Türkiye ve Kürdistan cezaevlerindeki PKK ve PAJK'lı tutsakların 12 Eylül 2012 tarihinde başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevine 24 Eylül’den itibaren Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ndeki 10 kadın tutsak da dahil oldu. Süresiz dönüşümsüz açlık grevine katılan Melek Dolaz, Ayşe Oyman, Fatma Koçak, Ayşe Güney, Canan Güler, Hanım Çelik, Semra Tekin, Çimen Türk, Hacire Tanırgan ve Nurcan Can’ın yaşam öyküleri birbirinden farklı olsa da, hepsinin ortak yanı çocuk yaştan itibaren tanık oldukları devlet zulmüne boyun eğmemeleri.

Dayısının izinden gitti

Melek Dolaz, 1979 yılında devletin Kürt halkına yönelik inkar, imha, asimilasyon ve göç politikalarının en yoğun yaşandığı Dersim coğrafyasında dünyaya geldi. Tüm baskılara, ambargo, insansızlaştırma uygulamalarına karşı direnen ve Dersim’den ayrılmamaya kararlı bir ailenin ferdi olan Dolaz, henüz 7 yaşındayken bu devlet politikalarının kendini en acımasız bir biçimde hissettirdiği Diyarbakır 5 Nolu'da yatan dayısının ziyaretine gidiyordu. O ziyaret günleri zulmün resmi olarak hafızasından hiç silinmedi. Şimdi de o, devletin ısrar ettiği çözümsüzlük ve baskı politikalarına karşı yıllar sonra tıpkı dayısı gibi bedenini açlığa yatırdı. Kapatılan DTP Kadın Meclisi çalışanıyken Ocak 2009’da tutuklanan ve 4 yıldır cezaevinde bulunan Dolaz, insan haklarının, ahlakın, vicdanın ayaklar altına alındığı, Kürdistan’a bombalarla saldırıldığı ve her anlamda ağır tahribatların yaratıldığı bir dönemde artık sözün anlamını yitirdiğini vurguladı. Dolaz, “Kürt halkına ve demokratik kesimlere yönelik bu topyekun soykırım politikalarına karşı Kürt halkının bir evladı olarak ahlaki sorumluluğumu üstleniyorum ve bu süreçte onurluca direnmeyi bir borç biliyorum” dedi.


'Gidişata kayıtsız kalınamaz'
1978 yılında Cizre’de dünyaya gelen Ayşe Oyman, Kürt halkına yönelik asimilasyon dayatmaları nedeniyle Newroz ismini hala kimliğine geçirebilmiş değil. Özgür Gündem Gazetesi editörüyken, KCK adı altında yapılan operasyonlarda 20 Aralık 2011’de tutuklanan ve 10 aydır cezaevinde bulunan Oyman, düşüncelerini şöyle açıkladı: “Çözümsüzlük politikasıyla gelinen bu sürecin bir parçası olarak, bir kadın, Kürt ve gazeteci kimliğimle rehin tutulduğum bir ortamda, bu gidişata kayıtsız kalamazdım. Çözüm sürecinde yarım bırakılan müzakereler yeniden başlatılmalı, Öcalan bu sürece dahil edilmeli ve bunun için özgürlük, sağlık ve güvenlik koşulları acilen yaratılmalıdır. Mahkemeler başta olmak üzere, Kürt dilinin bütün kamusal alanlarda kullanılmasının önü açılmalıdır. Kürt sorununda demokratik çözüm gerçekleşmeden Türkiye’de yaşayan bütün halkların özgür ve demokratik bir ortamda yaşayamayacağının bilinciyle, bütün demokratik kesimlerin destek vereceğine inanıyorum.”

'Öcalan barışın teminatıdır'

Sivaslı bir ailenin çocuğu olarak 1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Fatma Koçak, Dicle Haber Ajansı'nda Yazı İşleri Müdürü'yken KCK adı altındaki operasyonlarda 20 Aralık 2011’de tutuklandı. Bu toprakların en kilit sorununun Kürt sorunu olduğunu belirten Koçak, “Tarih bugün ortaya çıkan Ortadoğu’daki yeni çatışma alanlarıyla da egemenlerin halkların iradesini hiçe sayan yaklaşımlarının kan ve gözyaşından başka bir şey getirmediğini doğruluyor. İşte tam da bu noktada Ortadoğu halklarının selameti için kafa yoran Sayın Abdullah Öcalan hepimizin geleceği için teminattır. ‘Kürt sorunu’nun barışçıl ve demokratik temelde çözümünde Sayın Öcalan anahtardır. Onun sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması, savaş çığırtkanlarına inat savunulması ve sahiplenilmesi gerekir” dedi. Özgürlük eylemine büyük bir anlamla yaklaştığını ifade eden Koçak, “Zulme karşı direnmek, bu toprakların genlerinde her zaman olmuştur. Bize yol gösteren bu mirasın bir ferdi olmak ve onu gururla taşımak, zamanın ruhu açısından bizim için bir şanstır” diye konuştu.

