Stratejik bumerang

Forum Haberleri —

İran/foto:AFP

İran/foto:AFP

  • Sınırlarından savaşı uzak tutmak için tasarlanan strateji, stratejik bir bumeranga dönüşerek İslam Cumhuriyeti’ni on yıllardır kaçınmaya çalıştığı doğrudan çatışmaya sürükledi.

* SANAM VAKIL-Çeviri: Yeni Özgür Politika

Savaş, İran’ın uzun süredir uyguladığı “ileri savunma” (forward defence) stratejisinin sınırlarını gözler önüne serdi. Daha da kötüsü, bu strateji İran’ın mevcut durumuna büyük ölçüde katkıda bulundu. Öyle ki, mevcut çatışmanın sonucuna bağlı olarak Tahran, 40 yıldan fazla süredir geliştirdiği, genişlettiği ve büyük kaynaklar yatırdığı güvenlik yaklaşımını, kökten yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir.

İran liderleri, 1980’lerden itibaren  tehditleri sınırlarından uzak tutmak için kırılgan ve bölünmüş Arap devletlerinde silahlı ortaklar yetiştirmeye çalıştı. Lübnan’daki Hizbullah, Irak ve Suriye’deki milisler, Gazze’deki Filistinli silahlı gruplar ve Yemen’deki Husiler aracılığıyla Tahran, İsrail ve ABD ile doğrudan silahlı çatışmadan kaçınırken etki projeksiyonu yapabildiği istikrarsızlaştırıcı bir ağ kurdu. Bu savaş, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın (rejim değişikliğiyle mi yoksa müzakereyle mi) İran neredeyse kesin olarak daha zayıf çıkacak ve bölgedeki bu düzeyde etkiyi sürdüremez hale gelecektir. Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırılarından bu yana İsrail’in yürüttüğü harekât, İran’ın bölgesel stratejisinin omurgasını oluşturan pek çok gruba ağır darbeler indirdi. Hamas, büyük kayıplar verdi; Hizbullah ve Husiler, sürekli askeri baskı altında; Suriye’de Beşar Esad’ın düşüşü ise daha geniş “direniş ekseni”ni (axis of resistance ) savunmaya itti. Bu aktörlerin çoğu, artık hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Tahran’ın kurduğu ağlar, özellikle yerel nitelik taşıdıkları içi tamamen ortadan kalkmayacak, ancak çatışmanın askeri, mali ve siyasi maliyetleri ile İsrail’in bu grupları geri püskürtme çabaları, İran’ın onları eskisi ölçekte destekleme ve koordine etme kabiliyetini sınırlayacak. Sınırlarından savaşı uzak tutmak için tasarlanan strateji, stratejik bir bumeranga dönüşerek İslam Cumhuriyeti’ni on yıllardır kaçınmaya çalıştığı doğrudan çatışmaya sürükledi.

1979 travması

İran’ın bu sistemi nasıl inşa ettiğini anlamak için İslam Cumhuriyeti’nin dünya görüşünü şekillendiren kurucu travmaya dönmek gerekir. 1979 Devrimi’yle Muhammed Rıza Şah Pehlevi monarşisini devirmesinden yalnızca bir yıl sonra Irak ile savaş başladı. Savaş sırasında İran büyük ölçüde yalnız kaldı. Birçok Arap devleti, Bağdat’ı finanse ederken hem ABD hem de Sovyetler Birliği, Irak lehine eğilim gösterdi. İran liderleri, savaştan şu dersi çıkardı; ülke gelecekte yine büyük bir çatışmayla karşı karşıya kalabilir ve dış destek neredeyse hiç olmayabilirdi. Bu deneyimden “ileri savunma” ilkesi doğdu. Prensip basitti: İran, tehditleri sınırlarının ötesinde karşılayacaktı ki savaş İran topraklarında yaşanmasın. Tahran, ambargolar nedeniyle konvansiyonel askeri güce tam erişemediği için asimetrik caydırıcılık araçlarına (füze programları, gayri nizami harp ve en önemlisi müttefik silahlı direniş hareketleri ağına) büyük yatırım yaptı.

İlk örnek Hizbullah

Bu stratejinin ilk ve en başarılı örneği, Lübnan’da ortaya çıktı.  İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgali üzerine İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) Bekaa Vadisi’ne konuşlandı ve burada daha sonra Hizbullah’a dönüşecek yapıyı örgütlemeye yardımcı oldu. Hizbullah, Lübnan Şiilerinin seferberliği ile İran 'devrimci' ideolojisini birleştiren güçlü bir siyasi ve askeri güce evrildi. Tahran için Hizbullah, hem İsrail’e karşı caydırıcılık sağlıyor hem de İran’ın dolaylı yoldan etki projeksiyonu yapabildiğinin kanıtıydı. Grubun 2006 Lübnan Savaşı’nda İsrail’i askeri olarak zorlaması, İran’ın bu modele olan güvenini pekiştirdi.

Ortadoğu'ya yaydı

İran, sonraki on yıllarda bu yaklaşımı, Ortaodoğu geneline yaydı. ABD'nin 2003’te Irak’ı işgali Saddam Hüseyin’i devirdi ve Irak devletini dağıttı; bu da Bağdat’ta İran etkisinin derinleşmesine kapı açtı. Tahran, Şii siyasi partiler ve milislerle yakın bağlar kurdu. Aynı zamanda Filistinli silahlı gruplarla (özellikle Filistin İslami Cihad’ı ve zaman zaman Hamas’la) kalıcı ilişkiler geliştirdi. Bu bağlantılar, hem ideolojik hem stratejik amaçlara hizmet etti; İsrail karşıtı direniş anlatısını güçlendirirken İsrail-Filistin çatışmasında önemli bir aktör haline getirdi.

