Karşınızda, yüzyıllık geleneksel devlet aklının son temsilcileri var. Zihinlerinin her bir hücresine, Kürtlere yönelik red-inkar-imha metotlarının binbir çeşidi nakşedilmiş. Artık 21. yüzyılda işlerin eski metotlarla geçiştirilemeyeceği açığa çıkınca yani yumurta kapıya dayanınca, bir çözüm süreci başlatıldı. Oslo’dan sonra umutların kırıldığı bir dönemde, doğrudan Öcalan’ın masanın bir tarafında oturuyor olması, herkeste barışçıl çözüme her zamankinden daha fazla yakın olduğumuz heyecanını yarattı. 

2013 Newrozundan beri Öcalan, inanılmaz sabır ve emekle "onurlu barış sürecini" ilmek ilmek dokumaya çalışıyor. Hem de dünyada örneği olmayan, ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında. Süreç gereği, üstlenmiş olduğu toplumsal ve siyasal misyon gereği; kısacası bir halkın önderi olmasından dolayı, devlet yetkililerinin muhatap alarak zaman zaman kendisiyle görüşmeleri, benzer şekilde HDP heyetiyle görüşmeler yapması, Öcalan’ın tecrit koşullarında olduğu gerçeğini yadsıyamaz. Uluslararası kurallar bellidir; bir tutuklu, tek kişilik bir ortamda tutuluyorsa, ailesinin sadece birinci dereceden olanlarıyla ve sınırlı zamanlarda görüşebiliyorsa; avukatlarıyla hiç görüştürülmüyorsa, ağırlaştırılmış tecrit devam ediyor demektir. 

15 Şubat 1999, uluslararası tüm hukuk kurallarının çiğnendiği, ayaklar altına alındığı bir gündür. Mevzuat ve politik sığınmacılık statüsü belli iken, tüm uluslararası yasalar hiçe sayılarak Öcalan, Türkiye’ye getirildi; getirilmedi daha doğrusu "kaçırıldı". Getirildikten sonra yapılan yargılanın şekli bir yargılama olduğunu, adil yargılama yapılmadığını herkes biliyor. Dahası AİHM kararlarıyla da bu teyit edildi. Yeniden yargılama yapılması gerekirken, tarihi ezilenlerin ve direnenlerin akışına bırakmak yerine, tersinden zalimlerin yazmaya çalışmasından dolayı bugüne kadar yeniden yargılanma da yapılmadı. 16 yıldır insanlık kuralları hiçe sayılarak bir sistem inşa edildi İmralı’da. 

Bir halkın kendisine önder olarak seçtiği birine yaklaşım bu iken, O, Türkiye halklarının su gibi ekmek gibi ihtiyaç duyduğu kalıcı ve onurlu barış için insan üstü bir çaba sergiledi. Son iki yıldır da barışa giden yolu büyük bir sabırla dokumakta. Sürecin aktörlerinden Hakan Fidan’ın AKP’den milletvekili adaylığı için MİT’deki görevinden istifa etmesinin ardından "süreç şimdi ne olacak?" tartışmasını son derece gereksiz buluyorum.

Herşeyden önce, son 40 yıla damgasını vuran savaş koşullarından barış ve çözüm sürecine geçişi sağlama, devlet heyetinin değişmesine asla bağlanamaz. Kişilerin gölgesinde barış süreci de yürümez zaten. Bir Hükümet projesi olmaktan öte, 100 yıllık inkar ve imha siyasetini yürüten devlet projesinin; halkların eşit bir şekilde bir arada yaşamalarını sağlayacak nihai barış projesine dönüşmesidir bahsettiğimiz. Ancak böyle olursa kalıcı bir çözüm sürecinden bahsedebiliriz. Nihai çözümün sacayaklarından biri de, masadaki taraflardan Öcalan’ın koşullarının değişmesi; daha fazla müdahil olabilmesi için özgürleşmesidir. 

Avrupa’da Kürt Kadın Hareketi’nin başında olduğu 8 gündür devam eden bir yürüyüş var. (Yürüyüşün Frankfurt kolu 12., Lüksemburg kolu ise 11. gününde devam ediyor.) Yürüyüşün son derece anlamlı olduğunu düşünüyorum. Komplonun 16.yılında Strasbourg’da Kürtler, Öcalan’ın özgürlüğünü talep edecekler. Hal böyleyken, Kuzey Kürdistan’da ise, Öcalan’ın özgürlüğü çerçevesinde toplanan imzalara el konuluyor; imza kampanyası engelleniyor; belediye başkanları da dahil olmak üzere birçok kişi bu sebeple gözaltına alınıyor. Bir taraftan muhatap alınarak çözüm sürecinin aktörü olarak tanıyacaksın; öte taraftan süreci engebesiz ve en hızlı götürebilecek kişi olmasına rağmen, özgürlüğü için toplanan imzalara dahi tahammül etmeyeceksin. Bu çelişkinin izahtan ne kadar uzak olduğu son derece açık. Haklı olarak Kürt halkı, bu sebeple, "Öcalan’a yaklaşım, barış sürecine yaklaşımdır" diyor. 

Ürkek, geciktirici, çelişkili adımlar yerine net, muhatabıyla eşit koşullarda müzakere etmekten korkmayan bir adım kalıcı barışı ve nihai çözümü getirir. Boşa geçen yıllardan sonra kaybedilecek tek bir günün olmadığını unutmamak gerek…