• Kürt halkı, mücadele ve müzakere güçlerine güveniyor. Süreç, her geçtiği yerden içine küçük akarsuları alarak bir nehir gibi çoğalıp akışını sürdürüyor.

İLHAM BAKIR

İçinden geçtiğimiz çatışma çözümü, barış süreci ve demokratikleşme tartışmaları ve bunlara bağlı gelişmelerin doğru analiz edilebilmesi, doğrultunun belirlenmesi, geniş bir uzlaşma sağlanması, sürecin gelişmesinin yaratacağı olumlu sonuçların halka doğru anlatılması, güçlü ve doğru yol ve yöntemlerin uygulanabilmesi için bilgiyi bütünlüklü kullanma; anı tarihsel bağlamıyla derinlikli ilişkilendirmeye ihtiyaç vardır.  Bunu yapabilecek olanlar da elbette ki siyasetçilerden ziyade ve daha önce entelijansiyadır. İnsanlık tarihi boyunca da bu böyle olmuştur. Toplumda bilgi üreten, ürettiği bilgiyle toplumun gelişimine ve sorunların çözümüne katkı sunan, yani atentelijansiya görevini üstlenen şamanlar, bilge kişiler, filozoflar olmuştur. Toplumlar, bilge kişileri, filozofları, entelijansiyası ne kadar güçlüyse sorunlarını o oranda hızlı, güçlü ve kalıcı çözme şansına sahip olmuşlardır. O yüzden de bir toplumun en büyük talihsizliği entelijansiyasının zayıflığı veya yokluğudur.

Genelde Ortadoğu’nun, özelde de süreç bağlamında değerlendirdiğimizde Türkiye toplumunun en büyük talihsizliği de böylesi bir entelijansiyanın neredeyse yok denebilecek bir düzeyde olmasıdır. İmralı Heyeti'nden Faik Özgür Erol, gazetecilerle yapılan bir toplantıda Türkiye’deki entelektüel çevrenin barış sürecine katkı sunmadığından şikâyetçi oldu ve bunun başka hiçbir ülkede yaşanmadığını hatırlattı. Aslında Sayın Faik Özgür Erol, nezaketli davranıp entelektüel bir çevre yok demek yerine, entelektüel bir çevrenin varlığını kabul edip bu çevrenin süreci tartışmadığından, katkı sunmadığından bahsediyor. Televizyon ekranlarından, gazete köşelerinden, sosyal medya mecralarından adının önünde profesör, yazar, bilim insanı ve benzeri titrler taşıyan zevatın, hak, adalet, savaş, barış gibi kavramlar etrafında yürüttüğü tartışmaların, bırakalım entelektüel bir kapasite, çözüm geliştirme gücü ve ahlaki bir sorumluluğa sahip olmasını sıradan, sokaktaki bir insanın ferasetinden, ahlaki sorumluluğundan fersah fersah uzaktadır. Her birinin, onlarca yıldır tekrarlanan aynı ezberleri, kalıp sözleri ilk defa söylenen özgün bir düşünceymiş gibi şehvetle dile getirişleri de bu topraklara mahsus bir kendini beğenmişlik, kerameti kendinden menkul bir kanaat önderliğini kendine vehmetme durumudur.

Sorun ve çatışma çözümü, kalıcı bir barışın inşası, hak, adalet, eşitlik gibi konuları elbette ırkçı, milliyetçi, mezhepçi, erkek egemenlikçi çevrelerden ve zihniyetten elbette beklememek gerekiyor. Bu çevrelerin, bu kavramların hayat bulduğu bir toplumsallıkta yaşamaları, ancak onları buna mecbur kılacak bir direniş ve mücadele sonucu mümkündür. Ne yazık ki Türkiye’deki sol, sosyalist hareketler de bütün bu mevzularda önyargılardan, ezberlerden, ön kabullerden kurtulmuş bir teori ve pratik üretememektedirler. Bunca uzun yıllardır ağır ve ölümcül mücadelelerden geçmiş, her türlü cehennemi deneyimi yaşamış, ayakta kalmayı başarmış, sol, sosyalist ve eşitlikçi bir dünya tasavvur etmekten vazgeçmemiş Kürtlere, Kürt Özgürlük Hareketi’ne küçümseyici bir tavırla bakmaktan, onlara akıl satmaktan vazgeçmeyen bir tavrı asla terk edemiyorlar. Oysa eleştirel bir mesafeden Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının mücadelesi ile bir ittifak kurmak, kendilerinin de muazzam bir dinamik yakalama, toplumsal taban ve etki bulma şanslarını arttıracaktır. Oysa eleştiri adı altında reel politiği anlama kabiliyetinden uzak, Kürt halkına savaşın ödettiği bedelleri, barışa duyduğu özlemi yok sayan; Kürt halkının ve mücadele güçlerinin yaşadığı ölümcül riskleri görmezden gelen, her türlü hakareti, küfrü kullanmakta beis görmeyen bu çevrelerin, bu tavrı ve pozisyonları, bunca yıldır yaşanan büyük acı ve yıkımlarda  onları sorumlu kılmaktadır. Hamide Rencüs’ün “Hakkımı Helal Etmiyorum” başlıklı yazısındaki irin ve kusmuk kokan söylem ve manipülasyon, bu tipik aydın, sözde muhalif ve solcu tavrının adeta bir özeti gibi. Bu yazının bütününde bu zihniyetin hamasetindeki hadesati görmek mümkün.

Kürt halkı, Kürt Özgürlük Hareketi’ne, Önderliğine, mücadele ve müzakere güçlerine güveniyor. Türk devletinin bu masada neden ve hangi mücbir sebeple oturmakta olduğunu ve mücbir sebeplerle oturmaya devam ettiğini en iyi onlar görüyor. Bu süreç, her geçtiği yerden içine küçük akarsuları alarak bir nehir gibi çoğalmakta ve denize doğru akışını sürdürmektedir. Özgürlük mücadelesi şehitlerini sahiplenişteki irade, halkın kendisini bu mücadelenin ve bu sürecin sahibi olarak görmesindendir. Ne ırkçı, milliyetçi, mezhepçi Türkçülüğün ne de hamasetin ve masa başında söz kurma şehvetine kapılmış sözde Kürtperverliğin bu akışı durdurabilme gücü yoktur.  Devlet de bu durdurma kudretine sahip olmadığı için o müzakere masasındadır zaten.