Geçtiğimiz Kasım ayında, söylemediği kim cümleler nedeniyle hakkında bir linç kampanyası başlatılan yazar Aslı Erdoğan, Türkiye’deki linç kültürüne dair değerlendirmelerde bulundu.
JinNews’ten Günay Aksoy ve Nişmiye Güler’in sorularını yanıtlayan Erdoğan, Aziz Nesin’den Ahmet Kaya ve Orhan Pamuk’a uzanan Türkiye’deki ‘linç kültürünü’ anımsattı.
Kürtçe, Ermeni soykırımı, anti militarizm konularının Türkiye’de tabu olduğunu belirten Aslı Erdoğan, bu tabulara dokunduğu için linçe uğradığını söyledi. Linçin susturmaktan öte bir etkisinin olduğunu vurgulayan Erdoğan şöyle dedi: “Linç, bir tür öldürme biçimi aslında. Susturmadan öte öldürme, onun bütün varlığını, eserlerini silme girişimi. Bu nedenle çok ağır bir suç, tecavüz gibi, işkence gibi ağır bir insanlık suçu ve bir suçlu olmadığı için toplu halde yapılan bir girişim. Herkesin maske altında rahatça işleyebildiği bir suç. Suçun şahsiliği burada işlemiyor. Rahatlığı o veriyor.”
Milliyetçilikten zehirlenmemiş kimse kalmadı
Türkiye’de şu an yükselen milliyetçilik dalgasına da işaret eden yazar, “Türkiye’de eğitim sisteminden başlayan çok ciddi ağır beyin yıkama, hakikatin gizlenmesi, ters çevrilmesi ve Türklerin üstün ırk, görkemli bir tarih gibi sunulması, bunun zehirlemediği bir birey yok. Şu ya da bu biçimde belki dünya üzerinde milliyetçilikten zehirlenmemiş kimse kalmadı. Türkiye’de ise bu aşırı derece var. Altı, yedi yaşından “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye güne başlayan bir millet. Bu bir yön, kolayca köpürtülen” diyerek, din ögesiyle doğal kurban haline getirilen Alevilerin yanısıra Kürt ve Ermeni halkına yönelik soykırım uygulamalarına dikkat çekti.
Erkek egemen feodal tabanla mücadele daha zor
“Kendi kişisel durumumda bir öge daha var” diyen yazar Erdoğan, “O da erkekçilik mi demeli, erkek şovenizmi mi demeli, bu Türkiye’de en derine işlenmiş bir hastalık. Hakikatten belki milliyetçilikle de mücadele edebiliriz. Daha demokratik de düşünebiliriz. Ama erkek egemen feodal tabanla mücadele etmek çok daha zor. Çok daha kapsamlı bir çaba gerekiyor. Çünkü erkek egemen zihniyet onun asıl kurbanı ya da birincil kurbanı kadınlarda da kök salmış durumda. Sadece erkekler kadınları linç etmiyor. Kadınlar da bir kadının linç edilmesine zevkle bakabiliyorlar. Aslında kendi içindeki kadını linç ediyorlar. O yüzden çok daha karmaşık pek çok katmanı olan hepsini incelemek uzun sürer” diye devam etti. Bu yönüyle iktidarla kitleleri suç ortaklığına dikkat çektiğini söyledi.
Kadına ’yerini bil’ diyor yönetim
Erdoğan, şu an kadının içinde bulunduğu durumu değerlendirirken de şunları söyledi: “Son on yılda erkek egemen dil ve şiddet çok yaygınlaştı. Bu da kolayca gözlemlenebilen, iktidarın söylemiyle birebir örtüşen bir olgu. Kadın cinayetleri AKP’nin bir icadı değil. Şu anki toplumsal siyasi söylem kadına yönelik şiddeti de kadın düşmanlığını da köpürtüyor. Zaten var olan bir şeyin daha da kabarmasına yol açıyor. Bu dönemin ayırt edici özelliği de mesela milliyetçilik hep var ama son derece belden aşağı, son derece çirkin, benim örneğimde olduğu gibi. Düzey düştü diyor, insanlar. Kastedilen düzey ne olabilir? Cinsel içerikli şiddetin son derece yaygınlaşması. Bunun da AKP’nin uyguladığı öyle ya da böyle her satır aralarında, bazen daha açık, geçerli kılmaya çalıştığı, ‘Kadın evine dönsün işte olmasın’, ‘Sen yerini bil, ben yerimi bileyim’ söylemi, şiddetin artmasında bire bir sebep. Kadına ‘Sen yerini bil’ diyor yönetim. Toplum kadının yerinden çok emin değil. Kadın kendine verilen yeri çok bilmiyor. Kendine tanınan sınırları aştığı için her kadın, her birey, her toplum şiddet görüyor.
Bu çağda kadın eve kapatılamaz
Türkiye’de şu an kadının, kendi yerini ve konumunu sorguladığı bir dönem. Benim gençliğimde kız ve erkek arkadaşlar pek çok yerde tabuydu. Şimdi her yerde kız-erkek arkadaş olabiliyor. Erkek arkadaş, kız arkadaşı öldürdüğü anda o toplumsal ahlaklı yapı ‘ne kadar ahlaklı bir kızdı ki bak’ söylemi dillendirilir. Bu toplumsal dönüşümün hızına belki de ayak uyduramıyoruz hep birlikte. Yönetim, bu değişimi kendi ideolojisine göre çevirmek istiyor ama başarılı olamıyor, olamayacak. Bu internet çağında bu kadar açılmış bir toplum, kadını eve kapayamaz.
Kürt kadınlar ciddi dönüşüm geçirdi
Kadın itiraz ettiği anda susturuluyor, öldürülüyor. Aynı şey Kürt kadınları için de geçerli. Kürt kadınları çok ciddi bir dönüşüm geçirdiler. Hem devlet tarafından eziliyorlar hem erkekler tarafından eziliyorlar. Bu kadınlar asla eski kadın modeline geri dönmeyecekler. Dönmeyecekleri sürece de baskılar tabii ki artacak. Çok önemli bir örnek Kürt kadınların direnişi. Hem feodal bir yapıyla mücadele ediyorlar hem de devletle mücadele ediyorlar. En ağır baskıları da onlar görüyor. En büyük direnişi de onlar gösteriyor pek çok yönden.
Şovenizm ve kadın nefreti
Şu cümleyi kullanmak istiyorum; kadın nefreti. Türkiye toplumunu tanımlamak için iki kavram bul dersen, şovenizm ve kadın nefreti. Hakikaten içinde yaşadığım pek çok ülkeye kıyasla en çok gözlemlediğim, kadın nefreti. Türkiye kadınlardan nefret eden, küçümseyen, aşağılayan bir kültürel yapıyla yoğrulmuş.”
HABER MERKEZİ