Ukrayna’da taraflar arası çatışmalar, Irak ve Suriye’deki gelişmeler ve ilan edilen geçici ateşkes nedeniyle şimdi dünya gündeminin alt sıralarına düşmüş görünse de, halen varlığını belli şekillerde sürdürüyor.

Ukrayna denildiğinde akla sağcı hükümet ve buna bağlı paramiliter güçler ile Rus yanlıları geliyor. (Luhansk ve Donetsk bölgeleri bir süre önce bağımsızlık ilan etmiş ve ‘Yeni Rusya’ adı altında birleşme kararı almıştı.) Ancak, sorunları ülkenin kendi tarihsel konumunu gözeterek çözmek isteyen güçler de var. “Borotba Hareketi (Mücadele)” de Ukrayna’da var olan sorunlara bilinen grupların dışında bir bakışla çözmek istiyor. Marksist ve Leninist olan Borotba Hareketi, ağırlıklı olarak Odessa ve Charkow kentlerinde örgütlü. Borotba Hareketi, kendini ülke dışında da tanıtma çabası içinde. Ülkedeki iç savaş, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya’nın bölge politikaları üzerine yapılan bir toplantı için Almanya’nın Aachen kentine gelen Sergej Kiritschuk’u biz de dinleme fırsatı bulduk.
Ukrayna-Kiev doğumlu ve Borotba Hareketi’nin koordinatörü olan Sergej Kiritschuk (32) ile Ukrayna’da var olan sorunlar üzerine konuştuk.

Borotba Hareketi ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?

Hareketimiz 2011 yılında çeşitli sol grupların biraraya gelmesiyle oluşan bir harekettir. Genelde Marksist gelenekten gelen birleşik Marksist hareketten oluşan bir yapılanmadır. Kimimiz Marksist, kimimiz Maoist ve kimimiz de Troçkistiz. Üç farklı ideolojik görüşten oluşan bir hareketiz. Bir noktaya kadar bu ideolojik farklılıklarımızın günümüzde pek önemli olmadığının farkına vardık. Hep birlikte yeni bir hareketi oluşturacağımızın kanaatine vardık. Bizler uzun bir süre örgütlü çalışmalar yürüttük. Hemen hemen ülkenin tüm büyük kentlerinde ofislerimiz bulunmakta. Sayısal olarak pek fazla etkili değildik, fakat sağlıklı çalışmalar yürüterek devamlı örgütlendik. Zamanla yürüyüşlerimize katılım binleri buldu.

Borotba’nın anlamı nedir? Sizi Ukrayna Komünist Partisi’nden ayırt eden şey nedir?

Biz komünist bir hareketiz. Fakat Ukrayna’nın tanınan solu Ukrayna Komünist Partisi’dir (UKP). Ama Borotba olarak bizler bunlara keskin şekilde eleştirisel yaklaşıyoruz ve bizler UKP’nin oligarşik parlamentoda yer alma hayallerine karşıydık. UKP, Viktor Yanukoviç hükümetinin ve oligarşisinin bir parçası oldu. Bundan ötürü halkın bizim UKP’den gelmediğimizi anlaması için hareketimizin adını ‘“Borotba” koyduk. Borotba’nın anlamı ise “Mücadele” demektir. Yine bir zamanlar Ukraynalı gerçek komünistlerin bir gazeteyi işgal ettiklerinde Borotba imzasıyla bu eylemi gerçekleştirmesi… Ukrayna’nın batısındakilere Borotba ismi yabancı gelmekte ama Ukrayna’da kökleri olan bir isimdir. Ukraynacadır. Fakat Ukrayna basını bunu bildiği halde bizi Putin’in ajanları veya Rus yanlısı bir hareket olarak yansıtmakta. Bizim açımızdan sorun oluşturan bir diğer faktör ise Rusça konuşulan bir bölgede, Ukraynaca olan bir isim ile örgütlenmemizdir. Sıradan insanlar, bizim kendi bölgelerinde Ukraynaca bir isimle örgütlenmemize anlam vermekte zorlanıyor.

Maidan Hareketi’ne neden karşısınız?

