PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Türk Devletinin Rojava’ya yönelik işgaline ilişkin açıklamalarda bulundu. Kalkan, ABD-TC mutabakatının bir Kürt soykırım belgesi olduğunu, Kürtlerle diğer halkların buna karşı sonuna kadar direneceğini ve Suriye ile Kürdistan’daki TC işgaline son vermeyi hedefleyeceğinin açık olduğunu kaydetti.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulunurken, Türk Devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik 32 km’lik derinliğe ulaşamadığı için ateşkes ilan etmek durumunda kaldığını, ABD’nin Türk Devleti ile ilişkilerinin konjonktürel olarak Rusya’dan koparma üzerine olduğunu dile getirdi. Mevcut dengelere ve planlamalara dair beyanlarda bulunan Kalkan, Rojava işgaline karşı her alanda direnilmesi gerektiğini kaydetti.

İmralı’da tecrit derinleştirilerek sürdürülüyor. Bu tecrit ile Rojava’ya dönük işgal saldırıları arasında nasıl bir bağ var?

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ABD öncülüğünde gerçekleştirilen 9 Ekim 1998 uluslararası komplosunun yirmi ikinci yılına girdik. Söz konusu bu saldırı sonucunda 15 Şubat 1999 komplosu gerçekleştirildi ve İmralı tecrit ve işkence sistemi ortaya çıkartıldı. İşte bu noktada hem uluslararası komployu ve hem de İmralı işkence ve tecrit sistemini doğru anlamak gerekiyor. Uluslararası komplo saldırısı kuşkusuz sadece Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı hedefleyen bir saldırı değildir, tersine Önderliği şahsında tüm Kürt halkını hedefleyen bir saldırıdır. Yine İmralı işkence ve tecrit sistemi sadece bir baskı sistemi değil, onun da ötesinde bir soykırım sistemidir. Yani 21 yıllık İmralı sistemi, esas olarak bir Kürt soykırım sistemidir. İmralı’da Kürt Halk Önderine yönelik ne tür uygulamalar yapılıyorsa, aynı şey aslında tüm Kürt halkına da yapılıyor. Yine Kürt halkına karşı başta TC Devleti olmak üzere küresel kapitalist modernite sistemi nasıl bir inkâr ve imha uyguluyorsa, aynı şey İmralı’da da uygulanıyor. İmralı ile Kürdistan, Önder Abdullah Öcalan ile Kürt halk varlığı ve özgürlüğü işte böyle iç içe geçmiş bulunuyor.

Bilindiği gibi, 9 Ekim gününden bu yana TC işgalciliğiyle Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve halkları arasında yoğun bir savaş yaşanmaktadır. 17 Ekim akşamı ABD ile TC arasında 5 günlük bir ateşkese varıldığı açıklanmış olsa da, çatışmaların zaman zaman sürdüğü belirtilmektedir. Sizce mevcut savaşın neden ve sonuçları nelerdir?

TC Devleti, bir yandan Bakurê Kurdistan’da tam bir soykırım saldırısı yürütüp, Başûrê Kurdistan’ı da bu temelde baskı altına alırken, bir yandan da Rojava Kürdistan Kürtlüğünü bitirmek ve Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimini yok etmek amacıyla 9 Ekim’den bu yana vahşi bir işgal ve soykırım saldırısı yürütmektedir. Bu temelde Rojava Kürtlerinin ve Kuzey-Doğu Suriye halklarının özgür ve demokratik yaşamlarını ve kendi kendilerini yönetme haklarını yok etmek istemektedir. Çünkü başta Kürtler olmak üzere Kuzey-Doğu Suriye’de yaşayan tüm halklar örgütlenip birlik olarak faşist DAİŞ çetelerini yenilgiye uğratmış, tarihin en önemli özgürlük devrimlerinden birini gerçekleştirmiş ve halkların kardeşliğine dayalı demokratik özerk bir yönetim sistemi kurmuştur. Bu sistem ve Kürtlerin var ve özgür olması, kendi varlığını Kürt halkının yokluğu üzerine kurmuş olan TC Devletini korkutmakta, zihniyet ve siyaset değişikliğine zorlamaktadır. Bundan kurtulmak için, TC Devleti ve AKP-MHP iktidarı da söz konusu işgal ve soykırım saldırısını yürütmektedir.

