Suriye ve Irak’ın celladı diye bizlere sunulan Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) adındaki çete, El Kaide’nin çocuğu Nusra, Türk MİT’nin özel ordusu Özgür Suriye (ÖSO) ordusu ile uyduruk Tugaylar birer paravandır. Yangın, yıkım ve ölümlerin sebebiyle sonucu TC’dir. Kanın müsebbibi o...

Daha hiç bir şey yokken, savaşın ana kumanda merkezi, eğitim üssü TC'de kuruldu. Silah ve tedarik edilen kiralık katiller bu üslere yığıldı.

Terör unsurları, bu kamplarda özü ırkçılık olan "İhvan" (Müslüman Kardeşler Teşkilatı) idolojisiyle motive edildi. Sonra ilk vuruşlar yapıldı.

Recep Erdoğan‘ın, partisinin grup toplantısında “ben, eş başkanıyım“ diye övündüğü Büyük Ortadoğu Projesi, bu kanlı kargaşanın adıydı.

Erdoğan‘ın, bir gün öncesine kadar “kardeşim" dediği Esad, aniden katil olmuştu. Çünkü, Esad gönüllü olarak iktidarı devretmeye yanaşmamıştı. Böyle diyordu, Esad...

Hazırlıklardan sonra, 2012 yılında terör düğmesine basıldı. Kara bayraklı, pecmurde sakallı, kara kılıklı silahlı adamlar, sabahları Türkçe konuşan komutanların liderliğinde, sınırı geçiyor, insan kanı döküp soygun, talan ve yıkım yaptıktan sonra, akşam geri geliyorlardı.

Recep Erdoğan, bu sırada Suriye’nin fethine çıkmış Osmanlı Sultanı edalıydı. Aldığı zafer haberlerine bakarak, halkına, yakında Şam'da Cuma namazı kılacağını müjdeliyordu.

Bu arada Suriye soyuluyor, tarihi talan ediliyordu. Ülkenin zenginlikleri, petrolü, fabrika aksanları, Türk pazarlarında ganimet malı olarak alıcılarına sunuluyor, talanla yeni tip Türk zenginleri yaratılıyor, Türk ekonomisi Ermeni, Yahudi, Kürt talanından sonra, bir kere daha talanla besleniyordu.

Ancak, Erdoğan açısından her şey yolundayken, Kürtlerin ana yurtları ve onurlarını savunmaya geçmesiyle, döngü tersine işlemeye başladı. Haydutların önü kesilmişti. Destanımsı Kobanê savunması ilk yenilgilerini tattılar. Erdoğan, misilleme olarak yer yüzündeki bütün Kürtleri terörist ilan etti. Rakka’yı kurtarmak için hamle yaptığında ise artık çok geçti.

Herkes IŞİD, derken Türk devleti kamuflajlı olarak sahadaydı. Fakat dünya çirkin ve kokuşuktu. Bütün benzeşlerini koruyan, besleyen asıl haydutu görüyor, ama kör rolü oynuyordu, kirli dünya. Biri ötekini suçunu görtüyor, ötede Mafyavari yöntemlerle birbirine madik atıyor, tökezletmek için, ayakların dibinde kuyular kazıyor, şantaj ve entrika dümenleri tutuyorlardı. Sonra hiç bir şey olmamış gibi dostça, kardeşçe kucaklaşıp öpüşüyorlardı.

Erdoğan, bozulup kokuşmuş bu dünyanın entrika gülüydü. Amerikan kolundan çıkıp Ruslara koşuyor, Rusları rüşvet, ihale ve ticaretle bağlayıp Suriye'den parçalar koparıyordu.

Amerikan yurttaşlarını tutuklayıp takasa kalkışıyor, Avrupa'dan haraç almak için elinin altındaki mültecileri öne sürüyor, “bana para vermezseniz, kalabalıkları kıyılarınıza salarım“ entrikasına girişiyor, bu arada Türk Mafyası, tekneler, lastik botlar, kayıklara doldurdukları mültecileri Avrupa kıyılarına çıkarıyordu.

Şantaj, sonunda tutuyor, sövüp aşağıladığı, Nazi artığı diyerek hakaret ettiği Almanya Başbakanı Merkel, AB’yi ikna ediyor, Erdoğan'a istediği parayı verdiriyordu. Merkel bununla kalmıyor, farklı platformlarda Erdoğan’ın ardında duruyordu.

Onuruna düşkün Almanlar için, hüzün verici bir durumdu, bu. Olanları, içine sidiremedi.

Erdoğanı, ayağının altına kırmızı halılar sererek ağırlayan Merkel‘i cezalandırdı, Alman halkı. Son yerel seçimlerde, desteğini keserek ona, politika sahnesini terk kartını gösterdi. Ve o, zorunlu olarak “pes" dedi.

Erdoğan, bu çağın en namlı vebalılarındandı. Demokrasi geleneği olan toplumlar, ona yanaşan, yanında, ardında yer alanları affetmiyor, vebalı gibi saf dışı ediyordu. Erdoğan’ın kazdığı dostluk çukuruna düşen Merkel, bunun örneğiydi.