Maidan Hareketi’nin baştan itibaren hiçbir toplumsal ve sosyal talepleri olmadı. Birçok kişi bu örgütün büyük demokratik ve sosyal bir hareket olduğunu düşünüyordu. Ama öyle değildi. Bunu gören faşistler, fırsat bilerek hareketin içine dalarak, hareket içinde olan bir kısım ilerici güçleri bastırdı. Artık bunlar öncülük yapmaya başladı. Maidan Hareketi, Ukrayna’nın ekonomisini soymaktan başka ise yaramayan AB’nin ve AB ile serbest ticaret anlaşmasını baştan itibaren destekleyen bir hareket oldu. Öte yandan farklı bireysel görüşler de piyasaya sunuldu. Bunlardan birisi de “Ukrayna Hırsız Sistemi’nin, Ukrayna’nın AB’nin bir parçası olmasıyla aşılabileceği” şeklindeki düşüncedir.
Mantık şu; kim AB için daha fazla çalışırsa, o başarılı ve zengin olur mantığıdır. Bu mantıkla hareket edenler sadece liberal milliyetçiler değil, aynı zamanda Viktor Yanukoviç hükümeti de kriz öncesinde benzeri propagandalar yapıyordu. Halkla alay eder gibi halka dönüp “Baltık ülkelerin durumlarına bakın, onlar reformlar hayata geçirdiler ve şimdi ise AB’nin bir parçası haline geldiler ve bu şekilde zengin olup rahatlığa kavuştular” gibi söylemlerle halkı kandırmaya çalıştılar. Fakat Ukraynalılar kör ve aptal değil. Halk AB krizinin verdiği mesajı çok iyi aldı. Örneğin Yunanistan’ın başına gelenleri ve içine düştükleri durumu gördü. Bunun farkına varan liberal milliyetçiler ve diğer AB yanlısı kesimler, Yunanistan karşıtı kampanyalar başlattı. Bu kampanyalar tamamen Yunan düşmanlığı biçimindeki kampanyalardı. “Yunanistan’da sosyalizm yaşanıyor. Yunanlar çok zengin ve çok tembel. Şimdi ise Yunanların bu tembelliklerinden dolayı kendilerinin çok çalışmaları gerekiyor” gibi söylemler ile Yunan karşıtı kampanyalar yapmaktalar. Bizler o dönem azınlıkta olan bir harekettik. Bir defasında muhalefetin tüm temsilcileri ile katıldığım bir televizyon programında AB ile Serbest Ticaret Anlaşması’na ilişkin bir tartışma yürüttük. O zamanlar tüm Ukrayna medyasında AB ile Serbest Ticaret Anlaşması’na ve AB’ye entegrasyona karşı çıkan tek bendim. Tüm bu tartışmalarımızda bana karşı mantıklı argümanlarla yaklaşmadılar. Nedeni ise benim AB ile bu tür anlaşmaların bize getiri ve götürülerinin neler olacağını sormamdan ve kendilerinin bu konuda bir görüş sahibi olmadıklarından daha doğrusu oligarşik bir düzenin devam etmesinden yana olduklarından dolayı bana karşı koydular.

Çıkan olaylar sonucu Rusya’ya sığınmak zorunda kalan Ukrayna eski Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in AB ile neden ters düştü?

