl kullanılıyordu hatırlasın, tanıdık geliyor mu gelmiyor mu görsün istedik. Serginin adını ‘Dicle'nin İzinde Kültürel ve Ekolojik Hatırlamalar’ diye koyduk, hatırlamaya vesile olsun istedik.”
Her birinin farklı katkısı var
Sergide yer alan bitkilerin her birinin farklı anlamlar taşıdığını belirten Kıygı, “Mesela Meyrem Xort, şeker hastalığı için kaynatılıp tüketilen bir bitki. Ya da sazlar, kavak ve çınar ağaçları gibi farklı türler de var. Tek bir tür değil çalılar, ağaçlar, otsu bitkiler ve bazen toprakta yetişenler, bazen böyle taşların arasından fırlayanlar gibi çok çeşitli kendine kök seçen bitki türlerini de görünür kıldık” diyor.
Kıygı, serginin aynı zamanda iki farklı bakışı taşıdığını vurgulayarak, “Dilan içeriden, ben dışarıdan bakıyorum. Bu iki bakışı bir araya getirerek ortak bir pratik kurduk ve bu hikayeleri sergiyle görünür hale getirdik. Dicle’nin aktığı her yerde de bu sergiyi dolaştırmak istiyoruz” diye ekliyor.
Belediyenin katkılarıyla
Toplanan bitkiler, sesler, görüntüler ve karşılaşılan toplulukların anlatımı da sergiye ilham kaynağı olmuş. Dicle havzasında gerçekleşen mekansal müdahaleler ve bu müdahalelerin medyadaki yansımaları da serginin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Sergi, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Fonu kapsamında Avrupa Birliği'nin ana finansal desteğiyle; Sivil Düşün ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi katkılarıyla hayata geçiriliyor.














