Yolu Fransa’nın güneyindeki Marsilya’ya düşen, ‘Eski Liman’ı da mutlaka görmüştür. 2 bin 500 yıllık bir geçmişe sahip liman eski olmasına eski de, yapının kendisi -orijinal görüntüye sadık kalma suretiyle- 1948’den sonra yeniden inşa edildi. Ama hikayeyi baştan anlatalım…

‘Sultan Operasyonu’ -Gestapo bu adı takmıştı- 22 Ocak 1943’te başladı. Alman işgal kuvvetleri ve Fransız valilik birkaç gün önce anlaşmayı sağlamıştı: Marsilya’nın eski şehri Fransızlar tarafından boşaltılacak, halk zorla bölgeden çıkartılacak. Karşılığında Almanlar da yıkılacak bölgeyi 40 hektara düşürecek. Naziler ayrıntısına kadar her şeyi planlamıştı. Yıkıma gerekçe olarak, bir kadın direnişçinin Alman işgalcilerin yılbaşı kutlamasına gerçekleştirdiği eylem gösterilecekti. 

Ortaçağ’dan beri sepetçilerle anılan Le Panier isimli mahalle tamamen ablukaya alındı, evler tek tek arandı. Ardından mahalle olduğu gibi havaya uçuruldu. Operasyonun iki aşaması vardı. Bölge önce boşaltılacaktı, ardından mahalle sakinleri tutuklanacaktı. Yaklaşık 800 kişi Sobibor’daki Nazi kampına götürülürken, 20 bin insan da Cannes yakınındaki Frejus’a sürüldü. 

Kasım 1942’de Marsilya’ya giren Naziler, müttefik güçlerinin buradan karşı atağa geçmesinden korkuyordu. Kuzey Afrika ile Güney Fransa arasındaki mesafe kısaydı. Müttefikler havadan da deniz yolundan da kısa sürede buraya ulaşabilirdi. Ama Naziler açısından tek risk bu değildi. Marsilya’nın eski şehri Alman işgalcilerine karşı örgütlenen direniş güçlerinin kalesiydi. Dar sokaklarıyla işgalciler için girilmesi zor bir alandı. Almanlar bu nedenle Fransız işbirlikçileri üzerinde söz konusu mahallenin ‘temizlenmesi’ için yoğun baskı kuruyordu. Hatta Hitler doğrudan Le Panier mahallesinin yıkılması için talimat vermişti.  

Fransızlar Nazilerin baskılarına pek direnmedi. Sorun sadece korku değildi. Onların da çıkarı vardı. Zira Valilik de uzun zamandan beri Le Panier mahallesinden rahatsızlık duyuyordu. 1930’lu yıllardan beri mahallenin yeniden düzenlenmesine ilişkin planlar vardı. Şehrin idari yapılarına göre mahalle Marsilya’ya uymuyordu. Yıkıma göz yummaları durumunda mahalleyi istedikleri şekilde yeniden inşa edebileceklerdi. 

Ve İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından yıkılan bölgede modern apartman binaları inşa edilmeye başladı. Hem belediye hem de müteahhitler bu işten kazançlı çıktı. Bugün Eski Liman ile şehir merkezi arasındaki modern binaların birçoğu işte o zaman, böyle lanetli bir işbirliğin üzerine inşa edildi. 

Gelelim tarihi mahalleyi bombalayarak yok eden, yüzlerce insanı Nazi kampında katledip, binlerce insanı sürgün edenlere. Onlar elbette ki yargılanıp işledikleri suçun hesabını verdiler. Nürnberg Savaş Suçları Mahkemesi’nde kendilerini kurtarmak için yıkımın ‘salgın riski’ ve ‘Alman askerlerin güvenliği için’ gerekli olduğunu iddia ettiyseler de, Marsilya’daki Gestapo sorumlusu Günter Hellwing ile Nazilerin Özel Harekat Polis Şefi Rolf Mühler, savaş suçlusu olarak mahkum edildiler. 

Toledo’lardan bahsedip Marsilya’lara özenenler hikayenin sonunu iyi okumalı. Sur’da en ağırından savaş suçu işlendi, işlenmeye devam ediyor. İşledikleri bu ağır suçun hesabını elbette er veya geç vereceklerdir. O zamana kadar Sur halkı bin yıllardan beri sırlarını fısıldadığı bazalt taşlarını tek tek toplayıp yeniden dizecektir. 

Sur Amed’in ruhuysa, Amed ise Kürdistan’ın kalbiyse, o taşlarda sadece Sur halkının değil, hepimizin sırları, düşleri, umutları, isyanları gizlidir, hepimizin beleği saklıdır. O yüzden de her birimizin bir taşı kaldırıp yeniden kurulacak duvarlara işlememiz lazım. Sadece Sur’da değil, Türk devletinin yıkımı dayattığı her bir karış Kürdistan toprağında. Özgür yaşamı inşanın en somut yollarından biri de budur.