Türkiye’yi istikrarsızlığa sürükleyen sadece 12 Eylül yasaları değil, bu yasaları topluma karşı bir koz olarak kulanan iktidardır da. Çünkü, gerçek anlamda anti-demokratik yasalarla hesaplaşma diye bir sorunları yok: 7 kasım 1982’de kabul edilen 12 Eylül Anayası’nda bugüne değin 17 kez değişiklik yapıldı ve bunun sonucu olarakta anayasanın yüzde 80’i değişmiş oldu. Ama hangi maddeler? Daha çok iktidarların önünde engel durumuna gelmiş maddeler. Bunu yaparlarken toplumun ağzına bir parmak bal çalmayı da ihmal etmiyorlar. Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, Türk Ceza Kanunu ve tamamı bu konumdadır. 12 Eylül’ün ruhu korunuyor, yongaları atılıyor.
Adalet Bakanlığı’nın hazırlamakta olduğu kamuoyunda “torba yasası“ olarak bilinen yasa da bu biçimdedir. Bir kere torbanın ağzı tam olarak açılmıyor; bu nedenle içindekiler de bilinmiyor. Herşey hükümetin insafına bıraklımış; konuyu, yeri ve zamanı hükümet belirliyor. Hatta hükümet de değil başbakan belirliyor. Basın yazıyor: “başbakan talimat verdi” ve ‘torba’nın içinden yeni birşey daha çıkıyor: “Adli Sicil Kanunu, Avukatlık Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda bir takım değişiklikler yapılacak.”
Türkiye’deki demokratikleşmede ters olan da budur. “Demokratikleşme” bir ihtiyaç ve gereklilikten değil, bir kişinin onayı ve emri ile gerçekleşmektır. Halk yok, siyasi partiler, sendikalar, toplumsal istekler bunlarin hiçbiri yok, var veya görmüyor iktidar; “başbakan emir” veriyor ve yasa çıkıyor. Türkiye’deki “demokratikleşme”nin mantığı bu: “ben, (devlet) istersem olur”. Böyle olduğu içindir ki o “demokrasi” de bitürlü gelmiyor. 2013 yılında bu yöntemle yitirilen zaman, tamı tamına 90 yıl olacak. Ama bulunduğumuz yer aynı yer.
‘Torba Yasası’ndan çıkarılacak olan yasa, “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun”da yapılacak değişiklikle “12 Eylül 1980 darbesi döneminde bir kısım suçlara karışan sağ ve sol siyasi fikre sahip insanlar, askeri mahkemelerce ceza tayin edilmiş, infazı gerçekleştirilmiş, koşullu salıvermeden yararlananlar, halen cezaevinde tutuklu olanlar, 1980 yılından sonra hukuk okuyanlar, tıp fakültesini bitirenler, mühendislik okuyanlar ancak sicilleri nedeniyle mesleklerini icra edemeyenleri kapsıyor” vb. Bu yasadan yararlanacakların çoğunluğu sağ görüşlü ve Haluk Kırcı gibi büyük katlamlara karışmış insanlar...
Peki sadece düşünceleri nedeniyle yurtdışında yaşamakta olun “Sürgünler” neden hiç gündeme gelmiyor. Bazıları 12 Eylül darbesinde afişe edildikleri, işkence ve ölümden kurtulmak için yurt dışına çıkmak zorunda kalmış, bazıları yazar ve gazeteci kimliğiyle, Kürtler, Aleviler, Êzîdî ve Asuriler, Emeniler baskıya uğradıkları, köyleri yakıldığı, gidecek başka yerleri olmadığı, Türkiye’de yaşayamaz durumda bırakıldıkları için, Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmışlardır. Kaldı ki, Haluk Kırcı gibi birkaç kişilik bir grubu da oluşturmuyorlar; onbinlerle ifade ediliyorlar. Bunlar, Türkiye’de kendilerine yaşam hakkı verilmediği için bugün burada, sürgün konumundadırlar.
Buna karşın Türkiye’nin böyle bir sorunu yokmuş gibi yaklaşılıyor. Oysa doğru değil; Türkiy’de hukuksal ve siyasal, sosyal gibi ciddi sorunlarımız var. 12 Eylül birçok yönüyle tartışıldı ve tartışılmaya da devam ediliyor. Ama Sürgünler sorunu şimdiye değin hiç tartışılmadı. Gündeme bile gelmiş değil. Bu nedenledir ki Türkiye’de onların haklarını tanıyan henüz bir yasa yok. Döndüklerinde ise kaldıkları yerden, 12 Eylül’ün yasaları ile yargılanacaklar.
Sürgün koşulları, cezaevleri kadar ağır ve zordur. Sadece bugün Avrupa’nın 15 ülkesine dağılmış ve sayıları on binleri bulan bir sürgün topluluğu yaşamaktadır. Türkiye’de hükümet bu büyük kesimin varlığını ve dolaysıyla da isteklerini görmezlikten gelemez ve gelmemelidir.
Hükümet zaman geçirmeden yasal düzenlemeler yaparak bu kesimin önünü açmalı, onların özgürce Türkiye’ye girişlerine siyasal ve sosyal güvencelerini sağlayarak orada yaşamalarına olanak sağlamalıdır.
Sürgünler artık bugün daha örgütlüdürler. Türkiye’ye sesimizi daha güçlü duyurabilmek için 15 Aralıkta Köln’’de toplanarak bir Sürgünler Platformu oluşturmuş bulunuyoruz. Avrupa’nın 15 ülkesine dağılmış durumda bulunan Sürgünler, bugün artık örgütlü bir güçtür. Türkiye’de başta hükümet olmak üzere, bütün siyasi partiler, demokratik kitle örgüteleri sesimizi duymalıdır.
Bir suçlu değil, mağduruz. Bu nedenle af değil, özür ve yasal düzenleme bekliyoruz.
* Sürgünler Platformu Eş Sözcüsü
h.argav@hotmail.de
Sürgünler af değil yasal düzenleme istiyor