Cihan EREN

24 Haziran baskın seçimine götüren asıl nedenleri görmeden bir değerlendirmede bulunmak yanlış sonuçlara götüreceği gibi kimin büyük başarılar elde ettiğini tespit etmeyi de engeller. Erdoğan-Bahçeli faşizminin zaten çoğunlukta oldukları meclisi ömrü tamamlamadan yeni bir seçime götürmesi, hemen her türlü yasayı KHK’larla çıkarma imkanları olduğu halde seçimi öne almalarının iki temel sebebi vardır; birincisi çoğunluğu ellerinde bulundurmalarına rağmen yönetememe durumunu aşmak istemeleriydi. Bunun için normal şartlarda girecekleri seçimi kesin kaybedeceklerini bildiklerinden her türlü hile ve oyun yapacakları OHAL ortamında seçime giderek kazanmayı amaçladılar.

Siyasi bilinç ve değerlendirme gücü bir yana, azıcık vicdanı olan hemen herkes OHAL koşullarında normal bir seçimin yapılamayacağını bilir. Ancak devletin tüm imkanlarını kullandıkları bu koşullarda bile AKP-MHP faşizmi ve liderleri Erdoğan seçim öncesi gücünü kaybetmekten kurtulamadı. Bu iki partinin 1 Kasım seçiminde toplam oy oranı yüzde 61’di. 24 Haziran seçimlerinde BBP’nin ve Hüda-Par’ın desteğine rağmen yüzde 53’e gerilemiştir. Yani kazanmak için yasal kılıfa büründürdükleri her türlü sahtekarlıklara yine başta HDP olmak üzere muhalefet partileri baskı altına almalarına rağmen istedikleri başarıyı elde edemediler. Erdoğan bu gerçekliği ‘mesajı aldık’ diyerek itiraf etti. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, faşist saldırganlığına, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine dinci ve milliyetçi söylemle geliştirdikleri düşmanlığa rağmen arzuladıkları sonucu alamadılar.

Baskın seçime gitmelerindeki asıl nedenlerden biri de desteğini artırarak Kürt soykırımını sonuçlandırma hesabıydı. Erdoğan-Bahçeli liderliğinde 2015’den bu yana yürütülen soykırım politikasına daha büyük destek sağlamak amaçlarının başında gelir. Burada da Kürt halkının oylarını alarak ‘bakın ben katil ve soykırımcı değilim, yaptığımı halk da doğru buluyor ve onay veriyor’ mealinde kurulacak politik söylem ve uygulamalara dayanak bulmayı hedeflemişlerdi. Asıl başarılarını HDP'nin baraj altında bırakılmasına kilitlemişlerdi. Deşifre olan gizli toplantının ses kaydında asıl başarıyı HDP'yi baraj altında bırakmaktan geçtiğini Erdoğan'ın kendisi söylemişti. Bunu da HDP oylarını çalmaktan çok Kürt oylarını almak üzerine kurmuştu. Şayet bu gerçekleşmiş olsaydı Kürt soykırımına çok güçlü bir faşist dayanak bulmuş ve her türlü saldırganlığın önü sonuna kadar açılmış olacaktı. Efrîn işgali başta olmak üzere 2015’den bu yana yapılan  işgal ve katliamlar da kendilerince onay görmüş olacaktı.

Dikkat edilirse Erdoğan seçim süreci boyunca genelde biri sabah diğer akşam saatlerinde yapılan askeri muhaberelerin sonuçlarını karargahlarına aktaran muhabereciler gibi ‘bugün öldürdüklerimizin sayısı bu kadar oldu’ diyerek neye yoğunlaştığını, Türkiye'sini neyin üzerine inşa edeceğini, nasıl yöneteceğini ve en önemlisi de başarısını ne üzerine kurduğunu söyleyip durdu. Ciddi ekonomik krize rağmen tek bir ekonomik proje sunmak yerine öldürme işleriyle propagandasını yaptı.