Burada şu hususların altını bir kez daha çizmekte yarar vardır. TC Devletinin 9 Ekim’de başlattığı saldırı işgalci ve soykırımcıdır. Yani insanlık suçu kapsamındadır. TC Devleti böyle bir insanlık suçu işlerken, esas olarak NATO ve BM üyeliğine dayanmaktadır, ABD ve Rusya’nın desteğini kullanmaktadır. Dolayısıyla söz konusu işgal ve soykırımdan BM, NATO, ABD ve Rusya da sorumludur. 9 Ekim savaşını başlatanın kendisi olduğunu Tayyip Erdoğan da inkâr etmemektedir. Temel gerekçe olarak ise, “Kürtlerin bir siyasi statü kazanmasına izin vermeyeceğiz” demektedir. Bu temelde ABD ve Rusya desteğine dayanarak ve Türkiye’nin tüm imkânlarını kullanarak ilk dokuz gün boyunca vahşi bir saldırı ve katliam yürütmüştür. Bu saldırıda esas olarak uçak, tank ve top gibi ağır saldırı araçlarını kullanmış ve hiçbir ahlaki ve hukuki kurala uymamıştır. Başta Serêkaniyê olmak üzere birçok kentte sivil halka yönelik katliam yapmış ve yasak kimyasal gaz saldırısında bulunmuştur. Bu temelde üç yüze yakın sivilin katledildiği, altı yüzden fazlasının yaralandığı, Suriye Gelecek Partisi Genel Sekreteri Hevrîn Xelef’in infaz edildiği, onlarca çocuğun kimyasal gazdan yandığı bilanço olarak verilmektedir.

ABD-TC arasında 17 Ekim akşamı ilan edilen ateşkesin nedenleri nelerdir? Böyle bir ateşkes sonucuna neden varıldı?

Açık ki, ateşkes ilan edenler savaşta amaçlarına ulaşamadıkları ve başarılı olamadıkları için ateşkes ilan ettiler. Yoksa amaçlarına ulaşmış olsalardı, böyle savaşa ara veren bir ateşkes girişimine ihtiyaç duymazlardı. Planladıklarını başarır ve zaferlerini ilan ederlerdi. Böyle olmadığına göre, ilk elden işgal saldırısının başarılı olmadığını, Kuzey-Doğu Suriye halkları, QSD Güçleri ve insanlık direnişi karşısında başarısız kaldığını tespit etmeliyiz.

Deniyor ki, Trump ve Erdoğan iç politika gereği ve iç siyasette başarılı olabilmek için böyle bir savaşa karar verdiler. Bilindiği gibi, faşist Tayyip Erdoğan Yönetimi tam bir çöküşü yaşıyor. 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde hezimete uğradı. Ancak böylesi işgal ve katliam saldırıları ile iktidar ömrünü uzatabiliyor. ABD Başkanı Trump ise, neredeyse başkanlıktan azledilecek. Gelecek yıl yapılacak seçimlerde fazla kazanma şansı bulunmuyor. Yani her ikisi için de hem gündem değiştirme ve hem de iç siyasette destek toplama ihtiyacı var. İşte bunun için, Trump’ın kendi deyimiyle “Anlamsız savaşa” karar verip başlattılar. Gerçekten söz konusu amaçlarına ulaştılar mı? Türkiye ve Amerika’dan yansıyanlar hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Ancak gerçek sonucu önümüzdeki aylar ve gelecek yıl gösterecek. Belli ki söz konusu savaş bu iki kişiyi de iktidardan düşürecek.

