Metin Yeğin
Muhtemel hiç katılmamış ama mutlaka bir filmin bir parçasında izlemişsinizdir. Sürek avına çıkanlar kendi topraklarının, ormanlarının üstünde atlarına binmiş, güçlü silahları, üniformaları ve olmazsa olmaz, atların bacaklarının altında koşuşturan, köpekleriyle ava çıkarlar. Belirlenen arazide avlamaya çıktıklarının, mesela tilkilerin, tavşanların ve soylarını kurutmadan kurtların hepsini birden öldürürler. Hemen peşlerinden uşakları, muzaffer sürek avcılarının ganimetlerini, ölüleri toplar, üst üste bir meydana yığılır. Herkes etrafında bir tavaf eder, birbirine kanları bulaşmış, yaralarının hala yaşadığı koca bir tepenin çevresinde. Sürek avcıları, tetiği çeken parmaklar, öldürmek için imal edilmiş silahlar, atları, onları birazdan temizlemeye götürecek uşakları ve mutlaka köpekleri, birlikte yarattıkları koca bir katliamın kan kokusunu paylaşmaya gider.
Sürek avının en ayırıcı yönü bu kan kokusudur. Öldürücüler bu yüzden bir iki ölüyle yetinemez. Kan tutar onları. Çok kısa bir süre sonra sadece öldürmek için öldürürler. Mesela mutlaka tilkinin büyük ya da yavru olması hatta tilki olması gerekmez, birden ölüye dönüşmesi ve kanlarının kokusu yeterli olur. Kendilerini durduramazlar, kan bulaşmış kendi parmaklarını bile yerler farkında olmadan ve büyük bir hazla…
Öldürme hazzının(!) yasal ve resmi temsilcisi devletler sürek avına çıktıklarında aynı böyle hareket eder. Bir kere başlamaya görsün, nerede ve nasıl duracağı bilenemez. Kendi şiddetleri kendilerini bir yandan beslediği için ama aynı zamanda bu onları daha da kana bağımlı yani daha aç bıraktığı için doyumsuz bir cinayet makinesi halinde çalışır durur, öldürür durur…
Türkiye, her gün daha da büyüyen, tam bir sürek avının içinde yuvarlanıp gidiyor. Hiçbir ölçütü olmadan, her yerden, askerler, polisler, akademisyenler, gazeteciler, demokratlar, solcular, devrimciler, cemaatçiler, sistemin düne kadar, kendi aparatları ve av köpekleri dahil, hepsi birden, her gün daha da genişleyerek ve büyüyerek, öldürülüp meydanda ki öbeğin içine atılıyor. Her alanda Türkiye tarihinin en büyük tasfiyesi yaşanıyor. Yalnız bu tasfiye çürümüş bir sistemi tasfiye etmiyor tabii ki tam aksine av köpeklerinin payelendirmesine dayalı yeni ve daha kanlı bir sürek avı sürdürebilmenin koşullarını yaratma çabası. Sistem kendini ana besini kan ile yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Burada bu oyunu bozabilecek olan bugün için sessiz ve sakin kalarak düdüklerin kulakları tırmaladığı sürek avını atlatmak değil tam aksine karanlığın ortasında cüretli başka bir dünya istediğimizi duyurmaktır. Yani sadece yaşanılanları, işkenceleri, katliamları anlatmak değil, Ekolojik bir demokrasi talep ettiğimizi, ‘Kadın Cumhuriyeti’ istediğimizi, Radikal demokrasiyi yaratacağımızı anlatmaya ihtiyacımız var.
Herkes o kadar mutsuz ki bu yüzden her zamankinden daha fazla, yüksek dozda ütopyaya ihtiyaç var ki ütopyalar gerçektir…