İçinde bulunduğumuz süreç ya da zaman dilimi, insanlığın kendi toplumsal özünü, toplumsal gerçekliğini ya da kaybettiklerini yeniden bulup onunla bir daha ayrılmamacasına bütünleşme arayışlarının, direnişlerinin yoğunlaştığı bir dönem. En azından Ortadoğu için bunu söyleyebiliriz.

Kapitalizmin yaşadığı kaos sürecini aşarak ömrünü uzatma arayışlarının doğurduğu hegemonik saldırganlığın yanında, Ortadoğu’da yükselen Kürt Özgürlük Hareketinin 3. alan teorisine dayanarak geliştirmek istediği alternatif demokratik sistem, toplumlar üzerinde yaratacakları etkiler itibarıyla gelişecek olan yeni denge-dizayn sürecinde belirleyicilik arz edecektir. Bu süreç içerisinde gelişecek olan ideolojinin yaratacağı sistem bir yüzyıl belki de daha uzun bir süreyi kapsayabilecektir.
Kapitalist sistemin “mağrur-efendi” devletlerine ve “süper sermaye” güçlerine dayanarak ayakta durmaya çalışan ve bu dayanakla Ortadoğu’nun etnik-inanç-kültür renklerini bastırarak etkisizleştirmeye çalışan sömürgeci devlet sistemine dayalı denge düzeninin çatırdama seslerini duyuyoruz.
Hemen herkesin kabul gördüğü ve “bu biçimiyle gidemez artık” dediği bir dönemde “peki, nasıl gider?” sorusuna; direniş, örgütleniş ve en önemlisi önderlik gerçekliği ile cevap olmak isteyen bir halk duruşu var ortada. Çokça dünya basınında dillenme gücüne sahip olan bir hareket ve önderlik gerçeği adım adım kendi sistemini coğrafyasında örgütlemeye başlamış, Rojava’da temel adımlarını atmış durumdadır. Gelişen direniş ve toplumsal örgütlülük, içerik olarak aslında hiçbir zaman kaybolmamış ama silikleşmiş, etkisini ve parıltısını yitirmiş, kutsallığı zedelenmiş kadim etnik-kültürel ve ahlaki-politik değerlerini kendi içine damıtarak ve günümüzde onun özüyle toplumsal olarak yeniden buluşarak kendisini büyütüyor. Kapitalist modernitenin karşısında bir alternatif sistem olarak kendi zihniyetini, ideolojisini ve felsefesini toplum nezdinde örgütlüyor, halkın demokratik-devrimsel dönüşümünü, yenilenişini sağlıyor.
Bu devrimsel süreci, farklı zaman ve mekanlarda gelişen devrimlerden ve sonucunda sistemin benzeşen ve dişlisi olmaktan kendini kurtaramayan her türlü isyan ve karşı koyuştan ayıran en temel fark; yarattığı zihniyet devrimiyle ilgilidir. Yeni bir zihniyette buluşmayı geliştiren en önemli etken de binlerce yılın birikimi ve yaşam formu olan tarihsel sürecin demokratik komünal kültür ve yaşam yapılarıdır.  Toplumsal yaşamın hakikate dair tüm özelliklerinin içinde barındığı, iktidarın, sömürünün olmadığı o şiirsel yaşam dönemini anlamaya, algılamaya ve güncelleştirmeye çalışıyoruz. Doğa-kadın ahenginin yarattığı bozulmamış ve kirlenmemiş özgür birey toplumsallığında yaşamı yeniden canlandırmak ve hakim kılmak istiyoruz.
Kapitalizm kaos sürecini yaşarken, tahakkümü altına aldığı, ahlak-kültür ve manevi değer yargılarından kopartarak bencilleştirdiği bireyci insan merkezli toplumlara da buna benzer bir şeyi yaşatmaktadır. Bireyin tarihsel toplumla bağlarını kopartırken, içinde varlıksal bir hakikate büründüğü doğayı da acı çeker bir hale getirmiştir. Evet, bugün içinde oluşup evrimleşerek doğanın en yetkin varlığı haline gelen insan, içinden çıkıp şekillendiği doğa anasına bunları yaşatmaktadır. Bütün bu yaşanan ya da insana yaşatılan çöküşün ve toplumsallıktan kopuşun, iktidar-devlet olgusunun zihniyetlerde örgütlendirilerek sömürülmeye, güdülmeye hazır hale getirilmiş insan topluluklarıyla da ilgisi bulunmaktadır. Ahlaki ve politik duruşu elinden alınmış ya da çürütülmüş bir toplumun yaşamı ritüellerin ve rutinliklerin dışına nasıl çıkabilir ki?
