Mezopotamya Ekoloji Hareketi Üyesi Ercan Ayboğa, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında sağlıklı içme suyuna erişimdeki sıkıntıları Ortadoğu eksenli olarak değerlendirdi. Ayboğa, dünyamızda yeterli oranda içme suyunun mevcut olduğunu ancak esas sorunun kanal ve barajlarla su kaynaklarını tahrip edilmesi olduğunu belirtti. EGÎD EREN FRANKFURT Birleşmiş Milletler’in (BM) 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında herkesin sağlıklı içme suyuna erişimi hedeflese de halen 850 milyona yakın kişi bu haktan mahrum. Yaklaşık 2 milyar 3 milyon kişi ise, su teçhizat ve sistemlerini kullanamazken, 80 ülke temiz suya ulaşamıyor. 107 ülkede ise insanlar sağlıklı banyo ve tuvalet için gerekli suyu kullanamıyor. BM, su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması amacıyla 22 Mart 1993’ten bu yana her yıl değişik temalarla ‘Dünya Su Günü’ düzenliyor. Gezegeninin yüzde 70’i suyla kaplı olsa da kullanabilen tatlı su, dünya haritasında görünen maviliklerin sadece yüzde 2.5’lik kısmını oluşturuyor. Afrika, Asya ve Latin Amerika’da nehirlerdeki su kalitesinin bozulmasında artış var. Küresel olarak en yaygın su kalitesi sorunu yüzlerce kimyasalın su kalitesini etkiliyor olması. Küresel iklim değişikliği nedeni ile 1 milyar 2 milyon insan aşırı yağış, sel ve kuraklık tehlikesi içinde yaşıyor. 2050 yılına kadar tatlı su talebinin yüzde 30 artacağı hesaplanıyor. Mezopotamya Ekoloji Hareketi Üyesi Ercan Ayboğa, gazetemize BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında herkesin sağlıklı içme suyuna erişimi de hedefleyen çalışmasınıOrtadoğu merkezli yorumladı: Dünyada yeterince su var ama su sıkıntısı nereden çıkıyor?     Dünya’da yeterince tatlı su var. Suyun yüzde 3’ü yer altında. Nüfusun bu denli artması, su sorunun daha çok iki temelli önümüze çıkarıyor. Kanal ve barajlarla su varlıkları tahrip ediliyor. İkincisi ise, sular kirletiliyor ve bu su arıtılmadan tekrar nehirlere akıtılıyor. Su sıkıntısı daha çok kirletilmesinden kaynaklanıyor. Yer altı sularının kirletilmesinin ana nedeni nedir? Hem tarım, hem de sanayi. En çok suyu kullanan bu iki alan. Konutlara baktığımızda, etkisi daha azdır. İçme suyu, hem sanayi hem de tarım için kullanılıyor. Bu şekilde kaynak su kirletiliyor. Eğer bir oran verirsek dünyada yüzde 70 küsür sulamaya, yüzde 20 sanayiye, yüzde 10 konutlara yani insanlar için kullanılıyor. Global bir dünyada insanlar genel olarak, bu tercihi içme suyunu korumak için yapamıyor mu? Öncelik içme suyu olmalı. Tarım ve sanayi sonradan gelmeli. Sorun iktidarlar, suyu çıkarları gereği bazen tarım veya sanayiye harcıyorlar. Yine suyun özelleştirilmesi durumu daha da tehlikeli bir duruma getiriyor. Şirketler devreye girince kâr mantığı ortaya çıkıyor. Şehirdeki içme suyu sistemi de buna dahildir. Yine dere, nehir hatta barajlar şirketler tarafından arıtılınca bu bir özeleştirme oluyor. İnsanlar bu suyu ya hiç yada ek ücretle kullanabiliyor. Su insanın temel hakkı değil mi? BM uzun tartışmalar sonucu, suya erişimin bir temel insan hakkı olduğunu kabul etti. Ancak bu kararın çok da bağlayıcılığı yok. Bir ceza ve uygulama mekanizması yok. Kısacası su politikalarında pek bir şey değiştirmedi. Su sorunu şu an Ortadoğu’da belirgin. Su krizi siyasal bir mecrada kavga gerekçesi mi? Irak’ta, İran’da çok ciddi kriz var. İklim değişliği olsa da susuzluğun temel nedeni değil. Asıl sorun İran’ın su politikası. Su politikası nedir? Suyu tarıma veriyor. Bunu baraj ve kanallarla yapıyor. Yeraltı suyunu çok fazla çekiyor. Yeraltı suyu garantidir. Bu suyun eski halini alması yüz yıllar alır. Su varlıkları tahrip edildiğinde onarılması çok zor. Çünkü vejetasyon (Bitkinin tohumdan gelişip tekrar tohum verecek hale gelmesi dönemi) oldu mu yer yüzeyinde, atmosferde daha fazla su olur. Denge de bu sayede korunuyor. İran hassas bir coğrafya çöle de yakın. Irak’ta bu yaşanıyor. Ortadoğu’da bir bütün olarak aynı sıkıntı var. Su yerel halkın ihtiyacını karşılamadan çok, ticarete harcanıyor. Ülkelerin sınırlarını aşan nehir sularının korunması için uluslarası anlaşmalar var mı? İran ve Türkiye devletlerinin yaptığı barajlar bir çok dere ve nehri kuruttu! 