İngiltere Gündemi
Kürtlerin yasak kavramıyla tanışıklığı çok eskilere dayanıyor. Kürdistan’ın dört parçasındaki egemen devletlerin Kürtleri inkar ve susturma çerçevesinde geliştirdikleri politikalarının temel araçlarından birisi de sansür olagelmiştir. Kürtlerin bu devletlerin boyunduruğu altında edebiyat yapması, şarkı söylemesi ve hatta konuşması bile kabahat sayılmıştır. Kürt medyası da bu oldukça uzun süren yasaklamalardan payını almıştır. Yasaklanan Kürt gazetelerinin, radyo ve televizyonlarının oldukça yüksek olan sayısı aslında bu egemen devletlerin Kürtlere duydukları nefret ve korkunun da bir göstergesidir.
Kürtlere uygulanan sistematik baskı ve sansür, bu egemen devletlerin elinde öyle kuvvetli bir silaha dönüştü ki artık bu silahı devleti o an yöneten güç her kimse, kendisi gibi düşünmeyen alternatif bulduğu diğer tüm kesimlere de doğrultmaktan çekinmediler. Polis, yargı ve medya, artık iktidarı elde tutmak için pervasızca kullanılacak baskı araçlarına dönüştü. Gezi olaylarında görüldüğü üzere şu ana kadar çoğunlukla Kürtlere yöneltilen bu baskı araçlarının gerektiği zaman toplumun diğer kesimlerine de kolaylıkla yöneltilebileceği bir defa daha ispatlanmış oldu.
İnternet sayesinde önem kazanan sosyal medya ve vatandaş gazeteciliği gibi kavramlar geleneksel medya araçlarının yanında yer almaya başlayınca, sansürü bu yeni mecralara da uygulamak elzem oldu. Tayyip Erdoğan’ın Gezi protestoları döneminde sürekli Twitter’dan bahsedip onu şeytanla bir tutması boşuna değildi. Henüz tamamen kontrol edemedikleri tüm mecraları ya Youtube gibi yıllarca yasaklayarak ya da Twitter gibi lanetleyerek bu belayı öteleyebildiklerini düşünüyorlar.
Facebook ise bir sosyal medya şirketi olarak uzun bir süredir Türk makamlarıyla çatışmamak adına oto-sansürü abartarak Kürtlere ve muhaliflere ait birçok sayfayı ve içeriği yasaklıyordu. Bu çerçevede BDP’li birçok milletvekilinin ve hatta BDP’nin resmi parti sayfası da dahil olmak üzere yüzbinlerce insanın takip ettiği ve bilgi kaynağı olarak kullandığı sayfalar defalarca kapatıldı. Ayrıca Gezi protestoları devam ederken vatandaş gazeteciliği yaparak Türk ulusal medyasının penguen belgeselleri gösterdiği sırada sokaktan anında haberler aktaran Ötekilerin Postası gibi birçok muhalif sayfa da saçma gerekçelerle kapatılmıştı. Gazetemiz Yeni Özgür Politika’nın Facebook sayfası da iki defa kapatılarak bu sansürden kendine düşen payını almıştı.
Bu sansürden mustarip tüm kurumlar ve oluşumları temsilen bir heyet olarak bu hafta Facebook’un en üst seviye yetkilileriyle Londra ofisinde önemli bir görüşme yaptık. Haksız yere yasaklanan Kürtlere ait son derece masum resim ve paylaşımlar bir taraftan, cihatçı gruplara ve devlet terörüne dair şiddet içeren ve tüm şikayetlerimize rağmen yayından kaldırılmayan vahşet içerikli resimler diğer taraftan, son derece hazırlıklı ve dosyalar dolusu delillerle gittik Facebook merkezine. Yaklaşık iki saat süren toplantımızda özellikle Avrupa Direktörü Richard Allan ile oldukça verimli bir bilgi alışverişi yaptık.
Richard konuşmasına her ne kadar Türkiye’de hizmet sunabilmeleri için ilgili yasalara uymaları gerektiğine dair standart açıklamalarla başlamış olsa da yine de Türk hükümetiyle gizli bir anlaşmaları olduğunu reddetti ve bazı Türk Facebook çalışanlarının konumlarını kötüye kullanmaları ihtimalini de devre dışı bırakmaya çalıştı. Buna karşın Facebook çalışanlarının moderasyon işlemini yaparken uymak zorunda oldukları kural kitabındaki maddelerin gözden geçirilmesinin zorunlu olduğunu, aksi takdirde şirket olarak yasakçı kimlikleriyle gülünç duruma düşmelerinin kaçınılmaz olduğunu itiraf etti.
Zaman zaman tansiyonun yükseldiği toplantıda sosyal medyanın Kürtler ve sesi kısılmak istenen tüm kesimler için önemi hakkında gereken vurguyu yaptık ve Facebook’un insan hakları ve ifade özgürlüğüne dair uluslararası hukuka uymasının zorunluluğuna, aksi takdirde en azından Kürt halkını kendilerinden tümden küstürmelerinin kaçınılmaz olduğundan bahsettik. Üstelik de bunu yaparken Türk devleti gibi basın özgürlüğü konusunda uluslararası çapta ünü olan bir devletle işbirliği yapıyor gibi görünmelerinin ve kraldan çok kralcı davranmalarının da uzun vadede kendilerine vereceği zararı hatırlattık. Onlar da dinledi. Dinlemeleri yetmez elbette. Eyleme geçmemeleri durumunda dava açacağız. Kararlıyız.
Sosyal medya ve sansür