Kürtler ve QSD açısından ABD-TC uzlaşması bir tür resmiyet olarak görülebilir ve önemsenebilir. Ancak bu durum çok cılızdır. Esas olan ise, 9 Ekim’de başlatılan işgali tamamlamaya dönük boyutudur. 13 maddelik ateşkes denilen mutabakat birçok bakımdan belirsizlik içermektedir. Kürtler açısından en önemli madde kuşkusuz “QSD güçlerinin çekilmesi” maddesidir. Bu durumun da net olmadığı ortadadır. TC tarafı 444 kilometre uzunluk ve 32 kilometre derinlik derken, QSD Komutanlığı 120 kilometre uzunluk demektedir. Hiç kuşkusuz Kürtler ve Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi açısından TC’nin söyledikleri asla kabul edilemez. 444 kilometre uzunluk ve 32 kilometre derinlikten YPG-YPJ güçlerinin çekilmesi Rojava Kürdistan’ı terk etmek anlamına gelir ki, bunun YPG-YPJ’nin tasfiyesini ifade ettiği açıktır. TC’nin istemi Rojava Kürdistan’ın işgali, Kürtlerin Kürdistan’dan sürülüp soykırıma uğratılması, YPG-YPJ’nin tasfiye edilmesi ve Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetiminin yıkılması demektir ki, böyle bir şeyin değil kabul edilmesi, tartışılması bile mümkün değildir. Kısaca ABD-TC mutabakatının bir Kürt soykırım belgesi olduğu ve Kürtlerle diğer halkların buna karşı sonuna kadar direneceği ve Suriye ile Kürdistan’daki TC işgaline son vermeyi hedefleyeceği açıktır.

Böyle bir süreçte Kürt toplumu ve siyasetine düşen görevler nedir, ne yapmalılar?

Böyle bir süreçte Kürtler varlık ve özgürlüklerini garantilemekten asla geri duramazlar ve bunu erteleyemezler. Çünkü, mevcut koşullar kendileri için somut bir şanstır ve de son şanstır. Eğer bu süreçte kendilerine dayatılan soykırımı kıramaz ve özgür varlıklarını garantileyemezlerse, o zaman her şeyi kaybetme tehlikesi ile karşı kaşıya gelirler. Nitekim bu durumu çok iyi gördükleri için, TC işgaline karşı Rojava Özgürlük Direnişini yediden yetmişe tüm parçalarda ve yurtdışında sahiplendiler ve harekete geçtiler. Kürt siyaseti yakın dönemde görülmeyen biçimde ortak söylem içinde oldu. Her alanda adeta Kürt gençleri ve kadınları ayaklandılar. Bugün 12 gündür her yerde ayaktalar; yemiyorlar ve içmiyorlar, adeta yatıp uyumuyorlar, ‘Her yer Rojava ve her dem direniş’ diyerek çok güçlü bir serhildan yürütüyorlar. Bununla söz konusu tehlikeyi önlemek, dayatılan işgali ve soykırımı kırmak, Rojava özgürlüğü şahsında varlık ve özgürlüklerini garantilemek istiyorlar. Doğru görülüp anlaşılması gereken birinci husus budur. İkinci husus ise, hem dünya sistem gerçeğini ve hem de TC Devlet gerçeğini, bunların Kürtler açısından ne anlama geldiğini, dolayısıyla Kürt sorununun ne olduğunu ve nasıl çözüleceğini çok iyi bilmeliler ve hiçbir koşulda da unutmamalılar. Yakın geçmişi doğru hatırlayalım, Tayyip Erdoğan Yönetimi Suriye savaşı içine böyle balıklama niçin girdi, “kardeşim” dediği Esad yönetimi ile bir anda böyle kanlı bıçaklı hale niçin geldi? Çok açık ki, Suriye’deki iç kargaşa ortamından yararlanarak Kürtlerin herhangi bir hak elde etmesini ve statü kazanmasını engellemek için. Sekiz yıldır her şeyi göze alarak ve her türlü hileye baş vurarak işte bu amaç için savaştı ve 9 Ekim işgal saldırısını da bu amaç için başlattı. TC’ye hakim olan mevcut Kürt ve halklar düşmanı zihniyet ve siyaset değişmedikçe de, bu amaçtan asla vazgeçmeyecektir. Bunu Bakur ve Başur için yaptığı gibi, Rojava Kürdistan için de yapacaktır.

 

ANF/BEHDİNAN