
Saray'ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun (Kısaca SS) işi gerçekten zor. Nereye baksa bir "marjinal", bir "dış mihrak" görüyor. Acaba aynaya bakınca ne görüyor?
Hele kadınlar en büyük korkusu. Bir arada şarkı söyleyip dans eden, sokağa çıkan, siyaset yapan, itiraz eden, “makbul kadınlığı” reddeden ve hayatına sahip çıkan, özetle kendi olarak var olan kadınlardan Erdoğan gibi korkuyor.
İstanbul'da Las Tesis şarkısını söyleyip dans eden kadınlar için “Devleti erozyona uğratmak istiyorlar" demiş. Yanında yetiştiği kontrgerilla şefi Mehmet Ağar'ın "bir tuğla çekilirse altında kalırız" dediği devleti kastediyor. O devlet çoktan her yerden aşınmış değil ki zaten? Ancak şiddet ve yalanla ayakta tuttuğunuzu bilmiyor muyuz?
SS bugünlerde Erdoğan'dan daha çok ortalıkta dolaşarak konuşuyor. İddiasına göre, Türkiye'deki kadın cinayetleri sayısı Avrupa'dan azmış. Gerçek SS’in iddia ettiği gibi değil elbette. Ayrıca az olsa sevinecek miyiz? Tek bir kadının canının, sizin o "çoktan erozyona uğramış erkek devleti"nizden daha kıymetli bizim için.
Bir de Ordu’da Ceren'in katledilmesinin ardından ettiği sözler var. Hatırlarsınız, Ceren'i aramızdan alan Özgür Arduç tutulduğu açık hapishaneden kaçarak bu cinayeti işlemişti. Çok açık ki bu katil yakalansaydı Ceren hayatta kalacaktı. Bir kişi daha eksilmeyecektik. SS, bu gerçeğin hatırlatılması üzerine "Ortada bir katil var, her an her şey yapabilir" demişti. Ardından da o günlerde kayıp olan dağcıları hatırlatarak, "Bazen bulamıyoruz" diye zırvalamıştı.
Devleti tepeden tırnağa polis devleti haline getirdiler. Her yer açık cezaevi gibi. Ancak hapishaneden firar eden bir katili bulamıyorlar. Bu yalana inanalım öyle mi?
O iş öyle değil SS.
Polisinden mahkemesine, tetikçi medyasına tüm devlet kurumlarının kadın katillerini, tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını koruduğunu, haliyle de kadın ve çocuk düşmanı olduğunu biliyoruz. Çünkü balık baştan kokar. Erdoğan’ın “Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum. İşin fıtratına aykırı” sözü, devletin tüm kurumlarının işleyiş ve varoluş ilkesi. Sadece devlet kurumlarının mı? Bu sözden feyz alan erkekler, bir eşya gibi gördükleri binlerce kadın ve çocuğun canını aldı, canını yaktı.
O çok övündüğünüz güvenlik önlemlerinizin, hayatta kalmaya çalışan, hayattan hakkını almak isteyen, iktidarınızın karşısında sözünü ve eylemini sakınmadan dimdik duran kadınlara karşı işlediği ortada. Hayatta kalmak için kendisine defalarca tecavüz eden erkeği öldüren Nevin Yıldırım, hapiste hala. Erkek yargı, Nevin’e hayatta kalmanın cezasını en ağır biçimde ödetti. Ömür boyu hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Mahkeme, tüm kadın katili erkekler için uygulanan “iyi hal”, “haksız tahrik” indirimlerine bile gitmedi. Çilem Doğan, Name Öztürk, Yasemin Çakal var. Hatırlarsınız. Kadın dayanışması sayesinde hapishaneden çıkabildiler.
Kadınlar SS’in bu çok güvenli devletinde, erkek yargıdan ne kazandılarsa, iğne ile kuyu kazar gibi mücadele ederek kazandılar. En güncel örnek Şule Çet davası. Sanıklar, avukatları ve erkek yargı, el ele verip gencecik bir kadının tecavüz edildikten sonra öldürülmesinin üzerini “Zaten psikolojisi bozuktu. İntihar etti” diyerek kapatmaya çalıştılar. Ancak kadın iradesi bu planı bozdu.
SS ve çok güvenli devleti elbetteki kadınların hayatlarına ve geleceklerine sahip çıkan bu iradesinden rahatsız. İzmir’de geçtiğimiz hafta sonu Las Tesis eylemi yapan kadınlar hakkında soruşturma başlatıldı. 13 kadın gözaltına alındı, 25 kadın hakkında soruşturma açıldı. Başka soruşturmaların da kapıda olduğunu tahmin etmek zor değil.
Kadınların kendi hayatlarına dair söz söylemesinin bedeli ağır. Siyasette örgütlü bir kadın olarak yer almasının bedeli daha da ağır. HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ 2016 yılının 4 Kasım’ından bu yana hapiste rehin tutuluyor. 24 Aralık’ta duruşması var. Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Selma Irmak, Aysel Tuğluk, Çağlar Demirel, Gürsel Yıldırım ve diğer kadın seçilmişler, kadın devrimciler yıllardır hapiste.
Çünkü SS’in çok güvenli devletini, varlıkları, mücadeleleri ile sarstılar, sarsıyorlar. Çünkü gerçeğin ve eylemin gücüne güveniyorlar. Saray iktidarının “Sırtımızı Rojava Devrimine dayıyoruz” dediği için intikam aldığı Yüksekdağ, Roboskî, Cizre bodrumları, iş cinayetleri, kadın katliamları, çocuk istismarı, doğa katliamından ibaret olan SS’in dünyasına karşı, halkların dünyasını savunmuştu. Amed’in önceki dönem Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak kadınların siyasette eşit temsil ve varlık hakkının simgesidir. Sabahat Tuncel, nerede bir ezilen varsa yanı başında olma tavrı ile umutları büyütendir. SS’nin güvenli devleti tarafından hedef seçilmelerinin nedeni de kadınların özgür ve eşit bir dünya arayışına inanmış olmalarıdır.
Bugün Şili’den İstanbul’a kadınlar aynı şarkı ile sokaklarda dans ediyor. Dünyanın bir ucundan öte ucuna oluşan dünyanın en büyük dans grubu, erkek egemen kapitalist iktidarlara karşı kadınların isyanıdır.