Tarihin bütün büyük güçleri, yükselişlerinin ardından çöküşleri kaçınılmaz olmuştur. Askeri fetihler, siyasi başarılar, kurulan imparatorluklar, hükmeden debdebeli idari yapılar, yükselmelerinde ihtiyaç duydukları gelişme dinamiklerini birer birer yitirerek çökmekten kurtulamamışlardır. Çöken büyük güçler, arkasında büyük yıkımlar bırakarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Bunun sayısız örneklerini sıralamak mümkündür.

Türkiye’de 19 yıldır iktidarda olan AKP, tarihin büyük güçlerinden sayılmasa da, TC tarihinin en uzun süreli iktidarda kalan hükümeti olmuştur. İktidara gelmesinde yakaladığı elverişli siyasi ortam, bölgesel koşullar, takiyye yaparak savunduğu değerler, dış destekler gibi avantajlı durumu iyi kullanarak, iktidardaki konumunu alabildiğince pekiştirmiş oldu. Aradan geçen bunca yıllık iktidarında tüketebileceği her şeyi tüketmiş oldu. En önemlisi de umudu tüketti. Zorla iktidarda kalmaya çalışan bir diktatöre dönüşen Erdoğan, dini, milli, yerli adına ne varsa pul gibi harcayarak iktidarını sürdürmeye çalışıyor. AKP’nin şefi Erdoğan, sınırsız yetkilerle kendisini donatarak, adeta yasa koyucu hale gelerek, kendisini sağlama almak için bütün imkanlarını seferber etmenin sınırlarını aşmıştır. Bundan ötesi artık çöküştür.

AKP, yükseliş yıllarını geride bıraktı. Sadece yükseliş değil, genişlediği sınırların ötesinde genişlemesi de mümkün değildir. Türkiye’yi tek başına yönetme çoğunluğu elde edemeyince, gerici ittifaklar kurarak, ömrünü uzatmaktadır. AKP, gelişme, büyüme ve yükselme dönemlerini kapamış olup gerileme sürecine girmiştir. Zor ve şiddet uygulayarak toplumu zapturap altına alması, kaybetme korkusundan kaynaklanmaktadır. Kaybetme korkusu o kadar çok büyümüştür ki, hemen her kesten kuşkulanır hale gelmişlerdir. Muhalefet adına ne varsa onu düşmanlaştırarak hedef almakta ve bedel ödettirmektedir. Özelikle de HDP’ye yönelik yapılan baskı ve sindirme operasyonları, katlanarak devam etmektedir. Milletvekilinden, belediye eşbaşkanlarına ve sayıları altı bini aşan yaygın tutuklamalarla iş yapamaz hale getirilmektedir. Etkili muhalefete söz söyletmemek, adım attırmamak için devletin bütün kurumları teyakkuz halindedir. Demokratik hakların kullanılması bile, rejim için tehlike algısı oluşturmaktadır.

Türkiye tek adam istibdat rejimiyle yönetilen bir ülke haline geldi. Hiç bir hak ve özgürlüğün olmadığı, tek kişinin keyfi yönetimine kalmış bu istibdat rejimi de son kerteye dayanmıştır. Bundan ötesi tufan noktasıdır. AKP-MHP gerici faşist ittifaktan her türlü çılgınlık beklenmelidir. Daha şimdiden çöküşü durdurmanın arayışlarına hız vermişlerdir. Seçim kanunu değişiminden, milletvekili transferlerine dair yeni tedbirlere kadar yasal düzenlemelere gitmek istiyorlar. Hemen her alanda yaşanan hukuksuzluk, hukuk adına yapılmaktadır. Ellerinde bulunan büyük bir medya gücüne dayanarak, servis edilen yalan haberlerle, istediği gündemi oluşturmaktadır. İnsanın aklıyla edercesine gündem saptırarak kontrolü elde tutmaktadır.

Yavuz, hırsız misali, hemen her gün siyasi soykırım operasyonlarıyla darbe üstüne darbe yapmasına rağmen, kendisine darbe yapılacağını yalanını uydurmaktadır. Devletin bütün gücü ellerindeyken ve bu gücü muhalefeti sindirmek için çok orantısız kullanmaktayken, nefes almanın bile zorlaştığı bir Türkiye’de kim darbe yapa bilir ki? Meşru yollarla iktidarını kaybederse, kendileri karşı darbe yapma ihtimalleri çok yüksektir.

Bütün bunlar çok bilinçlice oluşturulan gündemlerdir. Zorbanın kendisini mağdur göstermesidir. İktidar ellerinden kayıp gitmektedir. Çöküş giderek hızlanmaktadır. HDP’i iş yapamaz hale getirerek, elini kolunu bağlayarak, Kürtleri saf dışı ederek, muhalefet bloğunu birbirine düşürerek, yeni kurulan Deva ve Gelecek Partilerinin önünü tıkayarak, örgütlenme fırsatı bulamadan, erken ya da baskın seçim hesapları ile çöküşü durdurmak istiyorlar. Milliyetçilik, ırkçılık şaha kalkmış, faşizm kol geziyor. Türkiye’nin geleceği de ufku da kararmıştır. Bu faşist iktidardan bütün toplumsal kesimlerin rahatsız olduğu dönem yaşanmaktadır. Faşist bloğa toplumsal destek erimeye başlamıştır. Kamuoyu yoklamalarında göstergeler bu erimeyi ve çöküşü teyit etmektedir.

Toplumsal çürümenin en fazla yaşandığı AKP iktidarı dönemi kapanmaya doğru giderken, bu ırkçı, faşist yönetimin kendiliğinden gitmeyeceği de açıktır. Sandıkla da gitmeyeceği bilinmelidir. AKP’nin Türkiye’ye faturası her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Bundan kurtulmanın zamanı şimdidir. Bunu sonucu belirleyecek tek güç, örgütlü toplumsal muhalefetin tavrı olacaktır.