ZABEL MİRKAN
Davanın takipçisi olmazsak muhtemelen en az cezaları alacaklar ya da yine bir adli kontrolle serbest bırakılacaklar. Olmaz mı diyorsunuz? Kamuoyu oluşana dek bunların hepsi olmuştu. Hiç unutmayalım, 23 yaşında genç bir kadın doğum gününden bir gün önce canice katledildi. Failleri zengin ve korunaklı iki erkekti.
Gazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Tekstil Tasarımı 2. sınıf öğrencisi Şule Çet, yanında çalıştığı Çağatay Aksu’nun ısrarı sonucu 28 Mayıs tarihinde onunla buluşmak zorunda kalmıştı. Çağatay Aksu’ya ait bir ofisten çıkamayan Şule, 04:00’da katledildi.
Cinayet, haber sitelerine ilk düştüğünde o kadar da “ilgi” görmedi. Doğru ya, yaşadığımız topraklarda her gün üç kadın öldürülüyordu. Taşı sıksak katledilen kadınların kanı kalıyordu elimizde. Bu kadınların yarısından fazlası tanıdıkları erkekler tarafından öldürülüyordu. Cinayetlerin failleri çoğunlukla kadınların kocaları, eski kocaları, baba/abi veya yakın başka akrabalarıydı. Katillerin çoğu ceza bile almadı bazen. Şule’nin ölümünden sonra başlatılan soruşturmanın seyri de bu sisteme göre işletildi.
Şule’nin ölümüne neden olan Çağatay Aksu ve Berk Akand, savcılık ifadelerinden sonra serbest bırakıldı. Tepkiler üzerine tekrar gözaltına alınan failler için bu kez adli kontrol şartıyla serbest bırakılma kararı çıktı. Peki faillerin iki kez gözaltına alınmasına rağmen serbest bırakılma nedenleri neydi? Kamu ihaleleriyle bilinen, yandaş Aksu İnşaat’ın varislerindendi Çağatay Aksu. Zengin ve yandaş ailesi tarafından bir müddet korundu, ta ki Adli Tıp Kurumu’ndan gelen otopsi raporuna kadar.
Hiç unutmayalım
Faillerden Çağatay Aksu, Şule’nin intihar ettiğini söylüyordu. İfadeye göre Şule, doğum gününden bir gün önce intihar etmişti. Arkadaşlarının ifadeleri o yönde değildi. Şule, ofisten çıkamayınca arkadaşına “Adam bana takmış, bırakmıyor” yazmıştı. Adli Tıp raporu, Şule’nin katledilmesinin boyutlarını olanca çıplaklığıyla açıklıyordu. Şule intihar etmemiş ya da “yanlışlıkla” düşmemişti. Failler tarafından düştüğü iddia edilen yerde Şule’nin parmak izine dahi rastlanmadı. Aksine Şule’nin 9 parmağının tırnak altında, kendine tecavüz etmeye çalışanlardan korumaya çalıştığı için, Çağatay Aksu’ya ait deri kalıntıları ve DNA bulguları tespit edildi. Kanında ise “Uyumayı tetikleyen uyarıcı madde” bulundu. Öldürüldüğü ofisteki 25 ayrı noktada da parmak izi çalışması yapıldı. Yapılan kriminal incelemenin ardından soruşturma dosyasına gönderilen Olay Yeri İnceleme Raporu’nda Şule’nin düştüğü 1.20 santimlik pencerenin camında, pervazında ve çerçevesinde ona ait parmak izi tespit edilemedi. Saldırıya ve tecavüze uğradığı geçti rapora. Adli tıp raporundan sonra toplumun birçok kesiminden tepki geldi ve bu tepkilerin üzerinden çok geçmeden katiller tutuklandı. Ancak kasıtla insan öldürme ve tecavüz suçlarından değil, “cinsel saldırı” suçundan yargılanıyorlar. Davanın takipçisi olmazsak da muhtemelen en az cezaları alacaklar ya da yine bir adli kontrolle serbest bırakılacaklar. Olmaz mı diyorsunuz? Kamuoyu oluşana dek bunların hepsi olmuştu ve Şule’nin ailesi, o plazanın önünde seslerinin duyulmasını, kızlarının yaşamını sonlandıran katillerin yargılanmasını bekliyordu. Biz şimdi hiç unutmayalım, 23 yaşında genç bir kadın doğum gününden bir gün önce canice katledildi. Failleri zengin ve korunaklı iki erkekti.
Bir not da basına
Şule’nin ölüm haberini servis ederken “İki erkekle lüks plazaya girdi sonrası…” yazan Milliyet’i, katille Şule’nin fotoğrafını yan yana koyan Hürriyet’i, “Pencereden düşen Şule’nin” deyip cinayet yerine “düşme” demeyi tercih eden Cumhuriyet’i unutmadık. Bu ülkede en çok haber yapabileceğiniz ve yaptığınız alan belki de kadın cinayetleri. En azından kendi basın-yayın organlarımızda, bizler onların yaptıkları yanlışlara düşmeyelim. İlk evvela buradan başlayalım, bunun adını koyalım, “Kadın Cinayeti” diyelim. Haberi servis ederken fail erkeklerin yüzünü buzlamak, isim ve soy ismini gizlemek yerine onları ifşa edelim. “Ç.A tarafından öldürülen” demeyelim, “Çağatay Aksu tarafından öldürülen” demekten imtina etmeyelim. Öldürülen kadınlar yerine fail erkeklerin fotoğraflarını yaygınlaştıralım, haber daha fazla okunsun diye kadınların fotoğraflarını koymayalım. Haber dilinde erkek fail ve katledilen kadın arasında sahiplik dili kurmaktan kaçınalım. “Tecavüzcüsü”, “tacizcisi” demeyelim...