Kadın hukukçular, her yeni dönem hazırlanan yeni yasa paketlerinde kadın, çocuk, LGBT gibi dezavantajlı gruplara yönelik işlenen suçlar için yasalarda herhangi bir değişiklik yapılmadığına dikkat çekiyor. İşlenen suçlara ilişkin cezai yaptırımlar olmasına rağmen, verilecek cezanın, sanığın ve mağdurun statüsüne, cinsiyetine, sıfatına göre değişime uğradığını belirten hukukçular, bu konuda emsal davaları örnek gösteriyor.


‘Topluma değil sisteme göre yasa

Türkiye’de bugüne kadar yapılan yasalarda toplumun neye ihtiyacı olduğundan çok, sistemin nasıl bir yasaya ihtiyacı olduğu üzerinden yasalar çıkarıldığını ifade eden Avukat Kezban Yılmaz, bu nedenle de kanunların hazırlık aşamasında STÖ ya da barolar gibi kurumlardan hiçbir şekilde görüş istenmediğini dile getirdi. Paketin kadın, çocuk ve LGBT’lere yönelik işlenen suçlara dair bir değişiklik içermediğine değinen Yılmaz, bu şekilde toplumda var olan sorunların görülmediğini söyledi.
Toplumda, kadın, çocuk ve LGBT’lere dönük suç işleyen faillere ve bu istinatlarla yargılanan kişilere karşı ciddi anlamda bir yasal düzenlemenin olmadığının altını çizen Yılmaz, mevcut yasaların da uygulayıcılar tarafından yargılanan kişilerin ya da mağdur olan kişilerin sıfatına, statüsüne, cinsiyetine, konumuna göre uygulamakta olduğuna dikkat çekti. Çewlîk’te 8 uzman çavuşun tecavüzüne uğrayan E.A. davasını hatırlatan Yılmaz, uzman çavuşların mesleki sıfatlarından kaynaklı tutuksuz olarak, TCK’de öngörülen ceza miktarlarına oranla çok hafif cezalarla yargılandıklarını kaydetti.
Yılmaz, kadına yönelik işlenen suçlara ilişkin dava dosyalarının sayısının yüksek olduğuna işaret ederek, infaz rejiminden ve yasada öngörülen ceza miktarlarının yetersiz olmasından kaynaklı olarak gün geçtikçe bu tür vakaların sayısının arttığına dikkat çekti.

Mahkemeler şiddeti meşrulaştırıyor

Kadınların örgütlenerek sorunları aşabileceğini belirten Avukat Ruşen Seydaoğlu ise, “Kadınlar örgütlenerek ve kendi öz savunmalarını oluşturarak yasalar karşısında yaşadıkları sorunları aşabilir. Ama diğer yandan da kadınlara karşı düşman hukuku uygulayan bir Türkiye Cumhuriyeti var karşımızda. Bu mahkemelerde kadın düşmanlığı, şiddeti, erkeklerin gerçekleştirdikleri katliamı meşru kılmaya çalışan kararlar veriliyor. Kadın avukatların, kadın örgütlerinin müdahillik talepleri sürekli reddediliyor” diye konuştu. Seydaoğlu, yargı sisteminin gerçeği yansıtmayan gerekçelerle dezavantajlılara dönük suçların faillerinin yargılamalarında ceza indirimleri, beraat gibi durumların oluştuğunu kaydetti.

Kadın öz savunmasını oluşturmalı
Bu tür davalarda caydırıcı cezalar verilmemesinin, kadın ve çocuklara yönelik işlenen suçların artışını beraberinde getirdiğini belirten Seydaoğlu, “Kadın gücü örgütlenerek, daha da büyüyerek kendi öz savunmasını oluşturması gerekiyor” dedi.
Seydaoğlu ayrıca, dezavantajlı gruplara dönük hukuksuzlukların yasa değişiklikleri ile değil, ancak kadın bakış açısı ile hazırlanan bir anayasa ile mümkün olduğunu dile getirerek, kişilerin tekelindeki yasa uygulamalarının asla özgürlük mücadelelerinde bir karşılığı olmayacağının altını çizdi.


GÜLŞEN KOÇUK/MİZGİN TABU/JINHA/AMED