• Kürt halkının, ne zaman olacağı bilinmeyen Türkiye birleşik devrimi adına silahlı mücadeleye Türk halkının kurtuluşu için devam etmesini mi istiyoruz?

VEYSİ SARISÖZEN

“Silahsızlanma”… Devrim tarihini ezbere bilen devrimci, “silahsızlanma” lafını duyunca “teslim mi oluyoruz, devrimden vaz mı geçiyoruz?” diye kuşkuya düşüyor, ardından “silahsızlanacak” olana veryansın ediyor. Bu devrimciyi, herkesin iyi anlaması gerekir. Tepkisi sebepsiz değildir. Rejim, demokratik bir rejim değil. Hele şimdi silahsız mücadele ve “seçimle” bu rejime son verme ihtimali, mucizeye kalmış. O halde neden silahsızlanıyoruz?

Silah bırakacak olan Hareket, devrimcinin bu sorusunu duyar duymaz “silahı biz bırakıyoruz, size silahsızlanın demiyoruz, silahlı yoldan kimi devirmek istiyorsanız devirin” cevabını vermeli. Bu cevap, bilelim ki o devrimciyi derin derin düşündürecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin silah bıraktığı durumda, kendisinin elindeki silahın ne işe yarayacağını ciddiyetle irdeleyecektir. Sonra dönüp İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e, derken Konya’ya ve Çorum'a bakacak, arkasında kendisinden silahlanarak “devrim” bekleyenlerin sayısını hesaplayacaktır. Vaktiyle silahlanarak “suni dengeyi bozmak” istediğini, Çayanların yapmak istediğinin çok ötesinde silahlandığını, PKK gerillasıyla dağlara çıktığını, PKK gerillasının silahla Kürdistan’da “suni dengeyi” bozmasına mukabil, kendisinin elindeki silahın Türkiye’de “suni dengeyi bozamadığını” düşünecektir. Elbette böyle düşündükten sonra Türk devrimcilerinin yerine Kürt devrimcilerinin, üstelik Türk emekçi halkından en küçük bir destek almadan Türkler adına Türkiye’de “suni dengeyi bozmasını” beklemenin yanlışlığını anlayacaktır.

Kürt Özgürlük Hareketi şu anda devlet ile arasındaki savaşı sona erdirmek için masada Kürdistan ve Kürt ulusu adına oturuyor. Bu masada Türk ya da Türkiyeli devrimciler ve Türk ulusu adına oturmuyor. Onların silahsızlanmasını tartışmıyor. Onların “devrimlerinin” geleceğini konuşmuyor. Dağlarda varsa onların gerillalarının dağdan inmesi ve siyasallaşmasıyla ilgili tek söz etmiyor. Hiçbirinin silahlı partisini feshetmiyor. Hiçbirine “silahsızlanın ve illegal örgütlerinizi feshedin, legal ve barışçı mücadeleye geçin" de demiyor. 

O halde örneğimizdeki devrimci, neden bu kadar tepkili. Masaya oturanları neden “teslim olmakla, devrimden vazgeçmekle” suçluyor. Türkiye’de devrimden sorumlu olan Kürdistan halkı mı, Türkiye halkı mı? Kürdistan ve Kürt ulusu adına konuşma hakkını nereden alıyor? Ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını hangi yönde kullanacağına Türk devrimcileri mi karar verecek?, Ayrılarak mı, yoksa Türkler ile eşit haklılık temelinde birlikte yaşayarak mı kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmasına ne hakla karışıyor? Bu kararda tek söz sahibinin Kürt ulusu olacağını nasıl unutuyor.

Enternasyonalist, ezilen ulusun kararlarına saygılı olmalı. Hiç kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi'nin Türk devletine karşı silahlı mücadelesi, yalnız Kürdistan’da değil, tüm Türkiye’de devrimin yolunu açabilirdi. Türk devrimcileri metropollerde silahlı, silahsız devrimci süreci başlatabilirdi. Olmadı. Üstelik Kürt Özgürlük Hareketi, kırk yıldır Türk halkının bu devrimcilerin öncülüğünde ayağa kalkmasını sabırla bekledi. Bu öncü adaylarına elinden gelen her türlü yardımı yaptı fakat bu devrimciler bırakalım devrimi, Türk halkının saflarındaki Kürt düşmanlığını bile yenik düşüremedi.

Şimdi ne yapıyoruz? Kürt halkının, ne zaman olacağı bilinmeyen Türkiye birleşik devrimi adına silahlı mücadeleye Türk halkının kurtuluşu için devam etmesini mi istiyoruz? Bunu istiyorsak çok fazla şey istemiş oluyoruz. Oysa asıl Kürt halkı, egemen ulusun devrimcisinden çok şey bekliyor.

Sahtelerini bir yana bırakırsak, samimi Kürt milliyetçilerinin kaygılarını ve tepkilerini anlayabiliriz ve onlarla dostça tartışabiliriz de. Kendi ülkesindeki görevleri unutup Kürtlere akıl veren Türk ya da Türkiyeli solcuyu anlamakta güçlük çekeriz. Bu solcu, Kürt ulusunun çoğunlukla verdiği kararları, aklına yatmasa da, şüpheye düşse de, ikirciksiz desteklemelidir. Kürt halkının varsa yanlış, onları düzelteceğini, 50 yıllık Kürt tarihine bakarak bilmeli buna güvenmelidir. En azından Öcalan'ın kendi tarihine karşı öz eleştirel yaklaşımından bu güveni çıkarmalıdır. 

Egemen ulusun devrimcisinin tarihsel görevi, kendi ülkesinde kaybettiği “devrimin anahtarı"nı Kürdistan’da aramak değildir. Böyle yapıldığı için Kürt halkına karşı asli görevler yerine getirilememiştir. Kürt halkının mücadelesine en büyük yardımın, şu kritik aşamada onun kararlarını suçlamak değil,  metropollerde devrimci süreci örgütlemek ve devletin imha ve inkar siyasetini geriletmek olduğu unutulmamalıdır.

Şurası açık: Hiç kimse, PKK ile omuz omuza savaşan enternasyonalist Türk ya da Türkiyeli devrimcilerin büyük bedeller ödediği gerçeğine gözlerini kapayamaz. Onlar, Türkiye devrim tarihine kanlarıyla imzalarını attı. Aziz şehitlerinin ve gazilerinin isimleri unutulmayacaktır. Şu anda bile dağlarda olan bu savaşçıların mücadelesine hiç kimse tek söz edemez. Onların “silahsızlanma” sürecinde uğradıkları hayal kırıklığını hiç kimse anlamazlıktan gelemez ama onların metropollerdeki, diasporadaki liderlerinin onlarca yıldan bu yana bu mücadeleye katkıları elbette eleştiri konusu olacaktır. Bu eleştirinin, beni ve benim gibi düşünenleri de kapsayacağı açıktır. Savaşanların önünde hepimizin dürüstçe öz eleştiri yapma zorunluluğumuz var.

 Eğer bir devrimci Öcalan’ı suçlayarak, en doğruyu biz biliyoruz derse, bildiğin doğrular halkının "ne işine yaradı" sorusuna muhatap olacağını unutmamalıdır. Bilmek değil, bildiğini hayata geçirmek önemlidir. Bilgi yarışı yapmıyoruz, dünya savaşının en elverişsiz şartlarında halklarımızı ölümcül tehlikelerden kurtarmaya çalışıyoruz. Yolun başındayız, ilk adımda “yenildik” diyene devrimci denmez.