- Kürtler artık kendi dilleri, siyasal ve savunma yapılanmalarıyla devlete dahil oldu, ancak yeterli midir? Tabii ki hayır. Garantiye alınmış mıdır? Tabii ki hayır.
- Devlet, bu süreci bir oldu bittiye getirmek isteyebilir ve nihai bir sonuçmuş gibi gösterebilir, ancak geleceği belirleyecek olan, toplumsal zemine dayalı siyasal, yasal ve hukuki mücadeledir.
- Kürtlerin önündeki asıl mücadele, elde edilen kazanımların Suriye’nin yeni anayasal ve hukuki düzeni içerisinde kalıcı güvencelere dönüştürülmesi mücadelesidir.
ZINAR YILDIZ
Suriye’de Kürtler açısından tarihi günlerden geçiyoruz. 6 Ocak’ta başlayan ve Suriye’de Kürt katliamını hedefleyen saldırılara karşı direnen Kürtler, ortaya koydukları direniş sayesinde 29 Ocak'taki anlaşmaya ulaştı ve böylece soykırımın önünü aldı. Anlaşma, Kürtlerin Suriye’de ortaya çıkan yeni duruma göre kendilerini yeniden konumlandırmaları ve Suriye’nin yeniden inşasında kendi varlıklarını sürdürmeleri açısından muazzam bir zemin ortaya çıkardı. Örgütsel, siyasal ve toplumsal alanda birçok kazanıma sahip olan Kürtler, bu süreçle birlikte söz konusu kazanımlarını nasıl bir forma dönüştüreceklerinin ve yeni Suriye’de kendilerini nasıl temsil edeceklerinin mücadelesini vermeye başladı.
Son birkaç gündür bu süreç somut gelişmelerin yaşandığı yeni bir aşamaya evrildi. Mazlum Ebdî ve Îlham Ehmed’in de içerisinde yer aldığı geniş bir heyet, Şam’da görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerin ana gündemini QSD’nin ve Özerk Yönetim kurumlarının entegrasyon süreci ile 29 Ocak mutabakatında belirlenen başlıklar oluşturdu.
QSD’lilerin yeni konumu
QSD güçleri, Hesekê, Qamişlo ve Dêrik ile Kobanê’de üç tugay halinde örgütlenerek Suriye Ordusu’na entegre oldu. Bu alanlardaki QSD komuta yapısı da söz konusu tugayların komuta kademelerinde görevlendirildi. Sîpan Hemo, Savunma Bakan Yardımcılığı görevine atandı. Son gerçekleştirilen görüşmelerde ise bu durum bir adım daha ileri taşınarak, daha önce tugaylar için belirlenen asker sayıları artırıldı. Bunun yanı sıra Efrîn’de, daha önce QSD güçleri içerisinde yer alan Efrînli gençlerden oluşacak ayrı bir tugayın kurulması da tartışıldı, ancak Efrîn için yeni bir tugay oluşturulmasından ziyade Efrînli QSD savaşçılarının İç Güvenlik Güçleri'ne katılarak bölgenin savunmasında yer alması konusunda uzlaşıldı. Böylece Mazlum Ebdi, 25 Ağustos'ta QSD’nin misyonunu tamamladığını ve yeni bir formatla Suriye Ordusu’na dahil olduğunu ilan etti.
Biçimi değişmiş olsa da bu toprakların evlatları, resmi bir statüye kavuşarak bundan sonra da kendi topraklarını savunmaya devam edecek. Üstelik yalnızca QSD olarak değil, daha önce bölgede Asayiş olarak toplumsal güvenliği sağlayan ve bölge halkından oluşan güçler de İçişleri Bakanlığına bağlı İç Güvenlik Güçleri'ne dahil olup eskiden olduğu gibi kendi bölgelerinde, devletin resmi yapısı içerisinde görevlerini sürdürecek. Bu güçler yalnızca Kürtlerden de oluşmuyor; QSD ve Asayiş içindeki diğer bileşenleri de kapsıyor.
YPJ’nin yeni formu
Çözümü konusunda en fazla zorlanılan konulardan biri YPJ’nin geleceğiydi. Son görüşmelerde, YPJ'nin de yeni bir formata kavuşturulması üzerine görüş birliğine varıldı. Her ne kadar YPJ, Suriye Ordusu içerisinde ayrı bir bileşen olarak kabul görmese de kendi örgütsel yapısını ve komuta kademesini korumak koşuluyla İçişleri Bakanlığına bağlı antiterör birimleri içerisinde konumlandırılması konusunda mutabık kalındı. Bu konuda henüz son noktanın konduğunu söyleyemeyiz. Eğer mutabık kalınan şekilde olursa YPJ savaşçıları, bulundukları alanlarda kalmaya devam edecek, kendi emir-komuta zincirini koruyacak ve İçişleri Bakanlığına bağlı antiterör birlikleriyle koordineli bir hareket tarzına kavuşacak.
Ortadoğu’da bir ilk olan böylesi bir yapılanmanın Suriye’de kendi varlığını devam ettiriyor olması, gelecek açısından da önemli bir umut kaynağıdır. Bölge kadınları bu umudu geleceğe taşımak ve bunun üzerinden daha büyük kazanımlara ulaşmak için güçlü bir mücadele mevzisi elde etmiş olacaktır.
