Soykırıma karşı topyekün direniş gerekiyor

Forum Haberleri —

.

.

  • Türk devleti bu saldırgan ve soykırım politikasını öz gücüne dayanarak sürdürecek güçte değildir. Bunu başta belirtelim. Kırk yıldır gerillaya karşı yürüttüğü savaş NATO ve Batılı devletlerinin desteğiyledir. Soykırımcı Türk devleti bütün gücüyle saldırı halindeler. Kürdistanlılar ve demokrasi güçleri de mücadeleyi büyüterek karşılık vermelidirler.

ZEKİ AKIL

Faşist AKP-MHP iktidarı Kürt soykırımını tamamlamak için bütün gücüyle saldırılarını sürdürüyor. Saldırılar kuzey Kürdistan’la, Türkiye’nin sınırlarıyla sınırlı değil. Suriye’de, Rojava bir bölümüyle işgal edilmiş ve bu bölgelerde etnik temizlik yapılmıştır. Güney Kürdistan da büyük oranda Türkiye’nin sömürgesi durumunda. Ekonomik olarak denetim sağlandığı gibi 1990’lardan beri de onlarca askeri üssü var. Geçen yıl Hakurkê ve Şekif’e kadar olan bölgeler işgal edildi. Haziran’dan bu yana ise Heftanîn’e işgal saldırıları başladı ve savaş aralıksız devam ediyor. İşgali yaymak ve tüm Güney’i denetime almak istiyorlar.

Faşist Bahçeli "Kandil’e Türk bayrağı asacağız," diyordu. S. Soylu bir iki yıl önce "PKK bahara kadar bitirilecek ve kimse bir daha onu ağzına almayacak," diyordu. Erdoğan "Efrîn’den İran sınırına kadar olan Kürt kuşağı yok edilecek’’ diye açıklama yapıyordu. Bu imha konseptinin bir parçası olarak HDP ve demokrasi mücadelesi yürüten muhalif kesimler düşman ilan edilmiş, yasalar bir tarafa atılmıştır. Halkın oylarıyla seçilen belediyelere el konuluyor, milletvekilleri ve diğer seçilenler hapishanelere dolduruluyordu. 12 Eylül faşist cunta döneminde olduğu gibi şimdi binlerce politikacı, aydın ve yurtsever yurtdışına çıkmak zorunda kalmış. Yine 12 Eylül cuntası döneminde olduğundan daha fazla Kürt ve muhalif hapishanelerde. Ortada basın adına bir şey bırakılmadı. Kendilerinden olmayanların mal varlıklarına el koydular. Bütün basın susturuldu, satın alındı. Adli sistem ve hukuk yerlerde sürünüyor. Ölüm orucundaki Av. Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal Adli Tıp raporuna rağmen tahliye edilmedi. Üstelik anayasa mahkemesi tahliyeyi reddetti ve 27 Ağustos’ta Ebru’nun cenazesi dışarı çıkarıldı.

Türkiye’nin saldırganlığı Libya’ya kadar yayılmış durumda. Bölge için saldırgan, yayılmacı ve zora dayalı politikası birçok çevreyi tehdit eder duruma gelmiş. Ortadoğu’daki krizden ve ABD, Rusya gibi güçlerin çelişkilerinden yararlanarak hem Kürtleri yok etmek hem de toprak ele geçirmek ve egemenlik alanını genişletmek istiyor. Türk devletini bağlayan hiçbir kural ve hukuk yoktur. Anladıkları tek şey güçtür. Güçleri el verdiğinde istediğini yapacak, alacağını alacaktır. Ancak karşısında güç ve mücadele olursa durdurulabilir. Bunun dışında başka bir yol yoktur.

