AKP bugün şiddeti bütün araçlarla devreye koymaya cesaret etmişse bunun bir suç ortağı da entelektüellerdir.

Bugün, yaşamın hayat damarı olan özgürlükler alabildiğine daraltılmışsa, kırıntı olanlar dahi tehdit altındaysa onlar da suçludur.

Eğer bugün bir “korku cumhuriyeti/polis devleti” kendini yenileyerek yoluna devam ediyorsa suçun büyüğü onlarındır.

Peki! Entelektüeller ve liberaller bunun için neler yaptı?

AKP’ye meşruiyet kazandırdılar.

Toplumu uluslararası bir proje olan bu partiye yönlendirdiler.

Demokrattır dediler.

Özgürlükçüdür dediler.

Reformcu bir partidir dediler.

On yıllarca halkı inim inim inleten statükocu, otoriter “derin” güçlere karşı savaşıyorlar dediler.

Adildirler, yolsuzluklara karşıdırlar dediler.

Kürt sorununu insani, ahlaki temelde çözecek dediler.

Böylece kitlelerde AKP ilgisini yarattılar. Kitleleri AKP’ye mahkum ettiler.

Ölçüsüz yalanlarla şişirilmiş bu rüzgarı arkasına alan AKP, 2007 yılından itibaren devletin tüm mekanizmasına egemen olmaya başladı. 

Ancak o andan itibaren öz kimliğiyle görünür hale geldiler.

Demokrat değil milliyetçi, Sünni İslamcı bir ajandaya sahip olduğu görüldü.

Toplum için değil, kendisi için özgürlükçü olduğu anlaşıldı.

2006, 2012 yıllarında ve en son çıkardıkları “İç Güvenlik Paketi” yasasıyla ne kadar reformcu olduğu anlaşıldı.

Balyoz davasının 236 sanığını tahliye ettirerek “statükocu, otoriter” ve “derin güçlerle” nikah tazelediği görüldü.

Ayakkabı kutularında milyonlarca Dolar, Euro sakladıkları görüldü.

Veliaht gece boyunca valizlerle “kaynağını açıklamadıkları paraları” bir yerden bir yere taşıdı.

İnsanlığın ve Ortadoğu halklarının başına bela olan IŞİD (DAİŞ) çetelerine tüm güçleriyle destek verdikleri gün ışığına çıktı.

Çok geçmeden “Kürtlerin koynuna giren bir yılan olduğu” net bir şekilde görüldü.

Devletten, uluslararası güçlerden ve egemenlerden beslenen entelektüeller ve liberaller bununla yetinmemişlerdi.

2006 yılından itibaren yeni bir algı yaratmışlardı. Yani harç malzemeleri hazırlanmış, geriye çimentosu kalmıştı.

Çimento da, “AKP’nin alternatifi yoktur” söylemi olmuştu.

Toplumu aptal yerine koyup “aptallaştırdılar”.

Alternatifi yoksa tek güç odur ve artık ondan korkmak da gerekir.

Toplum mesajı almıştı ve onu yaptı.

Korku, beraberinde mutlak itaati getirdi.

Entelektüellerin ve liberallerin günahları büyüktür. Kendilerini ne meşru bir kefenin ne de halka ait bir mezarın kabul edebileceği bir noktaya getirdiler.

Bunu biliyorlardı. Bu nedenle bazıları “AKP mezarlığına” sığınmaya başladı.

Ya…?

Ya’ları da bir fıkra ile anlatmaya çalışayım:

“Bir mahkeme salonu düşünün... Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir kadını çağırırlar. Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır.
- Bayan Jones.. Beni tanıyor musunuz? 

Yaşlı kadın cevap verir:
- Ah evet Bay Williams sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taa o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız. Sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz, iki dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız.
Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur. Adam ne yapacağını bilemez bir halde kadına tekrar sorar:
- Peki Bayan Williams, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz? 

 Kadın yine cevaplar:
- Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor.
Yine herkes şokta. Bütün salonu bir gürültü kaplar. Hakim kürsüye vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır. 

Ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek kulaklarına şunu fısıldar.
- Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız ikinizi de harcarım.”

Yaratılan dalgalı deniz bitti, kara göründü. Artık alternatif de vardır. Halkların, renklerin ve inançların gönüllü örgütlü birliği oluşmuştur. Yeni ve temiz bir yaşam için artık HDP vardır.

Ve 7 Haziran seçimleri bunun için önemli bir fırsattır.