Önceki Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’e, Rusya tarafından baskı uygulandı. Rusya’nın bu baskısı Viktor Yanukoviç’in AB ile imzalanması gereken deklarasyonu imzalamamasıyla sonuçlandı. Rusya açısından bu müdahalenin nedeni, Ukrayna burjuvazisinin AB ile istedikleri biçimde uzlaşmaya yanaşmamasından kaynaklı bir durum. Rusya müdahalesinin bir diğer nedeni ise yüksek teknoloji sektörüdür. Yüksek teknoloji sektörünün de Yanukoviç üzerinde baskısı vardı. Örneğin sektörün ürettiği uçak ve helikopter motorları, nükleer silahlar, uzay roketleri ve roket kullanımı için üretilen motorlarının sadece Rusya pazarı için değil aynı zamanda AB içinde üretiminden yana olmasından dolayı olan baskı vardı. Ukrayna işletmeleri dış ticaretin yüzde 50’sini Rusya Federasyonu’na ve diğer yüzde 50’yi ise AB’ye yapıyordu. Bundan dolayı yüksek teknoloji sektörü ve Ukrayna işletmelerinde Yanukoviç üzerinde baskısı oldu. Bu şekilde Viktor Yanukoviç hem karına kar katmak isteyen burjuvazi ve oligarşilerin, hem de Rus oligarşisi tarafından baskı altında tutuldu. Aradaki fark ise sektörün AB ile Rusya arasındaki ticari kar farkıdır. O da sektörün AB’ye sattığı hammaddenin kar oranın düşük olması ve bu baskısıyla AB’den kar oranını daha da yükseltecek Serbest Ticaret Anlaşması’yla  dayatmasındandır. Kısacası sermaye Viktor Yanukoviç üzerinde büyük bir baskı uyguladı. Bunun üzerine V.Yanukoviç ise müzakerelere devam edilmesi ve bununla hükümetinin daha karlı çıkmasını hedefledi.
Maidan Hareketi’nin asıl çıkış nedeni ise asıl olarak müzakarelerle ilgiliydi. Bu hareket herkese, “Ukrayna’nın fakir kalmasının nedeni Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nde olmasından kaynaklanıyor. Aslında Sovyetler Birliği diye birşey kalmadı ama bizler halen Sovyet zihniyeti içinde yaşıyoruz. Bizim bu zihniyetten kurtulmamız ve AB’nin bir parçası olmamız gerekiyor” gibi söylemlerde bulundu. Bu hareketin ne kadar ırkçı ve oligarşik bir zihniyet olduğunu herkes görmüş oldu.

Borotba’nın o dönemdeki siyasi programı neydi?

Tabii ki, biz Borotba olarak Viktor Yanukoviç hükümetine karşı keskin bir muhalif cephede yer aldık. Fakat bizler Maidan zihniyetinin en az Viktor Yanukoviç kadar gerici olduğunun farkındaydık. Bizler baştan itibaren her iki tarafa karşı olan tutumumuzu sergiledik. O dönem hem Viktor Yanukoviç hem de Batı yanlısı muhalefette siyasi kutuplaşma oldu ve sert bir şekilde polarize oldu. Biz Borotba olarak ise o dönem de Ukrayna toplumunun küçük bir azınlığının fikirlerini temsil eden harekettik. Ta ki, Maidan Hareketi meydanlarda Lenin anıtlarını yok etmeye başladığı ana kadar. Bu olaylarla halk bizi anlamaya ve ne savunduğumuzu kavramaya başladı. Sözde muhalif olan Maidan Hareketi, ülkenin dört bir yerinde bulunan Sovyetler Birliği döneminden kalan anıtları yok etmeye başladı. Biz bu hareketin neye ve kime hizmet ettiklerini baştan itibaren biliyorduk. Fakat birçok kişi bunu anlamakta zorluk çekiyordu. AB yanlısı olan Maidan Hareketi’nin hiçbir sosyal bir talebi olmadı. Bunlar ırkçı ideolojiden beslenen faşistlerdir. Bu gerici faşitler, ‘Ukrayna’daki tüm sorunların Lenin döneminde ülke topraklarına gömülmüş olan sorunlardır’ gibi söylemlerde bulunmaktalar. Örnek darbeden sonra Lenin anıtlarının bulunduğu ve sembolik açıdan önemli olan Charkow kentindeki anıtları da yok etmeye çalıştılar. Ama Charkow halkı bu anıtlara sahip çıktı ve faşistler tarafından yok edilmesine izin vermedi. Bu insanların çok azı komünist ve solcular, çoğunluğu ise sıradan olan insanlardır. Bu insanlar bu anıtlara sahip çıkmakla birlikte tarihimize daha doğrusu Sovyetler tarihimize sahip çıktı. “Bu bizim tarihimiz, tarihimizi yok ettirmeyiz” açıklamasında bulundular.

Ukrayna’da şu andaki durumunuz nasıl?

