Dava açılmadan önce de açıldıktan sonra da, Ergenekon davasından beklentisi olanlara, bu davanın sadece soykırımlar ve katliamlarla beslenmiş olan TC Devletinin pislikten kokan bağırsaklarının temizlenmesi operasyonu olduğunu anlatmaya çalıştım. Yanılmadım.

Tam da sömürgeci devletin Kürt illerinde sivil halka yönelik ağır bir soykırımı başlattığı; Alevi kentlerinin IŞİD kaynaklarıyla kuşatılmaya çalışıldığı; emek cephesinin faşist yapılanmalarla kökten susturulmak istendiği; kadın katliamlarının zirveye ulaştığı günümüz sıcaklığında, yani sömürgeci-kapitalist-erkek ve sübyancı bir devletin "ötekilere karşı" savaşı tırmandırdığı, yani aktif bir Ergenekon’a ihtiyaç duyduğu bir dönemde, AKP, CHP, MHP sistem çıkarları üzerinden yeniden bütünleşti ve bütün kurumlarıyla birlikte Ergenekonu yeniden göreve çağırdı.

19 Temmuz, 2008’de Özgür Politika’da yazmıştım:  

"Ergenekonlar hep vardı. Bir zamanlar suikastçı bir devlet-terör örgütü olarak Teşkilat-ı Mahsusa adıyla; bir zamanlar Genel Kurmay Başkanlığı içinde Özel Harp Dairesi adıyla; bir zamanlar benim de işkence tezgahlarından geçtiğim Kontr-Gerilla adıyla, bir zamanlar Jitem ve tetikçisi Hizbullah adıyla… Ergenekon’un her dönemde tek görevi vardı: Geleneksel devlet ya da bütünüyle sistem muhaliflerinin direnişlerini yok etmek için devletin hukuk sınırlarının içinde açıktan gerçekleştiremediği pasifikasyon eylemlerini işkence, katliam, tehdit, terör, şantaj gibi yasadışı yollarla gerçekleştirmek." 

Bugün, JÖH’ün PÖH’ün ev ev kan içip kin kustuğu bir diktatörlük sisteminde, Ergenekon bünyesini oluşturan onca deneyimli katili, onca eğitilmiş zalimi berhava eder miydi devlet aklı?  Etmedi de. 

Ergenekon davası bitti. Ermeni Soykırımı’nın 101. Yılında Ergenekon davası bitti. Dersim Katliamı’nın içinde yer alan "Mustafa Kemal’in askerleri"nin de avukatlığını üstlendikleri Ergenekon davası bitti.1 Mayıs 77’yi yeniden hatırlayacağımız 1 Mayıs 2016’ya adım atarken Ergenekon Davası bitti. 

Ama benim davam bitmedi. 

Ve devlet, Ermeni, Asuri/Keldani, Kürt, Rum, Laz ve diğer halkların önünde diz çökerek tarihsel kirliliğinden aklanmak için özür dilemeden de benim davam bitmeyecektir. 

***

Anlatmaya çalışmayacağım. 5 Temmuz, 2008’de Özgür Politika’da yazmıştım, aktaracağım:  

 "Bazen Kontr-Gerilla olarak dolaşıyor aramızda, bazen Gladio diye tanımlanıyor uluslararası bağıntılar kurularak, bazen JİTEM’le geliyor jandarma kılığına bürünerek" demiştim. Siz listeyi uzatabilirsiniz: Örneğin Batı Çalışma Grubu ya da onun küçük kardeşi Hizbullah gibi organize suç örgütlerini; Mustafa Muğlalı’dan Doğan Güreş’e Büyükanıt’a… alabilirsiniz listenize. Bunlar ve benzeri isimler onların eylem ekiplerinin ya da tetikçilerinin adıdır. Ama bütününü ifade etmezler. 

Derin devlet, Kuzey’de güçlenen Sovyet ‘tehlikesine karşı’ Lozan ittifakı ile ve emperyalizmin isteği ve onayıyla kurulan; ülkenin farklılıklardan kaynaklanan zenginliklerini yok etmiş; sömürgeci kapitalist devletinin adıdır. Ve bu devlet varlığını koruduğu sürece, devletin yasadışı eylemlerinin tetikçileri "ya sev, ya terk et" ırkçılığının tarikatları da var olacaktır. 

Derine dalarak boğulmayın. Derin devlet diye bir şey yok. Bildiğimiz Oligarşik Diktatörlük çatısı altında kinle-korkuyla büyüyen ırkçı-saldırgan kardeş yapılardır hepsi. 

***

Zulmün artışından, katliamların çoğalışından başka değişen bir şey yok bu topraklarda. Biliyorum ki sömürgeci kapitalist sistem devam ettikçe, Ergenekonlar hep var olacaktır.

Çocukluk hayallerimi koruyorum yine de. 

"Cellatlar da uyuyamaz" diyordu Denizlerle, İbolarla, Mahirlerle bezenmiş bir öykü. "Zulüm, mağdurda yarattığı korkunun daha fazlasını zalimde yaratır" diyordu. Ve halklara öneriyle tamamlıyordu bu öykünün sonunu direnişlerin tarihi: "Bu nedenle zalimden mağfiret mağdurdan af bekleme. Bil ki sen direndikçe zulüm geriler."