YPS öncülüğündeki halk direnişinin 90. gününe girdiği Sur’da Diyarbakır Valiliği’nin ‘son kez’ diyerek teslimiyet çağrısı yaptığı anons ardından şiddetlenen bombardıman aralıksız devam ediyor. İlçeden peşpeşe büyük patlama sesleri gelirken, bombalanan mahallelerde mahsur kalan aralarında bebek, çocuk, yaşlı ve yaralıların da bulunduğu 200’e yakın sivilin durumuna ilişkin net bilgi alınamıyor. 

Dün de çok sayıda zırhlı askeri aracın sevkedildiği ilçede dün DİHA’nın 16.40’ta geçtiği habere göre 10 dakika içinde 7 ayrı patlama meydana geldi. 

Mahsur bulunanlardan sadece Remziye Tosun’la, güçlükle telefon aracılığıyla irtibat kurabilen DİHA, bombalanan bir binada bulunan sivillerden 3 gündür haber alınamadığını, sivillerin katledilmiş olabileceğini yazdı. 


Antepli aileden haber yok

Diğer ailelerle irtibatlarının kesildiğini söyleyen Remziye Tosun, “Ben ve yanımdaki aile tek kaldık. Bizim burada Antepli bir aile vardı. Onların evi tank ile vuruldu. İrtibatımız kesildi. Adının Aysel olduğunu biliyorum diğerini bilmiyorum soyadlarını. Aile ile yan yanaydık önce bir, iki ev ileriye geldik. Çok kötü tank atışları vardı. Resmen yalvardık siz de bizimle çıkın bir iki ev ileri gidelim. Ne yaptık çıkmadılar. 


Ev yerle bir olmuş

Dediler ki ölsek de evimizden çıkmayacağız. Paramız, evimiz yok. Fakiriz mağduruz nereye gidelim dediler. O şekil evden çıkmadılar. En son olduğu odalara tank vurdu. Ondan sonra haberimiz yok, belki ölmüşler de. 3 gündür görmüyoruz. Şuan uzaktan baktığımızda binası evleri yok denilecek şekilde tank vurmuş“ diye konuştu. 

Yoğun bombardıman ve keskin nişancılar nedeniyle eve gidemediklerini de aktaran Tosun, kendilerinin bulunduğu binada da sadece bir odanın sağlam kaldığını, onun da her an yıkılabileceğini aktardı. 

2 çocuğuyla birlikte Sur’da bulunan Remziye Tosun DİHA’ya Cumartesi günü yaptığı açıklamada da kamuoyunun Sur’daki çığlığı duymamasına da öfkeyle, “Çocuklar da artık ‘Biz burada öleceğiz’ diyor. Biz kendimizi ölüme hazırladık. Biz sizden çoktan umudu kestik. Gerçekten kestik. Sur’daki herkes katliamla karşı karşıya. Eğer biz burada ölürsek kimse gelmesin. Cenazemizi de alıp kollarınızda gezdirmeyin. Ya girin ya da kökten bizi ölüme bırakın” demişti.




Son çağrı

DİHA’nın telefonla ulaştığı Cüneyt Abiş de, ancak halkın Sur’a girmesiyle ölümlerin önüne geçilebileceğine dikkat çekti. Abiş, 

“Üzerimize atılan bomba atarlar, sıkılan tanklar, atılan biberler gazları, bizim burada çektiğimiz zorlukları hiç kimse bilmiyor. Biz burada yaşamla mücadele ediyoruz. Artık ne diyeceğimi bilmiyorum. 1 milyona yakın insan var burada, herkes kendi hayatını yaşıyor, herkes kendi çıkarına bakıyor. Buradaki halk ölmüş, ölmemiş umurlarında değil. Artık durduğumuz yer bile çökmek üzere, sağlam bir yer kalmamış. Sanki buradaki halk değil, canlı değil. Ölüme mahkûm olmuş bir şekilde tüm silahlarıyla üzerimize geliyorlar. Artık çocuklar bile bu seslere gülüyorlar. Oyun oynuyorlar. Son saatlerimizi yaşıyoruz. Telefonlarımızı mı kapatalım? Son çağrımızdır halk ayaklansın artık” diye konuştu. 


O zinciri kırın artık

Yasağa 17 saatlik ara verildiğinde akrabaları için Sur’a giden ve 11 Aralık’tan bu yana ilçeden çıkamayan Fatma Kaya da yaşananları DİHA aracılığıyla aktardı. “Normalde 47 yaşındayım ama sanki 100 yaşındayım. Her türlü zulmü görüyorsun burada. Bombalardan, silahlardan, bodrumların, evlerin üstlerimize yıkılması“ diyen Kaya, şu mesajı verdi: “Öleceğim biliyorum. Gazların içine kimyasal koyup atıyorlar. Biz halkız ne elimizde bir top ne bir silah ne bir tank ne de bir helikopter var. Halk ve vekillerin bugün o zinciri kırıp buraya gelmesini istiyoruz. 


Sanki başka bir memleket!