Şu anda tüm ofislerimiz Neo-Nazi grupları tarafından tahrip edilmiş durumda. Arkadaşlarımız ofislere geldiğinde, siyah maskelerle yüzlerini kapatmış ellerinde kalaşnikof silahlar olan gruplarla karşılaştı. Hem büroları tahrip ettiler, hem de bayraklarımıza, bilgisayarlara, müzik aletleri gibi eşyalar el koydular. Tüm bu manzara karşısında bizim legal biz zeminde mücadele vermeyeceğimiz, ortada olan bir şey. Bundan üç hafta önce Charkow’daki bir savaş karşıtı yürüyüşten sonra iki yoldaşımız ellerinde kalaşnikoflar olan bu gruplar tarafından alıkonulmaya çalışıldı. O esnada oradaki halk bunu engelledi. Tüm bu gelişmelerle birlikte hareket olarak tüm yönetim kadromuzla yeraltına çekildik. Birçok üyemiz ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bize yakın olan Live dergisi editörü Andrej Manschuk gibi gazetecilerin evleri tahrip edildi. Hatta Kürtler bile bu faşitlerden nasibini aldı.

Hangi açıdan?

Eğer siz Borotba’nın bayrağına bakacak olursanız PKK bayrağıyla benzerliğini görürsünüz. Borotba bayrağına bu biçimi vermek başından itibaren olan bir fikir değildi. Fakat bizim içimizde azımsanmayacak kadar Kürt var. Onların da örgütlenmemizde büyük emekleri oldu. Hatta bayrağımızdan dolayı kimi AB yanlısı ırkçı liberal öğrenciler, bildiri yayınladı. O bildiride Borotba’nın PKK ile işbirliği halinde olduğunu, PKK’nin ise ‘AB karşıtı terörist’ bir örgütlenme olduğu şeklinde yayınladılar. Biz Borotba olarak her daim Kürt halkının ve mücadelesinin yanında yer aldık dayanışmada bulunduk ve bulunmaya da devam edeceğiz.

Hareketiniz içindeki Kürtler Sovyetler döneminde Ukrayna’ya yerleşmiş Kürtlerden mi oluşuyor? Yaşadıkları bölgeler tam olarak nelerdir?

Çok az bir kısmı Sovyetler döneminden gelme. Çoğunluğu Türkiye’den gelme. Ukrayna’daki Kürtlerin çoğunluğu Odessa’nın güneyinden geliyor. Bir kısmı öğrenci, bir diğer kısmı ise çalışan işçilerdir. Ukrayna’daki Kürtlerin şu anki durumu da pek iyi sayılmaz. Ukrayna hükümeti Kürtler konusunda her zaman Türkiye hükümeti ile yakın işbirliği halindeydi. Bu yakın işbirliği ile Türkiye hükümeti Kürtlere karşılık Ukrayna hükümeti üzerinde baskılar uyguladı. Aslında şimdiye kadar Ukrayna hükümeti Kürtlere karşı sindirici, tutuklayıcı bir politika izlemedi. Ama özellikle bu son zamanlarda üniversite yönetimleri, öğrenciler üzerinde baskılar uyguladı. Fakat buna rağmen Kürtler siyaset yapmaya devam etti ve eylemler gerçekleştirdi. Bunun üzerine Ukrayna medyası Kürtlere karşı, “Kürtler barış içinde yaşamasını bilmiyorlar. Türkiye’de böylesi demokratik ve barışçı bir ülke olmasına rağmen, Kürtler halen terörizm dayatıyorlar. Neden Kürtler Ukrayna’ya geliyorlar? Çünkü Kürtler barış içinde yaşamasını bilmiyorlar da ondan geliyorlar” gibi ırkçı ve Kürt karşıtı kampanyalar yapıyorlar.   

Kürt mücadelesinin Ortadoğu’da inşasına başladığı bir Demokratik Konfederalizm, Demokratik Özerklik modeli var. Bu model hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Bizler Ukrayna’da federalizmden yanayız. Bu anlamıyla ülkenin güneydoğu bölgesi Ukrayna Federasyonu’nun bir otonomisi anlamına gelmektedir. Tabii ki bu durumda tüm ana dillerin eşit derecede kullanımı bizim için önemlidir. İnsanlar, tarihsel çarpıtmalar karşısında şok oldu. Bir anda Nazi işbirlikçileri, Ukrayna’nın ulusal kahramanları haline geldi. Bunlar şu andaki tarihimizin iyi sayfaları. Yarın bu faşitler bir bakmışsınız Lenin heykelleri yerine faşist Bandera’nın anıtlarını dikecek olurlarsa hiç kimse şaşırmasın. Bundan dolayı şu anda ülkenin güneydoğusunda başlatılan tartışma, bölgenin Ukrayna’dan ayrılıp ayrılmamasıdır. Federasyona bağlanalım mı, bağlanmayalım mı, gibi tartışmalar yürütülmektedir. Kürt hareketinin hangi modeli oluşturmak istediği kendi düşüncesine kalmış bir şeydir. Ancak bu modelin bölgede demokratik ve adil bir çözüm modeli olduğu kesindir.