'Açılım bir safsatadır'

1983 yılında Erzurum’da doğan Ayşe Güney, 28 Ekim 2011’de BDP İstanbul Siyaset Akademisi'ne yönelik baskınlarda tutuklandı. AKP’nin “Kürt açılımı” politikasının nasıl bir tasfiye planı olduğunu anlamak için, cezaevlerine bakmanın yeterli olduğunu belirten Ayşe Güney, "Yaklaşık 8 bin siyasetçi KCK davası adı altında komik ve baştan savma iddianamelerle yargılanıyor. Bunda amaç, Kürt sorununu çözmek için mücadele veren kesimleri susturmaya çalışmaktır. Kürt halkı sorunun çözümü için 10 yıldır AKP’ye şans tanıyor. Artık AKP politikaları iflas etmiştir. Açılım bir safsatadır” dedi. Halkın direnmekten başka bir yolu olmadığını vurgulayan Güney, “Artık daha fazla eylem zamanıdır” diye konuştu.

'Geri adım atmayacağız'

1976 yılında Urfa Siverek’te doğan Canan Güler, kapatılan DTP’nin Gaziosmanpaşa ilçesinde yöneticilik yaparken 2008 yılında tutuklandı. Sırf siyaset yaptığı için 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Güler, “Halkımızın büyük bir direniş sergilediği bir süreçte cezaevlerinde bunun bir parçası olmak beni onurlandırıyor. Eylem taleplerimiz kabul edilinceye kadar geri adım atmayacağız” diye konuştu.

Öfke ve coşku bir arada

1990 yılında Mardin Midyat’ta dünyaya gelen Hanım Çelik, 11 Kasım 2011’den bu yana tutuklu. En önemli gerekçesinin bir Kürt bireyi olarak sahip olduğu vicdan ve duyduğu sorumluluk olduğunu belirten Çelik, “Öfke ve coşkuyu bir arada yaşıyorum” dedi. Amacının net olduğunu söyleyen Çelik, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit sonlandırılmadan, sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları oluşturulmadan süresiz açlık grevi eylemimize son vermeyeceğiz” diye vurguladı.

Sesimize ses nefesimize nefes

1990 yılında Batman’da dünyaya gelen Semra Tekin, BDP’nin gençlik yapılanması olan YDG kapsamında 2009 yılında tutuklandı. Tekin, “Sayın Öcalan’sız Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirmek mümkün değildir” dedi. Son günlerde “Oslo görüşmeleri yeniden başlayabilir” açıklamalarına rağmen kosterin hala temin edilmediğine dikkat çeken Tekin, “Bu tamamen riyakarlıktır. Bu nedenle AKP’nin açıklamalarına itibar etmiyoruz ve de edilmemelidir. Önderliğimizin özgürlüğü gerçekleşinceye kadar direnişimiz sürecektir. Kürt halkı her türlü fedakarlıkla sesimize ses, nefesimize nefes olmalıdır” diye konuştu.

'Oyalama taktiğini kabul etmeyiz'

1984 yılında Ağrı Doğubeyazıt’ta dünyaya gelen Nurcan Can, 2010’dan beri tutuklu. Yeni bir oyalama taktiğini Kürt halkının kabul etmeyeceğini hatırlatan Can, “Sayın Öcalan üzerindeki ağır tecrit koşullarının kaldırılması hayati önemdedir. Bedenlerimizi açlığa yatırarak bu sorunun çözümüne dikkat çekiyoruz. İçeriden yükselen sesimize dışarıdan çığlıkla yanıt olunmalıdır” şeklinde konuştu.

'Safımız ve direnişimiz nettir'

1990 yılında Mardin Kızıltepe’de doğan Hacire Tanırgan, 2010’da tutuklandı ve birkaç ay önce 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Henüz 4 yaşındayken babasının ziyaretine giden Tanırgan şimdi ise babasıyla ayrı cezaevlerinde aynı koşulları paylaşıyor. Tanırgan, “Sürecin rengi nettir. Saflarımız ve direnişimiz de nettir” dedi.

Gelecek kuşaklar için

1990 yılında Van’da dünyaya gelen Çimen Türk, 4 Mayıs 2012 tarihinde evine yapılan ani baskınla tutuklandı. Cezaevinde 3 kuşak olarak beraber kaldıklarına dikkat çeken Türk, “Ben bu savaşın ortasında doğanlardanım. Benden sonra gelecek kuşağın barış içinde, anadilinde özgürce eğitimini alan, kültürünü yaşayan, siyasetini yapan bir kuşak olmasını istiyorum. Bugün çekilen acılar bunun içindir” dedi.


ZEYNEP KURAY / BAKIRKÖY CEZAEVİ