Suriye denkleminde aktörler her gün kartlarını yeniden karıyor, Kürtlerin merkezinde yer aldığı yeni hesaplarla yeni ittifaklar geliştirmeye çalışıyor.

Bölgede İran'ın etkisini kırıp oyun dışında bırakmak için uzun zamandır arayış içinde olan ABD, Suudi ve Mısır'ı hazırlıyor, buna TC'yi de dahil etmeye çalışıyor. Bunun için de TC'yi Suriye'de Kürtlerle uzlaştırmayı, diğer alanlarda savaştırmayı planlıyor.

Ancak Kürt varlığına hiçbir şekilde tahammülü olmayan TC ve Erdoğan faşizmi, en son MGK toplantısında da açığa vurduğu gibi, DAİŞ'e karşı en başarılı mücadeleyi yürüten YPG ve Kuzey Suriye'nin kendisi için "en büyük tehdit" olduğu yalanını dillendiriyor.

İçerde ve dışarda hergün biraz daha sıkışan Erdoğan DAİŞ ve diğer çete gruplarıyla ilişkilerini unutturmak istercesine Avrupa'yı da "o çok sevdiğiniz teröristler çıkarlarına dokunduğunuzda silahını size çevirecektir" sözleriyle tehdit ediyor, acizlik içerisinde gerçekleri çarpıtmaya çalışıyor.

Yerel seçimler arifesinde Kürdistan'da gaspettiği belediyeleri Kürtler tekrar kazanmasın diye aylardır soykırım operasyonlarına hız veriyor, Kuzey Suriye'ye işgal saldırısı planlıyor, buna karşı durabilecek herkesi de ülkenin bekaasına yönelik tehdit olarak "terörist" diye yaftalıyor.

İdlib ve İran konularında Rusya ile ABD arasında sıkıştıkça paniğe kapılıyor, Rusya'nın tahriki ve kısmen ABD'nin onayıyla Kuzey Suriye'ye saldırıyor.

İran'a odaklanmak isteyen ve TC'yi de bir şekilde buna dahil etmek isteyen ABD, TC'yi buna ikna etmek için Kuzey Suriye'deki zengin petrolü koklatıyor, İran'a yönelik yaptırımlardan da Nisan ayına yani yerel seçim sonuçlarına kadar muaf tutuyor. Böylece seçim sonuçlarını ve Erdoğan'ın tutumunu netleştirmesini bekleyecek, TC'nin Rusya'ya yakınlaşması, S-400 ve İran konusunda somut adım talep edecek.

Bu yüzden TC'nin saldırılarına göz yuman ABD, Kürtleri Suriye'de kendi çizgisi dışında bağımsız hareket edemez duruma getirmek istiyor. Ortadoğu alanında tek alternatif olarak yayılan Demokratik Ulus projesini ve mimarı Önder Öcalan ile PKK'nin Kuzey Suriye'deki etkisini kırmayı, Rojava Kürtlerini TC işbirlikçisi ENKS hainleriyle uzlaştırmayı hedefliyor.

27 Ekim'de İstanbul'da gerçekleşen 4'lü zirve sonrası Kobanê ve Girê Spî'ye yönelik saldırılar buna işaret ediyor.

Kürtler Dêra Zor operasyonunu durdurdu. ABD'den TC saldırılarına tutum almasını, aksi taktirde operasyondan çekileceğini söyledi.

Ancak Suriye'de varlığını kalıcı kılmak için Kürtlere mutlak ihtiyaç duyan ABD, saldırıların durması için YPG ile ortak devriyelere başladı, ardından da sınırda gözlem noktaları kurma kararı aldı.

Anlaşılan ABD, hem Kürtleri hem TC'yi frenleyip dizginleme, birini diğeri ile hizaya getirme çabasında...

Astana, Soçi, Cenevre görüşmeleri yeniden ısıtılsa da Ortadoğu ve Suriye'de erken bir çözüm görülmüyor. TC'nin başını çektiği mevcut kaosun daha da derinleşeceğine dönük işretler çoğalıyor.

Bu duruma karşı stratejik düşünceye ve somut alternatif projeye sahip Kürtler, ne yapıyor?

Bölgede ve dünyada faşist iktidarların yönetime geldiği bir süreçte demokrasiyi alabildiğine tabana yayıyor, faşizme karşı demokrasiyi savunmada ısrar ederek, bunun mücadelesini örgütlüyor.

Temel felsefesi ve somut projesi olan demokratik özerklik ve demokratik ulus anlayışını daha somut kılıyor, halkların ortak siyasi iradesini güçlendiriyor.

Verili durumu doğru değerlendirerek toplumsal tabanını olası bir savaş gerçekliğine göre örgütlüyor, gerekli savunma tedbirlerini maksimum düzeye çıkarıyor.

DAİŞ'la mücadelede ortaklaştığı Koalisyonla ilişkilerini daha da güçlendiriyor.

Ortadoğu kaosunda bir özgürlük vahası olan ve dünya insanlığına ilham veren devrim ve insanlık değerleri etrafında evrensel bir dayanışma ruhu ve mücadelesini -tıpkı tarihi Kobanê direnişinde olduğu gibi- demokratik bir mücadele blokuna dönüştürmenin diplomatik çalışmasını yürütüyor.

Olası bir çözüm için herkesle diyalog kanallarını açık tutuyor, uluslararası her türlü platforma kendi somut çözüm önerisiyle katılma iradesi gösteriyor, Eyn İsa'daki son toplantı ile de bunu somut ortaya koyuyor. Suriye'nin geleceğinde halkların ortak iradesi ve gücünü ortaya koyuyor.