Türk modernleşme projesi ile Kürtlerin kimlik inkarı aynı dönemde başlatılır. Buna bir ülkenin "çılgınlaşmasının" başlangıcı da diyebiliriz. Türk kimliğiyle yeni bir ulus yaratılacaktı. O ülke sınırları içinde yaşayan herkes Türk, İslam ve İslam’ın da Hanefi mezhebine ait olacaktı. Temel kurguları buydu. Halbuki o topraklarda birçok millet, din ve mezhep vardı.
Türkler ise ulus bilincinin çok uzağındaydılar ve üstten dayatmaları gerekiyordu. Bu proje sahiplerinin çoğunluğu askerlerden oluşmaktaydı. Onun için gerekli entelektüel alt yapıları yoktu. Modernleşme, Avrupa’da on beşinci yüzyılda ortaya çıkan burjuvazinin yaşam biçimi ve dünyaya bakış açısıydı. Türkiye dedikleri yerde ise işler tersinden kurgulanmak isteniyordu. Şeklen Avrupai bir görünüm verseler de, beyinleri ilkelliğin kulvarlarında cirit atmaktaydı. Halka doğru bir yön verileceğine, asılsız sloganlara sarıldılar; Türk büyüktü, Türk ileriydi, Türk dünyaya bedeldi!
Hep vuruyor ve kırıyorlardı…
Hira Dağı kadar Müslüman ve Tanrı Dağları kadar Türklerdi.
Halka dükkanında var olanı verebilirdi tüccar. Dükkanda var olan ise zulümdü, riyakarlıktı, yalancılık, inkarcılık ve şeklen taklitçilikti.
Kürtler ta baştan karşıydılar bu duruma. Türk uluslaşması ve modernleşmesi Kürt karşıtlığı üzerinde kurgulanmıştı çünkü.
Kılıçla girmişlerdi Kürdistan’a ve üstüne oturmaları zor gibi görünüyordu. 1925’ten başlayıp, 1938’de Kürt’ün direnen tüm dinamiklerini yok etmişlerdi ya da öyle düşünüyorlardı.
Türkler kendilerini asılsız propagandalara öylesine kaptırmışlardı ki, Kürt’ün onlara biat edeceğini düşünüyorlardı. "Size Kürt diyenin yüzüne tükürün" diyecek kadar da ileriye gitmişlerdi.
Binlerce yıldan bu yana var olan Kürt kültürü karşısında aciz kalacaklarını düşünemezlerdi bile.
Haklılık payları vardı. Çünkü Kürdistan’ın engebeli olması, mezhep ve din farklılıkları onları bir araya getiremiyordu. Aşiretçi yapıları ise çok katı ve içe dönüktü.
Türk elit kesimi, Kuzey Kürdistan’ın egemen gücüydüler. Egemen ulus olmanın nimetlerinden yararlanıyorlardı. Bundan kolayca vazgeçmeleri imkansız gibi görünüyordu. Bu egemenlik de jandarma ve polisin dipçikleriyle mümkündü...
"Kürt olmak ilkelliktir" algısı oluşturulmuş, Kürtçe yasaklanmış ve hatta yanlışlıkla konuşanlara değişik cezalar veriliyordu.
Üstten dayatılan modernlik projesi dikiş tutmuyordu. Çünkü temelinde bir çılgınlık vardı. Hiçbir şeye benzemiyordu. Avrupalılaşmak isterken dini dışlıyor, diğer tarafta laik bir ülkede olmayacak Diyanet İşleri’ni kurumlaştırıyordu.
Modernleşmeyi alt tabakadaki Türkler içlerine sindiremiyorlardı. Kürtler ise modernlik adı altında kendi kimliklerini inkar etmeye zorlanıyorlardı. Ve modernleşme hareketi kapitalist gelişimin bir sonucu olarak doğmamıştı. Absürt bir kimlik dayatılıyordu herkese. Modernleşmek ve Avrupalılaşmak isteyenlerin bile kafaları net değildi. Her akşam bir kadeh rakı devirmeyi, sıcak suyu olan evi ve temiz tuvaleti, telefonu, bilgisayarı ve araba kullanmayı modernlik sayıyor ama asker, polisin karşısında el pençe duruyorlardı. Halbuki modernleşmek özgürlüğün çerçevesini genişletmekle mümkündü.
Evet, bu politikaları ve uygulamalarıyla "çılgın" bir ülkeydi ve bununla da övünüyorlardı. Siyasetçileri sıkıştıkça da halkın çılgınlaştırılmasından yararlanarak üste çıkabiliyorlardı. Allah, din, Türklük, vatan millet Sakarya dedikçe siyasetçiler, kitleler şahlanıyor ve naralarıyla yeri göğü inletiyorlardı.
Bu durumu en iyi kullanan da AKP oldu. AKP'liler "Türk’ün şanlı’’ geçmişine vurgu yapıyor ve tek ayak üzerinde bin yalan kıvırıyorlardı. Kabadayı edalarıyla Türk ve Müslüman olduklarını söylüyorlardı.
''Bölgede halk HDP’ ye oy verdiği için çözüm süreci bitti'' demişti Yalçın Akdoğan. Şu darı dünyada böylesine bir ülke var mıdır sizce? Bence başka bir örneği yoktur. Sebebine gelince, temelinde yanlış kurgulanmış başka bir ülke yoktur da ondan. AKP'nin bugün uyguladığı politikalar aleni olarak ''Kürtler bize oy vermedi. Onun için de onları öldürüyoruz'' anlamını taşıyor. İnsanın aklıyla, o yarım hastalıklı aklı alay ediyor ve hala buna prim veren milyonlar var.
Türkiye yanlış kurgulanmış bir ülke; uydurma bir tarih, modernleşme adına ırkçılığı meziyet haline dönüştürmüş bir siyaset ve yanlış form verilmiş toplumsal bir mühendislik... Onun için Türk devletinden, AKP'den, iyilik adına hiçbir şey beklemeyelim.
Çünkü "çılgınlık" bazı kesimlerce önemli ölçüde kabul görüyor hala. Kendimizi kandırmayalım.