Abdullah Öcalan, isminin Kürdistan’da toplumsal, siyasal, askeri, kültürel, diplomatik olarak önemli bir sosyolojik gerçeklik olarak ifadelendirildiğini söylemek hiç de zor değil. Urfalı yoksul bir Kürt ailesinin evladı olarak doğdu. Yoksul aile koşullarında kendi bilincini oluştururken, yaşam mücadelesi içine girdi. 

Arayışları onu tercih ettiği yoldaki ısrarcı, ilkeli ve direnişçi bir devrim lideri yaparken; o bunun farkındalığını hep hissetti. Yaşadığı gerçekliği kendi toplumsallığı ile ifade ederken de; tarih, toplum, ulus, sınıf ve cins bilincini sürekli yenileyerek toplumsal devrim teorisinin pratikleşmesini sağladı.

Abdullah Öcalan’ı çocukluğundan itibaren tanıyan, aile fertlerini tanıdım. Kardeşleri ile uzun sohbetler ettim. Daha sonra lise ve üniversite yıllarındaki arkadaşları ile farklı zamanlarda Öcalan üzerine sohbetler ettim. Tv programları yaptım ve gazete yazıları yazdım. Öcalan’ın Ankara’da devrimci gençlik içindeki çabalarına ortak olan, onunla birlikte günümüze kadar ulaşan arkadaşlarından da Öcalan’ı dinledim. Kitaplarını okudum. Söyleşilerini, farklı zamanlardaki siyasal analiz ve perspektiflerini inceledim. PKK tarihi içindeki Öcalan kişiliğini günlerce PKK’nin kurucularından ve Öcalan’ın ilk mücadele arkadaşlarından dinledim. Birbirinden farklı zamanlarda ve mekanlardaki bütün bu anlatımlar bir bütünlük sağlıyordu.

Öcalan’ı kendisine düşman belleyen, Öcalan ve onun liderlik ettiği halk hareketini askeri, siyasi ve diplomatik olarak ezmeye çalışan Türk devleti ve onun işbirlikçilerinin siyasetini, medyasını ve askeri gücünü de izlemeye çalıştım. Kim nereden ve nasıl bakarsa baksın Öcalan ismi dünyada büyük bir karşılığı olan isim.

Kim ne derse desin bir Öcalan; evrensel özellikte bir devrim teorisi ve pratiği ustasıdır. Bütün karşıt propagandaya, askeri ve siyasi zor’a dayalı politikalar; Öcalan’ı kendi halk gerçekliğinden; halk gerçekliğinin ise Öcalan ile kurduğu devrimci ilişkiden koparamamıştır. Öcalan liderliğini; ısrarcı ve istikrarlı devrimci duruşu ile sağlarken; halkı ile doğru bağ kurarak, halkına özgür kimlik ve varlık gerekçesi sağlayarak devrimci liderliğini süreklileştirmiştir. 

Öcalan, ne klasik ulus-devlet çizgisinde, ne dar sınıf kapsamında ne de konjonktürel dönemin halk liderliği özelliğinde bir liderlik çizgisi izlememiştir. O, devrimci ilkelerinde tutarlılığı sağlam tutmuş, bir halkın kendisini özgürce var edebilmesinin stratejik, taktik bütün araçları da sağlama alarak yürüyüşünü kesintisiz hale getirmiştir.

Öcalan’ı günümüzdeki diğer liderlerden ayrı tutan ve onu özgün kılan özellikleri vardır. Mücadelesinde başladığı sözleri; kesintisiz bir şekilde hatırda tutması, onu bir toplumun tarih ve halk bilincine dönüştürmesi de bu özelliklerin başındadır. Kendisini özeleştiriye tabi tutarak, devrimci akışkanlığını süreklileştirmiştir. Zaten kendi kimliğinin doğru anlaşılması için özellikle İmralı’da yaptığı çalışmalarda buna özel önem vermesi de oldukça değerlidir. Modernite’nin tanımladığı bir paradigmada kendisini bulamamıştır. 

"Toplumsal gerçeklikten kaçmak zannedildiğinden daha zordur. Özellikle bireyi olunan soy toplumu için bu böyledir" diyen Öcalan; kendi mücadelesinin başlangıcını; "Fakat benim doğrum da, arkadaşlarımla toplumsallığı ben kuracaktım" sözleriyle özetler ve şöyle devam eder:

"Yaşam öykümün kuruluşu böyle başlar. ...Daha sonra seçtiğim devrim okulu, yaşamı daha da öğüten bir acımasız değirmen çarkıydı. 

Öcalan, "Bireysel ve örgütsel yaşamımı üç döneme ayırmak mümkündür" der ve şöyle açımlar: "Birinci dönem, anamla kendi toplumsallığımı kendim kurabilmeliyim iddiasıyla başlayıp, önce aileye ve köye karşı gösterilen tepkiden sonra ilkokula gitmeyle başlamıştır. … İçerikten yoksun bir modernizmle insanın temel toplumsal değerlerine karşı derin bir yabancılaşmayı yaşar. "

"İkinci dönem, bu sefer burjuva toplum ve devletinden kopup kendi çağdaş toplumsal ve siyasal sistemini kurma amacına yönelik bağımsız bir ideolojik grup kurma denemesiyle başlar. …

İkinci yaşam dönemi devlet odaklı olduğundan, ama daha henüz yitirilmemiş komünal demokratik duruş özelliklerinden ötürü çelişkiliydi. Sonucu bu çelişkilerin boğuşması belirleyecekti. 15 Şubat 1999 aynı zamanda devlet odaklı yürüyüşe ölüm darbesi indirmişti.

Üçüncü yaşam dönemi, eğer adına ve özüne yaşam denilebilecekse, 15 Şubat 1999'dan sonuna kadar gidilebilecek aşama olarak ayrıştırılabilir. Belirgin niteliği, genelde devlet odaklı, özelde kapitalist modern yaşamdan kopuşla başlamasıdır."

Öcalan’ın kendi yaşam öyküsünü böylesi bir analize tabii tutması, aynı zamanda toplumsal çözümleme yöntemi olarak okunursa, Kürt halkının mücadelesinin gelişim çizgisini de daha iyi anlayabiliriz…