Siyasi gündemin birinci maddesi müzakere ve çözüm sürecidir. Diğer bütün maddeler bu birinci maddenin gelişimine göre anlam kazanacaktır. Birinci maddede gelişme olmadan ne barış olur, ne yeni anayasa yazılabilir ne de diğer sorunlarda ciddi bir adım atılabilir. Bu nedenle savaşın bitmesi ve sorunlara siyasi zeminde demokratik çözüm bulunmasını isteyen herkes, her örgüt ve güç ciddi olarak çaba göstermek zorundadır.
Bu konuda yirmi yılı aşkın bir deney birikimi var. Son yirmi yılda Sayın Öcalan ile devleti temsil edenler arasında birçok görüşme yapıldığı biliniyor. Ama bu görüşmelerde kalıcı bir çözüme ulaşılamadı. Çünkü devlet adına bu işe girenler ya Özal gibi savaş rantçıları tarafından tasfiye edildiler ya da kendileri çözüm adı altında PKK’ye tasfiyeyi dayattırlar. Özellikle PKK’yi tasfiye etmeye kalkışan ve kendilerini uyanık-kurnaz zannedenler çok yanıldıklarını hüsranla öğrendiler. PKK’yi ve Kürt halkını çözüm diye oyalayıp tasfiye edebileceklerini zannettiler ama kendileri acı bir biçimde tasfiye oldular.
AKP de 10 yıllık iktidarı boyunca aynı kafada gitti. Çözüm diye başlattığı her süreci PKK’yi tasfiye etme ve Kürt halkına diz çöktürme olarak tamamlamak istedi. Bu nedenle başlattığı hiçbir süreç başarıya ulaşmadı. Tersine savaşı büyüttü. Roboskî gibi kanlı katliamlar gündeme geldi. Dökülen kan ve verilen can arttı. Ama ne sorun çözüldü ne de PKK tasfiye edilebildi. Tersine PKK daha da güçlendi ve tüm Kürtler için bir kimlik ve onur meselesi oldu.
Bütün bu geçmişin kanlı ve acı izleri Kürt halkında ve demokratik güçlerde haklı bir şüphe ve güvensizlik kaynağıdır. Ayrıca bunlar geçmişte kalmış acı hatıralar da değildir. Bugün de bir yandan diyalog-çözüm denilerek bir bahar havası estirilirken bir yandan da her gün Kandil bombalanıyor. Gerillalar can veriyor. HDK-BDP heyetinin toplantı yapmasını hatta kongre yapmasını engellemek için sokaklara linç çeteleri salınıyor. Bunlar “derin devlet” işi denilerek geçiştirilemez. O zaman bu derin devlet nedir, kimdir ne yapmaya çalışıyor ve ek olarak AKP devlete hakim mi, AKP derin devletle işbirliği halinde mi soruları gündeme gelir. Açık ki AKP devlete hakim değilse devlet adına bir çözüm oluşturması da zordur.
Çözüm süreci deyince CHP’nin durumunu da tartışmak gerekiyor. CHP’liler “Biz bu devleti kuran partiyiz” diye övünürler. Evet, doğrudur ama yanlış temelde kurmuşlardır. On yıllardır bu yanlışlığın bedeli ödenmektedir. Bugün de CHP’liler hala tek parti devriymiş gibi ve devletin sahipleriymiş gibi statükoyu sürdürmeye çalışıyorlar. Birgül Ayman Güler gibi bazı CHP milletvekillerinin ‘Türk ulusuyla, Kürt milliyeti eşit olamaz’ diyerek açıkça ırkçı görüşlerle kamuoyunu kışkırtmaları bunu gösteriyor. Bu nedenle CHP de kendisiyle hesaplaşmak, özeleştiri yapmak ve çözüme karşı direnmekten vazgeçmek zorundadır. CHP demokrat ve yurtseverse çözümü engellemek yerine sürece söz verdiği gibi destek olmak zorundadır.
Ayrıca yıllardır savaş bitsin, Kürtlerle kardeşiz vb. nutuk çeken MHP de dahil herkes şapkayı önüne koyup düşünmelidir. Savaşı sürdürmenin onlara da bir yararı olmayacaktır. Boş laflarla ve ırkçı kışkırtmalarla savaş sürdürülse bile kazanma şansları yoktur. Ama hem kendileri hem de halklarımız kaybedecektir.
AKP ve devlette egemen olan gizli-açık, derin-görünen tüm odaklar da sürece ciddi yaklaşmak zorundadır. Eğer geçmişteki kötü örneklerde görüldüğü gibi çözüm deyip de tasfiye oyunlarına başvururlarsa kendileri tasfiye olmaktan kurtulamazlar. Karşılarında bir çocuk yok. On yılların tecrübesine sahip bir örgüt, bir önderlik ve bir halk var. Bu halkın hiçbir ferdi temel özgürlüklerinin gasp edilmesine evet demez, köleliği kabul etmez. Özellikle Sayın Öcalan’ın “Onun için benimle oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız” ve “Umarım AKP’de bizi yanlış anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur. Buna rağmen AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz.” sözlerini en başta AKP olmak üzere herkes iyi ve doğru anlamalıdır.
Bu kargaşa içinde süreç gelişirken halklarımızı özlemlerine ulaştıracak tek yol kendi özgücü ve mücadelesi olacaktır. Bu mücadele zayıflarsa tasfiyecilik ağırlık kazanacak ama bu mücadele güçlendiği ölçüde tasfiyecilik bozguna uğrayıp kendisi tasfiye olacaktır.
Süreç nasıl ilerler?