“Söz”ün defalarca anlamsız kılınıp, tüketilmek istendiği yasak bir coğrafyanın insanlarıydı onlar. Adının anılmasıyla nice fermanlara maruz bırakılan. Ağıt ve destanlarının yetmediği anlarda, o heybetli dağlarının dur durak bilmeyen nehirlerinin, yankısı eksilmeyen uçurumlarının, karanlık sus-pus gecelerinin; onca kıyımı, sürgünü anlatıverselerdi diye iç çekilen, anlatılsa da hep yarım kalan-kalacak olan, acılar coğrafyasının insanlarıydı onlar.
Nice söz dile gelse de, ne nefes yeterdi anlatmaya ne de nice cümle ardı ardına getirilip yazılsa da kitaplar. Dil kururdu, her kitap her cümle bir başka kitaba, cümleye konu olurdu. Dahası en ağırı da, vicdan denilen yürek, sızım sızım sızlayıp çatlasa da, tarif edemezdi yaşatılanları. Ama bir bunlar kadar bunca zulümden de yılmazdı onlar. Onca kıyama "el aman" dememeyi de iyi bilirlerdi. Bu halleri, en çok da onca kahrolası insanlık suçlarının sahiplerini rahatsız ederdi. Öldürdükçe de tüketemediler onları, acıların her birini bin parçaya bölseler de, acılarla da teslim alamadılar onları. Sürgünler, varoş yokluğu da fayda etmedi.
Mezarsız ölülere, faili devlet cinayetlere dönüştürülen o topraklar gibi aziz ve kadirdi yurtsever Kürtler. Yürekleri, o topraklara güneşi getiren dağlar gibi vakurdu. Ne dillerine vurulan prangalara aldırış ettiler ne de onurlu duruşlarından vazgeçtiler. Belki bazıları çaresiz kabullendiler sürgün yaşamı, çektikleri eziyetleri ve el etek çektiler özgür ülke mücadelesinden. Ama büyük çoğunluğu, ne ölüme, ne zindana, ne yoksulluğa ne de sürgünlere eyvallah çekmediler.
Apê Qedrî / Heval Qedrî / Kadri Abê o çoğunluktan, o topraklardan bir Kürt, bir yurtseverdi zorla göç ettirilmiş, yakılmış köyüne dönme hayalinden hiç vazgeçmedi. Yoksulluğu sineye çekti ama emekçiydi. Canının bir parçansın, kızının şahadetini öğrendiğinde acısını içinde sakladı ama yılmadı, dinlenmeyi, durmayı haram bildi. Zindanları da göze almıştı.
Zaten o vakur bedeni ne ranzalara sığdı, ne hücrelere. Zindan da her “özgür yarınlarda görüşürüz” dediğimizde; “Biz zaten özgürüz, bir memleketimiz kaldı özgürleştirecek” cevabı moral verirdi bize. Tabutu da ona dar gelmiştir. Ölüm ona da yakışmadı, tıpkı binlerce yurtseverimiz gibi. Katilleri zor bir hedef seçmişlerdi. Çünkü heval Kadri en zorunu yaptı, yıllarca, onurlu ve özgür bir yaşam içindi tüm çabası.
Binlerce Kadri Bağdu’yu aldılar aramızdan. Ölüm bu nedenle hep ‘kahpe renk’teydi. Onların huzur içinde yattıklarına biliyoruz bilmesine ama kahrolası katillerin araya girmesiyle, bırakmak zorunda kaldıkları mücadelelerini ileri taşımakla, daha huzurlu olacaklarını da unutmamalı.
Onlar, bitirilmek, tüketilmek istenen ‘söz’ün tükenmeyeceğini son nefeslerine dek anlattılar bize, halden bilmeze. Söz’ü onur bildiler. Bin söz olsun onlara!
Alanya L Tipi Cezaevi