Çok yararlı billboardlar bunlar. Tam bir yabancılaştırma efekti. Al sana halkın belediyesi diye insanın gözüne sokuyor. Bir yetkili "Ne kadar temizlersek, yine de kentimiz yoğun göç sonrası kirleniyor. Çevreyi duyarlı kılmak amacıyla böyle bir yönteme başvurduk. Vatandaşlar temizliğe sahip çıkarsa anlamlı olur. Daha temiz ve daha sağlıklı yaşamak istiyoruz" demiş. Bu açıklamayı 'ekoloji' derslerinde okutmalı. Her cümlesi birbirinden güzel.
"Ne kadar temizlersek, yine de kentimiz yoğun göç sonrası kirleniyor" cümlesi ile başlayalım. Bundan anlaşılıyor ki ne kadar temizleseler yine de bu yoğun göçten gelenler sokağa çöp atıyorlar galiba? Suçluyu ilk cümlede yakalıyoruz 'yoğun göç ile gelenler'. Eh işte kent bilinci henüz edinememişler. CHP'ye elitist mi diyordunuz? Biraz daha iyimser bir yorum yapalım. 'Hızla artan kent nüfusundan toplamaya yetişemiyoruz' manasına gelsin diyelim ama o zaman bu billboardların manası ne? Yani artık gelmeyin demek değildir sanırım.
İkinci cümleye geçelim. 'Çevreyi duyarlı kılmak amacıyla böyle bir yönteme başvurduk.' Bu, 'çevreyi duyarlı kılmak' manası mıntıkayı temiz tutalım mıdır? Bu duyarlılık yaratan billboardları okuyup eğer şövalye ruhlu değilse ya da yoğun göç ile gelmemişse artık çöp atmayacak mıdır? Gerçekten her açıdan müthiş, müthiş bir elitizm akıyor, billboardlardan, söylenenlerden… Sıkıldım 3. ve 4. cümleye hiç girmesem mi? 1949-57 yıllarının atanmış İstanbul belediye başkanı ve valisi Fahrettin Kerim 'Allah Kerim'in vecizeleri gibi. Temizliğe sahip çıkmanın anlamlı olması, daha temiz ve sağlıklı yaşamak istemeleri…
Burada her zaman olduğu gibi kişiye ya da kişilere yönelik bir şey söylemiyorum. İlk derdim 'kentçi' sistemin en çarpıcı uygulanışlardan biriyle dalga geçmek. Esas olarak kirli olan her zaman kenttir. Köy değil. Siz hangi köyün sokaklarının çöpten geçilmediğini gördünüz? Ayrıca belediye başkanları, bütçeleri, temizlik şirketleri, taşeron işçileri ve billboardları olmadan böyledir. Bu yüzden öncelikle şu 'kent'li olmak tricklerini geçin. Kent olmak zaten kendi çöpünün olması, bunun başkası tarafından temizlenmesi demektir. Bu mantık sadece suçu herkese yayarak işin içinden sıyrılma çabasıdır. 'Herkes dişini fırçalarken musluğu kapatırsa su ziyan olmaz', 'mutfağın ışığını kapatırsan Hasankeyf barajı yapılmazdı.', 'Yerlere tükürmeyiniz.' Yaklaşımları cinayetlerine sizi ortakmış gibi hissettirmektir.
Boş versenize siz, kenti kirleten şövalyeler değilmiş. Tabii ki şövalyeler yani TOKİ konutları, uzaylı müteahhitlerin Kayapınar'da ki ucube apartmanları, sihirbazların Kırklar dağı 'Bixêr be-Hayırlı olsun' beton yığınlarıdır. Sur içinde yoğun savaş nedeniyle, yoğun göçe maruz kalan insanların, kentsel dönüşüm ile yeni sürgünlere maruz kalmalarıdır. Taşeron temizlik şirketlerinin, sendikasız, asgari ücretli işçileri tabi temizleyemez bütün bunları ve yukardan aşağıya akan vıcık vıcık elitizmi…
Bu bilbordları okuduktan sonra insanın bunları yırtıp sokaklara atması geliyor içinden. Belki 'anlamlı' olurdu.
Şövalyeler mi çöp atıyor?
Brezilya yerli dillerinde 'çöp' diye bir kelime yoktur. Çünkü 'çöp' yoktur. Doğa ile birlikte yaşayanlar için, her şey bir başka şeyin kullanımı içindir bu yüzden, 'atık' madde değildirler. Mesela meyve yediğinizde kabuğunu tavuk yer, onun pisliği gübre olarak, meyve ağacını besler, meyvelerini, insanlar yer diye, gider her şey. Bir döngünün parçasıdır her şey. Kürtçe'de 'çöp' kelimesi var mı gerçekten bilmiyorum. Bir kere bunu arkadaşlarla tartışma konusu yaptığımızda, her bulunan kelimenin aslında, mesela sap, ağaç dalı filan da olduğu ortaya çıkmıştı. Çok muhtemel ki bugün kullandığımız anlamda yoktur ya da aslında 'çöp' kelimesinin kendisi de mutlaka bir 'kent' buluşudur ama Diyarbakır'da billboardlarda bir de, 'şövalye' ve çöp buluşu var ki bu müthiş.