Hülya Arslan, 1962 yılının kızgın bir yaz gününde Kızılbaş Kürt bir anne, Alevi Türk bir babanın dört çocuğundan biri olarak Çorum'da dünyaya geldi.

Babasının işinden dolayı çocukluğu farklı şehirlerde geçti; Türkiye'de yaşayan farklı kültürlerle tanıştı. Ablası ve can yoldaşı Hilal ile birlikte 1968 yılında Afyon'da ilkokula başladı.
Babası Nazi faşizminin yıkıntılarını inşa etmek için Almanya'ya işçi olarak göç edince, ailesi ile ikinci sınıf öğrencisi olarak Çorum'a geri döndü.
1974 yılında ortaokula başladı. Aynı yıl okula ara vererek annesi ve kardeşleriyle birlikte Almanya'nın Bremerhaven kentine; babalarının yanına göç etti. 1975 yılında ise annesi ve kardeşleriyle birlikte Çorum'a geri döndü.
1960'lı yıllarda dünyada gelişen devrimci gençlik hareketinin rüzgarı Türkiye'de de vücut bulur. Bu siyasal atmosferde okula başlayan Hülya Arslan'ın, ortaokula başladığında çocuk yaşta tanıklık ettiği faşist militarist darbeden dolayı gelişen ergenlik sürecindeki düşünsel sorgulamasıyla asi ve isyancı kişiliği öne çıkar.
İlk siyaset hocası, çok sevdiği Memiş dayısıdır. İsyancı, asi Hülya, toplumsal cinsiyetçiliğin kadına biçtiği rolü reddederek eve kapanmak yerine okulda kültürel faaliyetlere başlar. Boş zamanlarında kitap okuyarak devrimci bilincini geliştirmeye çalışır. Mücadele yoldaşımız Hülya, artık bilginin, hakikatin, özgürlüğün arayışçısı, Çorum'un isyancı kızıdır.
Mahalle baskıları karşısında koruma sorumluluğu olan annesinin tepkilerini azaltmak için ise ablası köprü görevi üstlenir.
1980 yılı 29 Mayıs'ında liseyi bitirir. Ertesi gün Alevilere dönük ırkçı faşist saldırılar başlar. Saldırılara karşı oluşturulan barikatlarda yerini alır. Askerler kadın ve çocukları ablukaya aldığında, askerlerin kurşunlarına hedef olur. Kurşun kendisini teğet geçerken, yanında bulunan bir kadın katledilir. Bu olayda, halk arasında onun askerlere taş attığı ve direndiği efsaneleşir.
Böylece genç yaşında tekçi, milliyetçi, cinsiyetçi, ırkçı TC'nin ötekileştiren, faşist, katliamcı yüzünü görür.
Çorum olaylarının yarattığı kaygıdan dolayı babası, bütün aileyi tekrar Almanya'ya götürme kararı alır. Hülya yoldaşımız bu karara karşı çıkar ve Türkiye'de kalıp mücadelesini sürdürmek ister. Henüz 17 yaşında olduğu için babasının kararına uyar ve istemeyerek Almanya'ya gelmek zorunda kalır. Almanya'ya geldikten sonra, 12 Eylül Faşist Cunta Darbesi olur. Askeri darbenin Alevilerin güvenliği için iyi olduğunu savunan babası ile fikir ayrılığına düşer. Ve babasına "Ama demokrasi gelmedi ki" der.
Almanya'da can yoldaşı Hilal'le birlikte Goethe Enstitüsü'nde gördüğü 7 aylık Almanca dil kursundan sonra, 1981'de meslek eğitimine başlar. O yıllarda Diyarbakır zindanlarında Türk devletinin inkar ve imha politikalarına karşı direnen PKK'li tutsaklara, insanlık onurunu zedeleyen işkence ve katliamlar yapılır. Bu uygulamalar karşısında bir grup PKK'li bedenini ateşe vererek hayatını kaybeder. Hülya, arkadaşlarının direnişlerini sürdürmek için ölüm orucuna başlayan tutsaklarla dayanışma amaçlı geliştirilen çalışmalarda aktif yer alır. Bu çalışmalar esnasında sonradan hayat yoldaşı olacak Cemal Arslan ile tanışır.
80 Darbesi'nden sonra Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan Türkiyeli devrimci sosyalist ve demokrat kesimlerin Hamburg'da oluşturdukları Avrupa Türkiye İşçiler Federasyonu'nda (ATİF), ser veren sır vermeyen Kaypakkaya'nın çeliğine su taşıyan partizan kadın olarak faaliyetlerini sürdürür. Kadın Komisyonu çalışmalarında yer alır. Bu sırada Cemal Arslan ile yaptıkları tartışmalarda Cemal, kadın çalışmalarına esas olarak kadınların öncülük yapması gerektiğini söyler. Daha sonra Cemal Arslan ile aşka dönüşen ilişkileri, ertesi 1983 baharında evliliğe dönüşür.
