
Mektupta, Ortadoğu’da bugün yaşanan çatışmaların 1916 yılındaki o malum anlaşmanın sonuçlarından biri olduğuna atfen yaptığı “emperyalist kapitalizm” tespiti bence tartışmaya acık bir ifade. Bu tespitin tarihsel teorik bir belirleme olduğunu düşünüyorum. Zira böyle bir gerçeklik var. Arap Baharı ile hesaplanan “şiddet olmaksızın” barışçıl gösterilerle kapitalizme geçiş Suriye’de çok sert bir gerçekliğe çarptı. İslamcı radikalizm ve 1916 sınırlarından güç alan yasal diktatörlük Suriye’de onarılması güç tahribatlara yol açtı. Tam da bu çatışmanın en başından beri Suriye’ye demokrasi, Kürdistan’a özerklik, hedefiyle üçüncü bir taraf olan Kürt politik-askeri güçleri 1916 planlamasını aşan yeni bir yol dayattılar. Bu 5 yıllık Suriye Bahar’ı giderek Kürt yazına dönüşmek üzere. Üstelik Batı’nın her türlü desteğini arkasına alarak. Şimdilik Batı, yeni bir planlama peşinde ama Kürt paradigması dışında Suriye’de bir çıkış görünmüyor ufukta. Öcalan’nın “emperyalist kapitalizm” vurgusu bilinen solcu ezberlerin dışında. Klasik yayılmacı emperyalizm algısından öte emperyalizmin kapitalist ilişkilerin bir sonucu olarak yeni ekonomik-siyasi ilişkiler ağı çerçevesinde ortaya çıkması olarak anlaşılabilir. Bu gerçeklik var. Ama Ortadoğu’daki tüm çatışma alanlarını bununla açıklamak da yetersiz. İslamcı iktidarlar İslam’ın ilk çıkışında bu yana IŞİD gibi yayıldılar. Kapitalizmle pek ilgisi olmayan sıradan yayılma “fetih” yönetmeleri… Türk iktidarı da bu yayılma biçiminin Kürtleri hedef almasından ötürü oldukça huzurlu görünüyor. Ama Türkiye’nin bunun keyfini hep sürdüreceği anlamına gelmiyor.
Kürtlerle ilgili bölümü:
Özellikle bu bölümü eksik alıntılarla değerlendiren bir çevre var. Bir defa Dolmabahçe’de hükümetin siyasi kanadı ile ilan edilen “10 maddelik deklarasyon” -ki daha çok Kürtlerin siyasi ve kültürel talepleri ile ilgili bir deklarasyondu- bu ilan esas alınmak kaydıyla PKK’nin Türkiye’ye karşı silah kullanmama gerekçeleri sıralanıyor. Ama hükümetle üzerinde anlaşılan on maddelik ilanı eğer değerlendirmeden çıkarırsanız, Öcalan’ın talep skalasına gölge düşürecek bir yaklaşım ortaya çıkıyor. Öcalan ve PKK mücadele gerçekliğine önyargılı çevrelerin alıntılama yaparken sakındıkları şey ise tam da bu temel direğin (10 madde) kendisi oluyor. O zaman Türkiye’ye karşı sürdürülemez mücadele gerçekliği anlaşılmaz. Eğer Dolmabahçe ilanındaki şartların yerine getirilmesi hükümetçe ertelenirse TC’nin inkarcı ve zorba ulusal baskıcı karakterine karşı mücadele, haliyle kaçınılmaz olacaktır. Bu gerçeği Öcalan, PKK, ben, sen, o hepimiz biliyoruz. Öcalan ayrıca 2013 Newroz mektubundan daha yukarı çıkartmış talep skalasını. Öcalan, silahsızlanma yerine “10 maddelik ilanda” uzlaşılması halinde TC’ye karşı sürdürülemez savaş ve bunun gereklerine uygun kongre öneriyor. Hakikat ve yüzleşme komisyonlarını da çözüm sürecinin bir parçası olarak öneriyor. Eşit ve anayasal bir yurttaşlık temelinde kimlik sahibi bir toplum olarak yaşamayı öneriyor. Çatışmasızlık şartlarında ulusal kimliğin anayasal güvenceye alınması halinde özerk topluluk olarak yaşama talebi de oldukça realize edilebilecek bir durum. Çatışmasızlık, tarafların birbirlerinin temel hedeflerinden esnemeyi gerektirir. Bunda şaşılacak bir şey yok. Mesela bu bölümde Öcalan’ın daha önce Türk tarafını ikna için kullandığı “Devlet istemekten vazgeçtik, ulus devleti aştık, özerk eşit yurttaşlıkla bir arada yaşayabiliriz’’ önermesi bu defa Türk tarafına; “Siz de kapitalist barbarlıkla kurduğunuz ulus devletlerden, onun ezici, yıkıcı mekanizmalarından feragat ederek bölgenin diğer ezilen topluluklarıyla beraber yaşayabilirsiniz, yoksa bu yıkıcı felaket durumu devam eder” söylemine evrilmiş durumda. IŞİD ile ilgili değerlendirmede Türk devletini Kürtlerle ittifak yapmaya davet ediyor. Bunu uzun vadede bölge halklarının barış içinde bir arada yaşayabilmesi ihtimaliyle değerlendiriyor. ‘’Eşme ruhu’’ ile benim anladığım o. Sanırım TC, YPG ile ortak IŞİD’e karşı pasif operasyon yapmış, bu karşılıklı jestlerle tamamlanmış.
Öcalan’ın mektubu stratejik bir belge
Öcalan’ın son derece realize edilebilecek politik önermelerini ve taleplerini bir yana bırakırsak, bana göre özellikle IŞİD ile ilgili bölümler daha detaylı ele alınmalı. IŞİD her ne kadar sözü edilen kapitalist emperyalizmin bölgedeki konumundan yararlansa da İslamcı iktidar anlayışının bağımsız versiyonu gibi. Pratik sonuçlarına bakıldığında, bu tip yapıları onun bunun maşası olarak vurgulamak yetersiz kalır. Zira hala büyümekte ve giderek İslamcı iktidar alanını genişletmek isteyen bir network olarak yayılmaktadır. Bunun bölgedeki milliyetçi iktidarların Kürtlere karşı beslediği kinle de dinsel iktidarın tarihi karakteristik içeriğiyle de ilgisi var. Kürtlerin ulus devleti aşması olayı teorize edilebilir ama “Devlet kurma hakkımız saklı” ilkesi bilinç edinilerek… Zira Ortadoğu’da henüz ulus devletten vazgeçen bir ulusal topluluk yok. Irak devletinin 2005 anayasası federal anayasa olmasına rağmen onu de tehdit eden Sünni İslamcı şiddet var. Türkler ulus devletlerini hala güçlendirme, egemenlik alanlarını genişletme derdinde. Kürtler için birçok zorba güçle aynı anda mücadele etmenin yıkıcı sonuçları olacağından “ulus devleti aştık” ifadesi söylem olarak teorize edilebilir, lakin bunu söyleyen her Kürt bireyin “devlet kurma hakkımız da saklı, ya eşit anayasalar ya da bu hakkımızın bilinci” fikrinde olması elzemdir. Ben, Öcalan’nın mektubunu hem bir stratejik belge hem de önümüzdeki seçimlerde siyasi gücü arttıracak bir hamle olarak okuyorum. Keskin eleştiriler yapma yerine temel ifadeleri merkeze alarak değerlendirmek gerektiği inancındayım.
Cengiz SOLMAZ