Newroz’da yine tank, top vardı. Nasıl giriyorlardı Newroz alanına? Tank buradadır, kapının önündedir. Helikopter yukardadır, keskin nişancılar bütün binaların üstündedir. Türk bayraklarını her yere asmışlar sanki başka bir memlekete girmişler ve orayı kazanmışlar. Artık cesetlerimizi bulursunuz ya da bulamazsınız. O da belli değil. Benden bu kadar...” 

AYM’ye bir başvuru daha

Sur’da yakınları bulunan aileler, yakınlarından haber alamayan aileler, AİHM’in tedbir kararları konusunda işaret ettiği Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru daha yaptı. Mezopotamya Hukukçular Derneği tarafından yapılan başvuruda, Sur’da mahsur kalan Aynur Arslan (35) ve çocukları Gülistan Arslan (10), Rojda Arslan (7), Muaz Arslan (6), Özgür Arslan (4) ile Hülya Erkaplan (25), Emine ABİŞ (31) ve eşi Cengiz ABİŞ ile çocuğu Talat ABİŞ (7), Seniha Sürer (57), Seda Aslan (26) ile 4 aylık bebeği Elif Su Aslan, İhsan Karatay ve Ahmet Karatay için “geçici tedbir” kararı alınması istendi. 


 DİHA/AMED






Ayrı kalamadılar


Devlet güçlerinin tüm saldırılarına rağmen Sur’a dönüşler sürüyor. Kuşatma altına alınarak halkın göçe zorlandığı mahallelerden biri olan Alipaşa’daki evlerine dönen yurttaşlardan 55 yaşındaki Sevdet Aktaş, 12 çocuğuyla 27 Ocak’ta Sur’daki evini terk etmek zorunda kaldığını ancak Sur dışında ancak 10 gün dayanabildiğini belirtti. Aktaş, “Geldiğimde Alipaşa’nın Sur’un taşlarını öptüm. Burası bizim için bir vazgeçilmez bir yerdir. İlk başta çıkmayacaktık, fakat çıktık. Ama geç olmadan kendi evimize döndük” diye konuştu. 
Silvan ilçesine bağlı Cummat (Dağcılar) köyünde 22 yıl önce devlet güçleri tarafından evleri yakıldıktan sonra Sur’a ailesiyle göç eden 60 yaşındaki Zeynep Öncü de kısa süreliğine ayrıldıkları Sur’a geri döndüklerini vurgulayarak, “Çünkü burası bizim için nefes alabildiğimiz tek yer. Buralar bizimdir. Biz varsak Sur vardır” dedi.







Suçlular teslim olur, direnenler değil!


Direnişin ilk gününden bu yana mahallelerini ve evlerini evini terk etmeyerek bu direnişe ortak olan Ahmet ve İhsan Karatay kardeşleri, Sur’dan yansıyan sözleri ile tüm kamuoyu tanıdı. Kuşatmanın başladığı 2 Aralık gününden itibaren kadar eşi ve çocuklarıyla birlikte mahallelerini terk etmeyerek saldırılara direnen Karatay kardeşler, kuşatmaya kısa süreli ara verildiği 11 Aralık tarihinde yakınlarının ısrarıyla eşleri ve çocukları mahalleden çıkarsalar da kendileri evlerinden ayrılmadı. 
Ahmet ve İhsan Karatay kardeşlerin direnişi sürerken, eşleri ve çocukları ise ağabey Mehmet Karatay’ın evinde kuşatmanın kaldırılacağı günü bekliyor. 


Gurur duyuyoruz

Ahmet Karatay’ın eşi Mülkiye Karatay, “Eşimin direnişiyle gurur duyuyorum. Orada şerefi ve namusluyla evinden, mahallesinden ayrılmayarak direniyor” derken, İhsan Karatay’ın eşi Mekiye Karatay da eşinin epilepsi hastası olmasına rağmen aylardır direnişin içinde olduğuna dikkat çekti. 

“Onlar çıkmasın biz yanlarına gidelim istiyoruz. Eşlerimizle birlikte orada direnen herkesle gurur duyuyoruz” dedi. 



Neden teslim olsun? 

Ahmet ve İhsan’ın eşleri gibi anneleri Lamia Karatay’ın da tek isteği yasağın kaldırılması. Anne Karatay, oğullarının yıllardır yaşadıkları mahallelerinden çıkmak istemedikleri için ‘teslim olun’ çağrılarına muhatap kalmalarına ise “Oğullarım neden teslim olsun. Suçlular teslim olur, biz evimizi terk etmedik diye suçlu değiliz” sözleriyle yanıt verdi.


Hatıralarımız orada

Kendi evi de ağabeyleri gibi Sur’da bulunan, ancak evlerinin yıkılması üzerine 11 Aralık günü yengeleri ile birlikte çocuklarıyla Sur’dan çıkmak zorunda kalan Karatay kardeşlerin kız kardeşi 2 çocuk annesi Seher Karatay da şunları söyledi:
“Bizim çocukluğumuz, arkadaşlarımız, hatıralarımız orada. Ağabeylerim nasıl çocukluk arkadaşlarını bırakıp çıksınlar. Nasıl hayallerini bıraksınlar? Keşke ağabeylerimi bırakıpta gelmeseydim. Orada en fazla kendi hatıralarımla ölürdüm.” 




ŞERİFE ORUÇ/DİHA