Erdoğan ve AKP bu seçimin Kürt ayağına dönük hazırlıklara 1 Kasım seçimleri öncesi katliam saldırılarıyla start vermişti. Akabinde bu saldırılar dokunulmazlıkları kaldırıp HDP eşbaşkanları başta olmak üzere vekillerin tutuklanması ve belediye işgallerine kadar sürdü. En son Suruç katliamı yaptılar. Faşist bloğun amacı 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra legal Kürt siyasi hareketini bitirmek, Türkiye demokrasi güçleriyle birliğini engellemekti. Kürtleri legal siyasetin dışına iterek ‘Kürt eşit silah’ algısını yaratmak için Erdoğan ile birlikte devlet her zamandan daha yoğun bir politik saldırıyı devreye koymuştur. Erdoğan-Bahçeli birliği denilen şey devletin Kürt siyasi kazanımlarını bitirmek ve Kürtlerin direnerek bir şey kazanamayacağı algısını yaratmaktır. HDP'ye verilen oylar direnerek kazanılacağını bir kez daha ispatlamış oldu.

Yapılan seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar CHP'nin HDP ile ittifak dahilinde seçime girmesinin çok daha olumlu sonuçlar vereceğini de göstermiştir. Bu, Millet İttifakı kurulmaya çalışıldığı günlerde de dillendiriliyordu. Buna rağmen CHP'nin 1925-1938 zihniyetiyle Kürtlere yaklaşması bir türlü aşılamadı. Kılıçdaroğlu bunda önemli bir faktördür. Kılıçdaroğlu katliam yandaşı olamayabilir. Ancak çok iyi bildiğimiz ya da tahmin edebileceğimiz kişilik özelliklerinden hareketle korkak biridir. Oysaki temsil ettiği partinin önemli liderlerinden biri olan İ. İnönü düzgün siyaset için ‘namuslular en az namussuzlar kadar cesaretli olmalı’ demiştir. Siyasette korkaklık, oportünistlik ve çözümsüzlüktür. Bunun için az bir demokratik cesaret gösteren M. İnce, CHP’yi aşan oy alırken seçimin kaybedeni CHP oldu. Ve tabi ki en az son üç yıldır TC devletinin her türlü baskısını ve şiddetini gören ama yılmayan HDP de barajı aşarak seçimin tek kazananı olmuştur.

HDP başarısının üstünü örtmek için CHP’den HDP’ye oy verildi denilmesi kara propagandadır. AKP’den MHP’ye oy geçmiştir. Fakat HDP’ye CHP’den belirgin bir oy geçmiş görünmemektedir. HDP’ye Türk yurtsever demokratlarından ve 1 Kasım’da oy vermeyen metropollerdeki Kürtlerden oy gelmiş görünmektedir. Bu seçimle HDP Türkiye'nin gerçek sol ve demokratik partisi olduğunu kesin kanıtlamıştır. Bu başarısıyla faşizmin kendisini baraj altında bırakma saldırılarının önüne baraj çekerek, Kürt soykırımını engellemede de büyük bir mevzi kazanmıştır. Bu başarı Erdoğan ve Bahçeli faşist ittifakını dağıtacak sonuçlara yola açabilir. Bahçeli’nin ilk seçim değerlendirmesinde ‘MHP meclisin denetleme ve denge partisi olmuştur’ söylemiyle AKP'yi ve liderini tehdit eder gibi konuşması, HDP'nin aldığı başarının bu faşiste ilk anda söylettirdiği bir söylemdir. Şayet HDP 7 Haziran seçimlerinden sonra yaptığı hataları yapmaz, kimliğini ve temsil ettiği halkın taleplerine denk politik söylem ve pratiği siyasi yaratıcılıkla gösterebilirse, tek adam diktasına karşı tek muhalif parti olduğunu daha geniş kitlelere kavratarak gücüne güç katabilir.