Savaşa hazırlıksız yakalandık

Ukrayna’da tüm bu yaşananlara rağmen mücadelenizi nasıl sürdüreceksiniz?

Bizler uzun yıllar boyunca örgütlenme özgürlüğü ya da benzeri hak ve özgürlükler için sokaklara döküldük. İşin kötü yanı şu andaki mevcut duruma yani partizanlar savaşına hazırlıksız yakalandık. Bu, bizim büyük hatamız oldu. Sahip olduğumuz hiçbir askeri ve ekonomi altyapı olmadı. Askeri mücadele deneyimimiz de yok. Hazırlıksız yakalandık, bundan dolayı özeleştirimizi yapıyoruz. Dediğim gibi bu bizim büyük bir hatamız oldu ama geç de olsa bunun çalışmalarını başlatmış durumundayız.

Batı medyasında yansıtıldığı gibi güneydoğu bölgesinde Halk Cumhuriyeti için savaşan isyancılar, Rus asıllı insanlar mı?

Tabii ki Rus asıllı olan insanların bir çoğu güneydoğu bölgesinde kalmaktalar. Fakat aynı bölgede bir Halk Cumhuriyeti için savaşan Ukraynalılar da var. Ukraynalıları destekleyen Ruslar da var. Yine güneydoğu bölgesinde Kiev Cunta Rejimi’nin yanında cephelenerek Halk Cumhuriyeti için mücadele edenlere karşı savaşanlar da var. Rusya’nın güneydoğuda Halk Cumhuriyeti için mücadele edenler üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Örnek Slavyansk’ta Ukrayna-Kiev’deki cunta rejimine karşı mücadele eden bir Rus vatandaşı var. Kiev rejimi ise bu vatandaşın Rus istihbarat örgütünün bir üyesi olduğunu söylemekteydi. Bazı gazetecilerin yaptığı araştırmalar sonucunda o şahsın Rus istihbaratı ile bir ilgisinin bulunmadığı, “Rekonstructer” adında bir hareketin lideri olduğu ortaya çıktı. Fakat Rusya’nın bölgede kendilerine yakınlığı ile bilinen kimi örgütler üzerinde denetimi var ama bu bölgedeki tüm güçler üzerinde denetimi var anlamına gelmez. Birçok Rus, Rusya’nın Putinci sistemine’de karşı.

Son sorum Kırım ve Kırım Tatarları üzerine olacak. Kırım Tatarlarının bulunduğu durumu kısaca özetler misiniz?

İlk olarak şunu söyleyebilirim: Rusya, Tatarlar konusunda bir oyun oynuyor. Ukrayna, Kırım’daki Tatarlara bir takım ulusal haklar verdi. Tatarlar, yerel parlamento ve hükümette temsil edilmekteler. Bu da Tatarların yaklaşık 20 yıldır Ukrayna devletinden talep ettikleri haklardı. Taa ki, Ukrayna askerinin Kırım’ı terk etmeye başlamasıyla birlikte Kırım’da kimse Rus askerlerine karşı savaşmayı aklından geçirmiyordu. Kırım’daki her kesim Rusya’ya itiraz etmeme durumunu kabul etmişti. Fakat Tatarlar buna itiraz etmeye başladı. Bu itirazları fırsat bilen Ukraynalı ırkçı faşistler, Tatarlara Ukrayna’nın bütünlüğü için ortak mücadele çağrısında bulundu. Fakat Tatarlar da başta olmak üzere kimse faşistlerin bu önerisine sıcak bakmadı ve desteklemedi. Ama Kırım’daki insanların çoğu Rusya’nın varlığından hoşnut değil. Örnek Kırım’dakiler Donesk’teki Odessa katliamı yaşandığında, “Tanrıya şükür ki bu tür katliamlar burada yaşanmıyor” açıklamasında bulunuyorlardı. Halbuki bu tür katliamları yapan faşistlerdi, bir nevi faşizme karşı tavır almadılar.


MUSTAFA İLHAN/AACHEN