Başbakan, halkın çözüm umutlarını hırpalamaya devam ediyor. Ne, çözüm sürecinde halkın demokratikleşme beklentilerini içeren Akil’lerin raporlarını ne, süreçte ikinci aşamaya geçildiğine işaret eden Öcalan ve BDP’nin açıklamalarını ciddiye almıyor.  

Hatta Akil’lerle yaptığı toplantıda Tayyip bizzat, birinci aşamanın gereği olan sınır dışına çekilmenin henüz yüzde on beş düzeyinde gerçekleştiği, bu nedenle ikinci aşamanın gerektirdiği yasal demokratik adımların bir zorunluluk olmadığı imalarında bulunarak, Kürt tarafının açıklamalarına inanmadığını belirtti ve siz de inanmayın demiş oldu.
Roboskî, Reyhanlı ve Gezi olaylarının geldiği noktada kimsenin (inanmış görünenler dahil) Başbakan’a inanmadığı ortadayken bu ne ifade eder tartışılır elbette. Bu arada sürecin, kendi içinde barışını sağlayamamış, fikir değiştirmek için akşamdan sabahı bekleyemeyen, kendisini dünyanın en akıllı muktedir adamı sanan Tayyip gibi bir başbakana ve ona teslim bir hükümete kalmış olması da gerçekten çok can sıkıcı.
Aslında Tayyip ve AKP Hükümetinin de canı çok sıkılıyor olup bitene. Sadece can sıkıntısı da değil, psikologların alanına girmeyeceğimi bilsem, Tayyip’in halktan Azraili misali korktuğunu, kibri, temsil ettiği despot devlet aygıtı ve anlayışı nedeni ile halkı yatıştırma becerisi de gösteremediğinden daha da saldırganlaştığını, işi paranoyaya sardığını söyleyebilirim.
Gezi direnişçilerinden birkaç yüz kişinin, ki İç İşleri Bakanlığı ve Emniyetin açıklamalarına göre direnişçilerin toplam sayısı iki buçuk milyon ile beş milyon arasındaydı, başbakanlık ofisine ya da Başbakanlık konutuna doğru yürümelerini hükümete darbe girişimi olarak değerlendirmek ya da polisin vahşi saldırganlığını onaylıyor hatta savunuyor olmaları başka neyle açıklanabilir?
Halksa, değerlerini, isteklerini dikkate almayan, soluduğu havayı dahi çok gören, pervasız, küfürbaz, üstenci bir dille konuşan bir başbakanı, böyle bir yönetim anlayışını istemediğini anayasal hakları çerçevesinde göstermiş oldu. Sokağa çıktı, isteklerini haykırdı. İnsanın devlete üstün olduğu bir hayat istedi. Özgürlük, demokrasi, adalet ve barış istedi. Rant değil insan onuruna uygun bir yaşam talebini haykırdı.
Zaten Kürtler karşısında yenilmişliği yaşayan iktidar için bu dayanılmaz bir haldi. Zira Kürtler karşısında toplumun geri kalanını bir silah olarak elinde tuttuğunu, onları yönetebileceğini sanırken eli boş kaldı. Çok güvendiği askerinin polisinin bir halk hareketi karşısında nasıl da acizleştiğini gördü. İktidar sadece dağlarda değil, sadece Kürdistan'da değil batıda kentlerde de kaybetti.
AKP, taraftarlarının arkasına saklanmaya çabalıyor şimdi de. Onları kışkırtmak için aymazca camide alkollü içki içildiği yalanını tekrarlıyor. Ayrımcı nefret dilini kullanıyor. Halkı, kendi organize ettiği bir iç çatışma ile tehdit ediyor.
Öte yandan, toplumu (kendi taraftarları hariç) elinden kaçıran Tayyip, bir yerlerini korumak için, hiç istemese de çözüm ve demokrasi yolunda göstermelik adımlar atmak zorunda olduğunu biliyor. Bu minvalde, Meclis tatile girmeden evvel bir ileri demokrasi paketi daha açıklayacakmış örneğin.
Ancak gelinen süreçte, yeni anayasa, anadilde eğitim, genel af  ve gerekli diğer alanlarda kalıcı değişiklik ve düzenlemelerin talepleri karşılayacak biçimde gerçekleşebilmesi kimsenin keyfine bırakılamaz. Bu süreçte, Tayyip’i kızdırırsak süreç terse gider kaygısını bir tarafa bırakmak ve resmi devlet ideolojisinin değişmesini de gerektiren bu değişiklikler konusunda iktidarı, devleti değişime zorlamak gerekiyor. Bunun içinse, Kürtler dahil toplumun tamamının taleplerinin peşinde, alanlarda olma zamanı şimdi.