Türk devleti bu saldırgan ve soykırım politikasını öz gücüne dayanarak sürdürecek güçte değildir. Bunu başta belirtelim. Rojava’yı hep ortadan kaldırmak istedi. Bunun için DAİŞ ve El Nusra gibi güçleri kullandı. Bunlarla sonuç alamayınca kendisi Suriye’ye girdi. Suriye’de yaptığı saldırı ve işgaller tamamen ABD ve Rusya’nın onayı ve desteğiyle olmuştur. Kırk yıldır gerillaya karşı yürüttüğü savaş NATO ve Batılı devletlerinin desteğiyledir. Yıllardır Güney Kürdistan’ı uçaklarla bombalıyor. Şimdi Heftanîn ve diğer bölgelere saldırıyor. Bu bölgeler Türkiye’nin sınırları içinde değildir. Resmi olarak buralar Irak toprakları. Cılız da olsa Irak’ın bir itirazı ve kınaması var, Arap Birliği rahatsızlığını dile getirdi. Köyler boşaltılıyor, siviller vuruluyor. Bütün bunlara rağmen ABD, NATO ve Rusya gibi güçlerden herhangi bir itiraz ve kınama, tepki gelmedi.

Türkiye ABD gibi güçlerin desteğini ve onayını almasa Irak’a saldırılarını süreklileştiremez. Kaldı ki, ABD kendisi de Irak’ta ve hava sahası büyük oranda onun koruması altında. ABD karşı çıksa Irak ve Güneyli güçler de seslerini daha fazla yükseltebilirler. ABD’nin de içinde olduğu, en azından destek verdiği bir tasfiye, imha konsepti vardır. Bu konsepte Kürtleri dahil edemezlerse sonuç alma şansları yoktur. Teknik, askeri güç, psikolojik savaş ülkeleri işgal etmeye ve halkları teslim almaya yetmez. Öyle olsaydı ABD dünyayı işgal ederdi. Kürdistan için de durum aynıdır.

Dikkat edilirse 1990’larda koruculuk ve Hizbul-kontra gibi güçleri kullandılar. Yine Güney’de yaptıkları büyük saldırılara KDP gibi güçleri kattılar. Şimdi uçaklarla yaptıkları saldırı ve suikastlarda yine yer istihbaratını yani işbirlikçileri kullanıyorlar. Türk devleti Şengal’den Heftanîn’e kadar her yeri vuruyor. Sürekli işgal alanlarını genişletiyor. Güneyli güçlerden destek almazsa bunu yapamaz. Sadece keşif uçakları ve hava bombardımanıyla sonuç alamaz. Halka ve gerillaya zarar verebilir ama gelip yerleşemez ve uzun süreli kalamaz. Kendisinden olmayan bir halk ve farklı bir coğrafyada kendisini güvende hissedemez. Eğer bugün Türk devleti Güney’de kalıyor ve sürekli saldırı, işgal alanlarını genişletiyorsa bu iş birliği yapan bir yerel ayak bulması sayesindedir. Türk devleti bütün isyanlarda bir Kürt ayağı örgütlemiş ve bu sayede ayakta kalmıştır.

Türk devletinin niyeti ve politikaları artık büyük oranda deşifre olmuştur. Arap devletleri ve halkları da bunun farkına varmış ve rahatsızlıklarını belirtiyorlar. Kürtler ise Türk soykırımcılığını en iyi bilen halkların başında gelmektedirler. Çünkü yüz yıldır bu politika ve saldırıların hedefindeler. Bu açıdan sözden çok artık mücadele ve örgütlenmeyle ancak kazanımlar korunabilir. Kürtlerin egemen çevreleri görüldüğü gibi çıkarlarını ve iktidarlarını önde tutuyorlar. Bunun için birlik sağlanamıyor. Ancak halkın kaderini bunlara teslim edemeyiz. Özellikle halkın özlemlerini, ruhunu ve vicdanının en fazla temsil etmesi gereken aydın ve sanatçılara fazla iş düşüyor. Kadınların, gençlerin, yüreği Kürdistan ve özgürlük için çarpan bütün güçlerin bu kritik tarihi kavşakta elinden ne geliyorsa yapma ve harekete geçme zamanıdır. Soykırımcılar bütün gücüyle saldırı halindeler. Kürdistanlılar ve demokrasi güçleri de mücadeleyi büyüterek karşılık vermelidirler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.