Kürtçe ve ana dil meselesi
Kürtler açısından en can alıcı konu ise ana dil meselesidir. Başından itibaren Kürtler, Kürtçenin Suriye’nin resmi dili olması ve kendi bölgelerinde eğitim dili olarak kabul edilmesini bir kırmızı çizgi olarak görüyor. Son görüşmelerde de Kürtçe konusundaki ısrar devam etti. Bu konuda ortak bir görüşe ulaşılmış olsa da halk nezdinde ortaya çıkan düzenlemenin yeterli görülmediğini gözlemliyoruz. Varılan uzlaşıya göre;
* Kürtçe, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, eğitimin bütün aşamalarında üç saatlik Kürtçe dil dersi olarak müfredata alınacak. Bu ders temel derslerden biri olacak, öğrencinin not ortalamasına eklenecek ve öğrencinin başarı notunu etkileyecek.
* Yine etkinlik dersleri olarak tanımlanan müzik ve resim gibi dersler Kürtçe olarak görülecek. Diğer bütün dersler ise Arapça hazırlanan müfredat üzerinden işlenecek.
* Bu kararın uygulanması konusunda ise bir yıllık bir geçiş süreci öngörülüyor. Buna göre önümüzdeki eğitim yılında daha önce Özerk Yönetim okullarında Kürtçe eğitim gören öğrencilerin Arapça eğitime geçişte zorlanmaması amacıyla sözel dersler Kürtçe görülmeye devam edecek.
* Sonraki yıl ise bütün dersler Arapça müfredata geçirilecek ve Kürtçe, ayrı bir dil dersi olarak müfredata dahil edilecek.
* Dil konusunda varılan bir diğer karar ise Kürtçenin Suriye’de ulusal bir dil olarak kabul edilmesi. Bu, Kürtçenin Suriye toprakları içerisinde yaşayan bir halkın dili olarak tanındığı anlamına geliyor, ancak Kürtçe resmi dil olarak tanımlanmadığı için devlet resmiyetinde ve resmi kurumların kullanımında Kürtçenin önü aynı ölçüde açılmış olmayacak.
Kayıp ve kazanım ikilemi
Kürtçe konusunda varılan her iki düzenleme de daha önce Kürtlerin kendi mücadeleleriyle ortaya çıkardıkları kazanımların gerisinde kalan bir durum olsa da Suriye’nin tarihsel koşulları göz önüne alındığında devlet nezdinde bir kazanım olarak görülebilir.
Suriye’de kimlik sahibi bile olamayan Kürtlerin dili bugün devlet tarafından resmi ve özel okullarda eğitim kapsamında kabul edilmiş, Kürtçenin Suriye toprakları içerisinde ulusal bir dil olarak kullanımının önü açılmıştır. Bu cepheden bakıldığında ortaya çıkan durum bir kazanım olarak görülebilir.
Geçen 15 yıllık süreçte Kürtlerin varlık mücadelesi sonucunda Kürtçe alanında ortaya çıkan gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, bu durumu ciddi bir kayıp olarak değerlendirenler de var.
Gerek siyasal çevrelerde gerekse halk içerisinde devletin Kürtçeye yaklaşımına karşı ciddi bir rahatsızlık görülüyor. Kürt siyasi çevrelerinin kırmızı çizgi olarak gördüğü Kürtçe konusunda devletin mevcut yaklaşımı karşısında bir öfke de duyuluyor. Bu öfkenin, çokça söylediğimiz siyasal mücadele zemininde ifadeye kavuşması, geleceğin daha büyük kazanımlarının da garantisi olabilir.
Yeni bir başlangıçtır
29 Ocak ile başlayan süreç, bir son değil, bir başlangıçtır. Bu süreç, Suriye’nin demokratikleştirilmesi mücadelesinin kapısını aralayan yeni bir siyasal zemin ortaya çıkardı. Kürtler artık bu mücadelenin doğrudan içerisindedir. Geçtiğimiz günlerde varılan anlaşmalar da bir sonuç değil, uzun soluklu demokratikleşme mücadelesinin ilk adımlarıdır. Bazı mevzilerde mücadele kazanımlarla devam ederken, bazı alanlarda ise daha zorlu ve dişe diş bir siyasal mücadele Kürtleri bekliyor.
Kürtler artık kendi dilleriyle, kendi siyasal ve savunma yapılanmalarıyla devlete dahil oldu, ancak yeterli midir? Tabii ki hayır. Garantiye alınmış mıdır? Tabii ki hayır.
Suriye halen bir inşa süreci içerisindedir. Henüz demokratik bir seçim gerçekleşmedi, demokratik bir anayasa oluşturulmadı; toplumsal, kültürel ve siyasal haklar hukuki bir güvenceye bağlanmadı. Bugün kazanım veya kayıp olarak görünen gelişmelerin hiçbirinin henüz kesin bir garantisi ya da değişmezliği yoktur.
Devlet bu süreci bir oldu bittiye getirmek isteyebilir ve mevcut durumu nihai bir sonuçmuş gibi gösterebilir, ancak geleceği belirleyecek olan, toplumsal zemine dayalı siyasal, yasal ve hukuki mücadeledir.
Kürtlerin önündeki mücadele, artık yalnızca mevcut kazanımların korunmasıyla sınırlı değildir. Asıl mücadele, elde edilen kazanımların Suriye’nin yeni anayasal ve hukuki düzeni içerisinde kalıcı güvencelere dönüştürülmesi mücadelesidir.
Suriye, demokratik bir anayasal zemin içerisinde tüm hakların güvence altına alındığı bir hukuksal yapıya kavuşmadan ne Kürtlerin ne de Suriye halklarının mücadelelerinin sonuca ulaştığından bahsedilebilir.
Kürtler, artık Suriye’nin dışında değil, yeniden kuruluş sürecinin içerisindedir. Bundan sonraki temel mücadele, nasıl yeni bir Suriye olacağı üzerine verilecektir.