Sûr meselesi sadece bir ev yıkma meselesi değildir. Bir kültürü, bir tarihi yıkma meselesidir. Binlerce yıllık bir yaşanmışlığı yok etme meselesidir. Tarihsel kültürel bir varlığı fiziksel olarak yakıp yıkmak, yok etmek, o tarihsel kültürü hafızalardan da yavaş yavaş silmek demektir. Çünkü tarih ve kültür canlı metabolizmalar gibidir. Bir süreklilik içindedirler. Varlıklarını her an sürdürürler. Her an göz önündedirler. Bir tarih ve kültürün gözler önünden kaldırılması, fiziki olarak yok edilmesi, yavaş yavaş hafızalardan da silinmesi demektir. Giderek soyut teorik anı anlatımlarına dönüşürler. Bir halkın kendi tarihsel mekanları ile her an iç içe yaşaması, onu ölümsüz kılar, onu güçlü ve canlı bir hafıza sahibi yapar. Onu kişilikli kılar. Bedenlere yerleşen ruhlara, zihinlere dönüştürür. Onu insanlaştırır. İşte Sûr’un Kürtler ve Kürdistanlılar açısından böyle bir anlamı vardır.
Kürdüyle, Ermenisiyle, Arap ve Süryanisiyle tüm Kürdistanlıların kalbinde Amed’in bambaşka bir yerinin olduğu herkesçe bilinir. Ama Amed’i Amed yapan, Kürdistanlıları Amed’e âşık ettiren, Sûr’un hafızalara kazdığı, oturmuş binlerce yıllık direniş ve yaşam kültürüdür. Sûr, Amed kentinin ilk halidir. Kök halidir. Gerisi sonradan eklenmiştir. Binlerce yıllık kentin süreklileşen direniş ve savunma kültürü, böyle güçlü köklere dayanmaktadır. Amed’in yakın tarihindeki Şeyh Sait İsyanı, 12 Eylül cunta rejimine karşı başkaldırmış tarihi zindan direnişi, güncel olarak Komutan Çiyager yoldaşın komutasında gerçekleşen büyük Sûr direnişi ve şu anda sömürgeci soykırımcı yıkıma karşı duran Sur halkının direnişi, bu geçmiş tarihsel mirasa dayanmaktadır. Toprağa kök salmış bu derin direniş kültürüne yaslanmaktadır. Ondan beslenmektedir.
Dolayısıyla Erdoğan AKP’si Sûr’u yıkma kararı alarak, sadece orda yaşayan sivil savunmasız insanların evlerini yıkmayı hedeflemiyor. Halkımızın evini başına yıkarak, aslında binlerce yıldan beri oturmuş bu direniş ve yaşam kültürünü yıkmayı hedefliyor. Toplumsal bir hafızaya dönüşmüş olan, toplumsal bir kişilik özelliğine dönüşmüş olan bu kültürü, bu ruhu yok etmek istiyor. Sûr ruhunu, Sûr kişiliğini, Sûr toplumsallığını ve Sûr insanını yok etmek istiyor. Tarihiyle beraber orda oturmuş dayanışmacı, komünal, manevi ilişki ve değerleri önde olan yaşam kültürünü de yok etmek istiyor. Dar sokakların sıcak ve samimi kıldığı komşuluk kültürünü de bitirmek, yabancılaştırmak, yalnızlaştırmak istiyor.
Binlerce yıl öncesinden, tamamen direnme ve savunma merkezli geliştirilmiş Sûr yapısını yıkıp yerine, faşizmin işgaline açık, yeni bir fiziki yapı inşa etmek istiyor. Saray faşizmine geçit vermeyen tarihi Sûr sokaklarını yerle bir edip, mahalleyi faşizmin ayakları altına sermek istiyor. Saray faşizminin her an içinde cirit atabileceği yeni bir yapı inşa etmek hedefliyor. Bu bir Saray projesidir. Faşist sarayın yıkım ve soykırım projesidir. Bu yıkım ve soykırım projesi, bir devlet projesi olarak geliştirildiği için Başbakanlığa bağlı TOKİ eliyle gerçekleştiriliyor. TOKİ, son on beş yıldır tamamen AKP’yi halkın sırtından geçindirme kapısına dönüştürüldü. Fakir halkın cebinden aldığı parayla daha farklı dev gibi yatırımlar yapmakta, misliyle kendi cebine indirmektedir. Halka teslimi uzun yıllara yayılan, ucuz malzemeyle yapılmış kalitesiz çürük binalar verilmektedir. Alıcıları tarafından TOKİ hakkında açılmış on binlerce davanın olduğu bilinmektedir. Saray faşizminin Sûr’un tarihini, kültürünü, yaşam ruhunu bu şekilde yıkması kabul edilmezdir. Hele Sûr halkını hırsız TOKİ’ye mahkum bırakması, kabul edilmezdir. Halkın buna karşı çıkması, buna baş kaldırması, son derece haklı ve onurlu bir duruştur.
Sûr halkı bu konuda yalnız kalmamalıdır. Çünkü bu dava sadece Sûr’da yaşayanların davası değil, tüm Amedlilerin davasıdır, tüm Kürdistanlıların davasıdır. Dolayısıyla Sûr’a sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır, tarihsel kültürel değerlerine sahip çıkmaktır.