Günümüzün toplumsal ve ekolojik sorunlarının giderilebilmesi için ikame edilen sosyolojik-bilimsel çözüm yöntemleri bir denemenin ya da girişimin ötesinde fazla bir anlam ifade edememektedir. Toplumda sistem karşıtlığı temelinde köklü bir kopuşla bir zihniyet oluşumu-yenilemesi gelişememektedir. Sorunda buradadır! Mevcut verili sistemin tüm araçları, yaşam ve ilişki tarzları, düşünce sistemi reddedilip, yeni zihniyet inşasının bu alanlarda başlatılması gerekmektedir. İhtiyaç duyulan yeni zihniyet özelliklerinin tarihin toplumsal kök hücrelerinde hala canlı olarak yaşam sürdüğünü bilerek doğal toplum ve neolitiğin kadın öncülüğünde gelişen renkli-büyülü yaşam özelliklerinin farkına varmak önemlidir. Tüm bunların hayatın ve yaşamın tarihteki hakikatleri olduğunu bilmek yeni zihniyetin gelişimi açısından belirleyicidir. Dünya da bunu geliştirecek örgütsel ve kurumsal yapıların hazır ve yeterli olmadıklarını ya da kapitalist modernitenin düşünce ve yaşam kalıplarından kurtulamadıklarını söyleyebiliriz.
Tam da bu noktada toplumsal tarih sürecinde neolitik devrim diye bilinen köy ve tarım devrimi sürecinin günümüze kalan kültürel ve yaşamsal kök hücrelerini esas alarak “özgür birey” ekseninde toplumsal özgürlüğün gelişimini esas alan ve bu doğrultuda kadrosal bir hareket olma özelliğini yeni kadro inşa süreciyle derinleştirmek isteyen PKK Hareketi, zihniyet değişimi-gelişiminde de hamle yapmak istemektedir. Özellikle Ortadoğu tarihindeki felsefik-düşünsel ve komünal direniş hareketlerinin özüyle ve ahlakı ile bütünleşme çabası oldukça yüksektir. Kapitalist modernitenin karşısında alternatif bir sistemin zihniyetine ve ideolojisine sahip olduğunu çok iyi tahlil ederek bilince çıkarmıştır. Ortadoğu’nun etnik mozaiği içerisinde birbirinden beslenerek şekillenmiş ve günümüze kadar her türlü baskılama-asimilasyon ve sömürüye rağmen gelmeyi başarmış olan kültür ve ahlak gerçekliğinin özü, önderlik ve PKK hareketi ile bütünleşerek ihtiyaç duyulan ideolojik öncülük misyonu oluşturulmuş durumdadır. Kürdistan halkının kendi özgürleşme sürecinde pratik boyutuyla ortaya koymuş olduğu duruş örgütlü bir toplumun neleri başarabileceğini herkese gösterecektir.
Önderlik gerçekliği çizgisinde kendisini örgütleyen halk gerçekliği, Rojava Kürdistan’ında ihtiyaç duyulan pratik tutumu açığa çıkararak özgür yaşam alanlarını kendi coğrafyasında geliştirmektedir. Bu gelişim demokratik-komünal toplum örneği olma açısından tarihe düşülecek güçlü bir nottur.  Buradan bakıldığında sistemin alternatifi olmak demek, uygarlığın başlangıç mekanlarındaki tüm kaybedilmek ve gömülmek istenen kültürel ve ahlaki mirasın sahipliğini layıkıyla yaparak sistemleşmektir. Ana-kadının yaratıcılığıyla tüm Ortadoğu’da bunu yaygınlaştırmaktır. Böylece kendisini tarihin sonu ya da sonsuzluğu olarak kabul gören kapitalist uygarlık zihniyeti, aşılarak geriletildiğine tanık olacaktır.
Kürdistan’da özgür bir yaşamı en güçlü özellikleriyle örgütleme ve inşa etme imkanı her zamankinden daha fazladır. Demokratik kurtuluş ideolojisiyle bütünleşecek olan kadro gerçekliği özgür yaşamın inşasında tarihsel rolünü oynayacak, kendi önderliğini “tarihin tekerrürüne” inat, halkıyla buluşturmayı başaracaktır. Anayurt topraklarının derinliklerinde yatan, özgürlüğün sesini yüzlerce yıldır bekleyen on binler, yüz binler artık huzura kavuşmuş olacaktır. Buna olan umudumuz ve inancımızla…