1997 yılında BM bir anlaşma hazırladı. ‘Su Yolu ve BM Su Yolları Sözleşmesi’ 1997’den sonra 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Sınırları aşan, taşımacalığa uygun olmayan akar sular gibi bir tanımlamayı birçok ülke kabul etti. Ancak, kararı tanımayan birkaç ülke var. Bunların içinde Türkiye, Çin, İsrail gibi devletler var. Suyun sınırlarını aşan ülkeler bir araya gelip bu konuda karar almalı. Bu sorun Avrupa Birliği içinde iyi yürüyor, ciddi anlamda sorun yok. Dicle, Fırat ve Nil nehri civarında bu sorunlar ağırlıkta. Demokrasinin az olduğu otoriter devletlerde bu sorun mevcut savaşların gerekçesi. Nehirlerin yukarısında olan devletler su sorununu bir silah olarak kullanıyor. Türkiye ve İran bu anlamda su ülkesinde çıktığı için GAP ve barajlarla su akımı kesiyor. Karşılığında bir şey alırsa eğer suyu bırakıyor. Var olan içme suyu kaynakları nasıl kullanılmalı, nehirlerin hijyeni önündeki tehlike nedir? Atık sular konusunda sınırlamalar var mı? Su varlıklarının nerede ne kadar olduğu belli. Ancak bazı ülkelerde suyun az olduğu yerlerde şehirler büyütülüyor. Suyun varlığına göre şehri oraya yığmamak lazım. Böylesi şehirlerde suyu içmek amaçlı kullanmak gerekir. Güney Afrika son yüzyılın en kurak dönemini yaşıyor. Su rezervlerinin ciddi oranda azalması nedeniyle su tüketimi kişi başına günde 50 litreyle sınırlandırıldı. Ülkenin ikinci büyük kenti Cape Town’da barajların doluluk oranı yüzde 26’lara kadar indi. İlk su krizi ilan eden şehirdir. AB, son 30 yılda atık su arıtma tesislerini zorunlu hale getirdi. Avrupa’da tarımda kimyasal ilaçlar kullanıyor, bundan dolayı uzun vadeli yeraltı suların kirliliği artıyor. Kürdistan’da ise endüstriyel tarım Dicle’yi etkiliyor. New York, İstanbul, Amed gibi nüfusu artan kentlerde su sıkıntısı yaşanırsa ne olur? Kentlerin bu şekilde büyümesi sağlıksız bir politika. Kent büyüdükçe, çevresindeki tüm kaynakları emiyor. İstanbul korkunç büyüyor. 150 kilometreden su taşıyor. Şehirlerin bu şekilde büyümesi su krizini büyütecek. Bu kentler ileride su sorunu yaşayabilir. Rojava’da ve Güney Kürdistan’da su arıtma tesisleri yok. Irak ve İran devletleri bu konuda çok daha geri. Bu ülkelerde göçler var ama tek nedeni su değil. İran’da su protestoları sürerken Irak’ta seçimlerde ana gündem suydu. Dicle ve Fırat nehirlerine bağlanan akarsularla barajlar yapılarak Hasankeyf gibi antik kentin sular altında bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Derelerin özgür akması için Hasankeyf ve Dersim’de mücadele veriyoruz. Silvan Barajı ile Silvan, Kulp, Hazro ve Lice ilçelerine ait yaklaşık 50 köy ve daha da önemlisi tarihsel ve doğal bir alan olan Gelîyê Godernê ya da Goderne Vadisi’nin tamamı sular altında kalacak. Gêlîyê Godernê Dünya mirası olabilecek kadar zengin bir ekosisteme, kültürel bir yapıya ve tarihsel bir geçmişe sahip doğal bir alan. Bu ekolojik sömürüye karşı Mezopotamya Ekoloji Hareketi var. Birçok ekolojist tutuklandı, haklarında davalar açıldı. Artık eskisi gibi ekoloji korumak için aktif mücadele verilemiyor. Kısmen Batman ve Urfa’da var çalışmalar sürüyor.