'Direniş ekseni'

Suriye iç savaşı, İran müdahalesi için yeni bir alan yarattı. Beşar Esad’a karşı 2011’de protestolar ülke çapında ayaklanmaya dönüşünce Tahran, uzun süredir müttefiki olan rejimi hızla destekledi. İran danışmanları, mali kaynakları ve bölgedeki müttefik milislerden çekilen savaşçılar, Rusya’nın 2015’te askeri müdahalesiyle savaşın dengesini değiştirmeden önce Suriye hükümetini istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu.

İran, ayrıca Yemen’deki Husi hareketiyle ilişki geliştirdi; bu da ileri savunmanın başka bir uzantısıydı. İran’ın eğitim, füze teknolojisi ve mali yardımı, Husilerin 2014’te başkent Sana’yı ele geçirmesinden sonra güçlerini artırdı ve Suudi Arabistan içindeki hedeflere saldırma ile Kızıldeniz’de deniz trafiğini tehdit etme kabiliyetlerini geliştirdi.

İranlı yetkililer, geçen 10 yılın ortalarında açıkça Tahran’ın dört Arap başkentinde (Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana) nüfuz sahibi olduğunu övünerek söylüyordu. 'Direniş ekseni', İsrail’i birden fazla cepheyle kuşatan ve İran’ın bölgedeki siyasi erişimini genişleten bir sistem olarak görülüyordu.

Tahran’ın bakış açısına göre; bu strateji, savunma amaçlıydı. İran, Körfez’de yoğun ABD askeri üsleri ağı, 2001 sonrası Irak ve Afganistan’da Amerikan askerleri ile teknolojik üstünlüğe sahip güçlü bir İsrail ordusuyla karşı karşıyaydı. Tahran, devlet dışı aktörlerle çalışarak devletlerarası savaşa girmeden rakiplerini caydırabiliyordu.

Genişlemenin maliyeti

Elbette bu strateji ciddi maliyetler taşıyordu ve bölgedeki Arap hükümetleri bunu saldırgan yayılmacılık olarak görüyordu. Irak’ta milis rekabeti, 2003'teki ABD işgalinden sonra devlet kurumlarını zayıflattı. Suriye’de İran müdahalesi, milyonlarca insanın yerinden edildiği yıkıcı iç savaşı uzattı. Yemen’de Husilerin yükselişi, dünyanın en kötü insani krizlerinden birini yaratan uzun ve tahrip edici bir çatışmaya katkıda bulundu; aynı zamanda Suudi Arabistan ve Körfez Arap güvenliğini tehdit etti. Silahlı ağlara yatırımı bölgesel parçalanmayı derinleştirirken Tahran’ın kendi kaynaklarını da zorladı.

İran, ayrıca bu ittifakları yönetmekte artan baskıyla karşılaştı. Birden fazla çatışma bölgesinde nüfuz sürdürmek mali kaynak, siyasi sermaye ve yakın askeri koordinasyon gerektiriyordu. Trump yönetiminin 2020’de İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanı Kasım Süleymani’yi öldürmesi bu ağların koordinasyonuna ağır darbe vurdu.

İsrail'in stratejisi

HAMAS'ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırıları, İsrail’in bu gruplara yönelik tutumunda köklü bir değişim yarattı. Yıllarca İsrail “çimen biçme” (mowing the lawn) olarak adlandırılan bir çevreleme stratejisi izlemişti: Dönemsel vuruşlarla tehditleri kontrol altında tutuyor ama ortadan kaldırmıyordu. İsral, 7 Ekim’den sonra bu caydırıcılık sisteminin başarısız olduğuna karar verdi ve İran’ın bölgesel ağını sökme yönüne döndü. İsrail’in Gazze’deki harekâtı kısa sürede Lübnan’daki Hizbullah mevzilerine yoğunlaştırılmış “kafa avı” (decapitation) vuruşlarına ve Suriye ile Yemen’deki İran tesislerine yönelik geniş operasyonlara evrildi. Uzun süredir İran-İsrail arasında gölge savaş olarak kalan çatışma, adım adım açık savaşa dönüştü ve nihayet Haziran 2025’te iki ülke arasında 12 günlük savaşa ulaştı.

İstenmeyen sonuçlar

İran’ın ileri savunma doktrini, istenmeyen bir sonuç doğurdu. Savaşı İran topraklarından uzak tutmak için tasarlanan ağ, bunun yerine çatışmanın tırmandığı birden fazla arena yarattı. Bir zamanlar Tahran’a Ortadoğu genelinde etki projeksiyonu sağlayan aynı sistem, İsrail’den koordineli baskıya ve Arap dünyasından güçlü muhalefete maruz bıraktı.

Bu savaş, neredeyse kesin olarak İran’ı önemli ölçüde zayıflatacak. İsrail ve ABD vuruşları, füze tesislerini, askeri altyapıyı ve Devrim Muhafızları’na bağlı varlıkları tahrip etti. On yıllardır ambargolar altında zorlanan İran ekonomisi, ticaretin kesilmesi ve yeniden inşa maliyetleriyle daha da ağırlaşacak. İleri savunmaya dayalı on yıllarca süren genişlemenin ardından daha yoksul ve içe dönük bir İran ortaya çıkabilir. Bu, özellikle son dönemde Tahran’ın hedef aldığı Arap ülkeleri tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Elbette İran bölgesel siyasetten tamamen çekilmeyecektir. Eğer rejim bir şekilde ayakta kalırsa Tahran, rakiplerini caydırmak ve değişen Ortadoğu’da nüfuzunu yeniden inşa etmek için yeni bir strateji aramak zorunda kalacaktır.

* Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Dr. Sanam Vakil'in www.chathamhouse.org'daki makalesi çevrilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.