1985 yılında sosyal pedagoji alanında yüksek öğrenimine başlar. Aynı yıl içinde anne olur. 1989 yılında okulu bitirir ve gençlik kurumlarında sosyal pedagog olarak çalışmaya başlar.
1991 yılında ikinci defa anne olur ve yaşamlarına oğlu Cem de dahil olur. Meslek hayatı boyunca sistemin ötekileştirdiği, kendisine yabancılaştırdığı gençlerin sosyal çöküşüne tanıklık eder. Sistemin ahlaki, sosyal çöküşünün mağduru gençliğin sorunlarını çözmek için tüm benliği ve tükenmeyen enerjisiyle mücadele eder. Her birinin derdini kendi derdi bilir. Sistemin çözüme direnen yönlerine acı ve gözyaşlarıyla isyan eder.
2006 yılında bir futbol maçı esnasında büyük oğlu, "Ben Aleviyim" demesi yüzünden ağır bir ırkçı, faşist saldırıya maruz kalır. Başından aldığı ağır darbeler sonucu uzun süre komada kalır. Fiziksel olarak iyileşir, ancak psikolojik sorunlarıyla baş edemez. Bu durum ailenin tüm düzenini olumsuz etkiler.  
Sevgili Hülya artık sadece iş hayatında değil, bir anne ve kadın olarak da 24 saat boyunca ağır bir sorumluluğun altına girmiştir.
Bireyin kapitalist modernitenin cilalı maskesi altında kendi kaderiyle başbaşa bırakılması zihniyetine karşı, daha güçlü sosyal ve siyasal güç birliğiyle toplumsal kurtuluşu örgütlemenin aciliyetine olan inancıyla mesleğini bırakır. Bu eksende yaşanan insan hakları ihlallerinde, toplumun tüm kesimleri ile dayanışma içinde olmayı kendine şiar edinir.
Oğlunun durumunun ağırlaşması üzerine ise devletin hukuki, sağlık, ekonomik, bürokratik tüm kurumlarının görevlerini yerine getirmesi için çaba harcar.
Bu sırada, Şehrazat Kadın ve Sanat Derneği'nin kurucuları arasında da yer alır ve ataerkil sisteme karşı etkinliklerde bulunur.
Avrupa Karabalılar Derneği'nde feodal, ulusalcı, antidemokratik zihniyete karşı gençlerle birlikte demokratik, özgürlükçü, sosyalist bir anlayışın gelişmesi için çalışmalar yapar.
Cezaevlerinde ölüm orucuna giren ve faşizmin acımasız saldırıları sonrası Wernice Korsakoff hastalığına yakalanan gazilerle ve diğer eski mahpuslarla dayanışma çalışmalarında yer alır ve bu çalışmaların Hamburg koordinasyonunu yürütür.
Paris'te katledilen üç Kürt kadın arkadaşımız için her hafta düzenlenen etkinliğe sıklıkla katılarak kadın dayanışmasında bulunur.
Tüm toplumsal sorunlarda dayanışma faaliyetlerini sürdürürken, esas olarak toplumsal cinsiyetçi sistemin aşılmasında, kadın özgürlük mücadelesini ve kadın örgütlenmesini geliştirmekte görev alır. Hamburg Kadın Ağı'nın oluşumunda yer alır. Kürt kadın mücadelesinin düşünsel ve pratik gelişimini ilgiyle takip eder.
Hülya, kadının duygusal zekasını analitik akılla birleştiren, bunu en güçlü imgelerle dizelere döken, güçlü bir şair ve yazardı aynı zamanda.
Sevgili Hülya arkadaşımızı acı bir şekilde kaybetmemizin temel sorumlusu, beşbin yıllık toplumsal cinsiyetçi erkek egemen sistemdir. Kadının oluşturduğu eşitlik, adalet ve komünal değerlere saldırarak kurulan bu sistem, tarih boyunca kadınlara, inançlara, kültürlere düşmanlığı körükleyen, ırkçı faşist devlet anlayışına sahip oldu. Hak ve özgürlük mücadelesi veren tüm farklılıkları da ötekileştiren bu zihniyet, kültürler arası çatışmaları derinleştirip, nefret suçlarının işlenmesini sağlamakta. Annenin mesleki deneyimi ve bilinçli çalışmalarına rağmen yaşanan bu durum ayrıca, sosyal bir hukuk birliği olmakla övünen Avrupa'nın hamisi Alman devletinin pratikte kişileri nasıl savunmasız ve güvencesiz bıraktığının da göstergesidir.
Yaşamı boyunca ezilenlerin yanında saf tutan bilge kadın Hülya arkadaşımızın, artık aramızda olmayışı, başta ailesi olmak üzere kadınlar ve tüm ezilenler için büyük bir kayıptır.
Bizler Hülya'nın kadın yoldaşları olarak, onun hayallerini özgürlük mücadelemizde yaşatacak ve var edeceğiz. Claralar, Rosalar ve Saralar gibi, Hülya da daima var olacak.
Yeryüzü emeğin, eşitliğin, özgürlüğün ve sevginin yüzü olana dek anısı mücadelemize ışık tutsun!